23.11.2008
29.05.2007 15:19

Devrimci Cephenin Hedefi – Yürüyüş

 

Hayatın dayatması, birlik ihtiyacı, o kadar güçlüdür ki, bugünlerde solun hemen her kesimi şu veya bu biçimde bir cepheden sözediyor.

Devrimci Cephe anti-emperyalist, anti-oligarşik bütün halk güçlerinin birliğidir
Devrimci Cephenin hedefi bağımsız demokratik Türkiye'dir

Egemen sınıflar arasında kıran kırana bir savaş sürüyor. Birbirlerini en ağır şekilde suçluyor, birbirlerinin kadrolarını çalıyor, hiçbir kural, sınır tanımadan seçim sandığında birbirlerinin sırtını yere getirmek için çabalıyorlar.

Fakat bu sadece bir görünümdür. Bir an bile unutulmaması gerekir ki, egemen sınıflar arasında gerçekleşiyor görünen bu savaş, özü ve esası itibariyle, aslında egemen sınıflarla halk arasındaki bir savaştır. Seçim sandığı etrafındaki kavgaları, dalavereleri, kitleleri aldatmaya ve düzene yedeklemeye devam edebilmek içindir. Sandıkta birbirinin gözünü oyacakmış gibi görünen düzen güçleri, emperyalist tekellerin isteklerini yerine getirmekte, halkın mücadelesini bastırmakta işbirliğini aralıksız sürdürüyorlar.

Sınıflar mevzilenmesi açısından ezenlerin ve ezilenlerin durumuna bakıldığında, karşı-devrim cephesinin kendi mevzilenmesini, belli uzlaşmalar temelinde tahkim ettiği görülüyor. Gerek düzen partileri arasındaki, gerekse de hükümet ve Genelkurmay arasındaki güç ve iktidar kavgalarına rağmen, sınıf çıkarları noktasında birliktedirler. Halkın mücadelesini engelleme ve emperyalistlerin isteklerini yerine getirme karşı-devrim cephesinin "asgari müştereği"dir.

Halk cephesinde ise, tablo "birlik" görünümünden uzaktır. Bütün halk güçlerini birarada tutacak bir "asgari müşterek" anlayışı gelişmemiştir. Böyle bir zemin yaratılamadığı için de, halkın mevzilerini tahkim etmesi bir yana, dağınıklık hüküm sürmektedir.

Bu durum, halkı ve solu GÜÇSÜZ kılmakta ve artık bu sonucu da kimse görmezden gelememektedir. Çünkü güçsüzlük, karşı-devrimin saldırılarını geriletecek, planlarını bozacak politikaların uygulanmasını da zorlaştırmakta, yer yer imkânsızlaştırmaktadır. Bu nedenledir ki, "3. cephe" tartışmaları adeta hayat tarafından dayatılmıştır sola. Hayatın dayatması, birlik ihtiyacı, o kadar güçlüdür ki, bugünlerde solun hemen her kesimi şu veya bu biçimde bir cepheden sözediyor.

 
Tanımlama sorunu:

Öncelikle şunu belirtelim; Çankaya'ya "dindar" ve eşi türbanlı bir Cumhurbaşkanı çıkarılmak istenmesine karşı Genelkurmay'ın "muhtırası"nın ardından hem AKP'ye, hem Genelkurmay'a karşı tutum geliştirme anlamında telaffuz edilen "3. Cephe" deyimi, solun konumunu ve görevini izah etmek açısından yetersiz olduğu gibi, yanlışlıklara da kapı aralayan bir kavramdır. "3. Cephe" deyimi daha çok, birincisi "darbeci", ikincisi "şeriatçı" iki cephenin karşısına 3. bir cephe olarak çıkma anlamında kullanılıyor. Ancak bu kullanım laiklik-şeriat ekseninde süren kavganın "iktidar içi" bir kavga olduğunu perdelemekte, onların ayrı cepheler olduğunu zımnen kabul etmiş olmaktadır.

Hayır, onlar AYNI CEPHEDE'dirler. "Şeriatçılık-laiklik" ideolojik kılıfıyla sürdürülen AKP-Genelkurmay kavgası, oligarşi içi bir kavgadır. Dolayısıyla 1. cephe ve 2. cephe değillerdir. Onlar tek bir cephedirler; bu cephenin adı da karşı-devrim cephesi'dir. Böyle olduğu içindir ki de, bu cephenin karşısına koyacağımız cephe, 3. cephe değil, devrim cephesidir.

Bugüne kadar yüzlerce örneğine tanık olduğumuz gibi darbeciler ve şeriatçılar, Genelkurmay ve AKP, halk güçleri karşısında tek bir blokturlar. "Laik cephe" ile "şeriatçı cephe", aralarında antagonist (uzlaşmaz) çelişkiler olan kesimler değillerdir; tam tersine, 1950'lerden bu yanaki yaklaşık 60 yıllık tarih onların halka, devrimcilere karşı nasıl uzlaşabilir olduğunun tanığıdır.

"3. cephe" kavramını kullanmak, bu kesimler arasındaki kavganın gerçekten inanç özgürlüğü adına veya laiklik, demokrasi adına verilen bir kavga olduğu demagojilerini güçlendirir.

3. cephe kavramı bu nedenle terkedilmelidir. Bizim onların -egemen sınıfların- tümüne karşı bir cephe olarak çıktığımızı gösteren kavramlar tercih edilmelidir.

Bu noktada ise, ne yeni kavramlar üretmeye, ne yeni Amerikalar keşfetmeye ihtiyaç yoktur.

Siyasal hedeflerine ve bileşimine göre bu cephe devrimci cephe veya devrimci demokratik cephe olmalıdır. Bunlar birbirinin alternatifi de değildir. Hem devrimci güçleri biraraya getiren birlikler, hem devrimcilerle demokrat kesimleri biraraya getiren farklı örgütlenme biçimleri hayata geçirilebilir.

Sorun, emperyalizmin ve oligarşini karşısına, tüm halk güçlerini, emperyalizmle ve oligarşiyle çelişkisi olan tüm güçleri kapsayan birlikteliklerle çıkmaya karar verme meselesidir. Kapsamlı ve uzun vadeli cephesel birliktelikler oluşturamıyorsak eğer, bu, cephenin biçiminde, tüzüğünde anlaşamadığımız için değil, solun genelinde böyle bir karar ve politika olmamasındandır.

Bugünkü koşullar, solun tüm kesimlerinin "3. cephe" olarak ortaya çıkmasını gerektiriyor deniyorsa, o zaman artık bu karar verilmelidir. Karar verildikten sonraki çıkması muhtemel engeller, zahmetli de olsa, eninde sonunda aşılır.

Cephe'nin ufku ve hedefi

Devrimci Cephe veya Devrimci Demokratik Cephe, asgari bir program olarak bağımsız, demokratik Türkiye'yi hedefleyecektir. Kuşkusuz, hedefleri daha daraltılmış başka birliktelikler de olabilir. Ancak ülkemizin koşullarını doğru değerlendiren herkesin açıkça görüp kabul edeceği gibi, bağımsızlık ve demokrasi, tüm halk kesimlerinin, tüm devrimci, ilerici, demokrat, vatansever güçlerin birleşebileceği bir zemindir.

Bu ifade tarzından yola çıkılarak, bunun güncel ihtiyaçlara cevap vermeyeceği düşünülmemeli. Tam tersine, ancak ufku geniş bir birliktelik, bugünün somut ihtiyaçlarına da cevap verebilir. Cephe, kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri planlar ve en acil, yakıcı olanlarından sınıflar mücadelesine müdahale etmeye başlar. Böyle bir perspektif de reformist devrimci, legal illegal, tüm siyasi hareketleri ortak bir zeminde birleştirebilir.

Her siyasi hareketin iddiasının, benimsediği stratejiye uygun planlarının olması doğaldır. Ancak bu iddia ve planlar, halk güçlerinin birliğinin önüne engel olarak çıkarılamaz. Çıkarıldığı noktada halkın ve devrimin çıkarları bir yana konulmuş, grup çıkarları esas alınmış olur.

Gerek devrimci cephenin oluşturulması, gerekse de daha geniş kesimleri kucaklayacak devrimci demokratik cephenin oluşturulması için, geçtiğimiz yıllar içinde birçok çağrı yaptık.

Ama şu kadarını söyleyelim ki, kimse hemen hiçbir heyecan duymadı bu öneriler karşısında. "Cephe" düşüncesi bir tek seçim dönemlerinde hatırlanıyor, bir tek seçim dönemlerinde heyecanlanılıyor. O halde, onları heyecanlandıran nedir? Cephe düşüncesi mi, cepheyi basamak yapıp kazanabileceklerini düşündükleri parlamento koltukları mı?

Beyinler oraya endekslenmiş adeta. Büyük iddialarla oluşturulan platformların, blokların seçim sonrası unutulması da bu endekslenmenin bir göstergesi değil mi?

Parlamenter mücadele tartışma konumuz değil; ama her şeyi seçimlere endekslemek, bu mücadeleyi benimseyenler için bile bir yanlıştır, çarpıklıktır. Bir devrimcinin, bir örgütün beyni nasıl bu kadar daralabilir? Seçim birliğinin ötesini düşünememek, iktidar iddiasını kaybetmiş olmaktır. Nitekim bu iddiasızlık ve ufuksuzluk, parlamenter zeminde mücadele edenlerin bu zeminde birleşememeleriyle de kendini gösteriyor.

Her olgu kendi gerçekliği içinde değerlendirilir. Seçimlerle sınırlı olarak oluşturulmuş bir birlik, salt niyetlere dayanılarak farklı bir birliğe dönüştürülemez. "Biz onu böyle düşünüyoruz" demek bir şey ifade etmez. Tam tersine olgunun gerçekliğini görmezden gelerek "ben öyle düşünüyorum" demek kendini –ve dolayısıyla da tabanını– aldatmaktır. Nitekim, bugüne kadarki seçim birlikteliklerinin çoğunda bu aldatmaca yaşandı.

Bu anlamda biz çağrımızı tekrarlamaya devam ediyoruz; gelin devrim cephesini kuralım. Halkın ekonomik-demokratik mücadelesini geliştirecek devrimci, demokratik cepheyi kuralım. Gerekli olan budur. İhtiyaç olan budur. Seçimin ertesi günü hatırlanmayacak birliklerle kendimizi ve halkı aldatmayalım.

Eğer karşı-devrim cephesinin oyunlarını bozmak, onların kitleleri laiklik-şeriat ikilemiyle, darbe veya islamcı iktidar tehditleriyle korkutarak yanına çekmelerini engellemek istiyorsak, gerçek bir cephe seçeneğiyle çıkmalıyız ortaya.

Ne yazık ki, aşağıda bir örneğini vereceğimiz gibi, süreci sadece seçimle sınırlayan yaklaşımlarda ısrar ediliyor: "Seçim barajı ve anti-demokratik seçim yasalarının dayatıldığı bugünkü ortamda, demokrasi güçlerinin dağınık değil birlikte hareketi daha da önem kazanmıştır. ... Bu ortamda halka reva görülen; 'ya kırk katır, ya kırk satır' dayatmasını kabul etmemek, anti-demokratik zorlamaları, barajları, yasaklamaları aşmak için tüm emek, demokrasi ve barış güçlerinin seçimlerde birlikte hareket etmeleri, yaşamsal önemdedir." (Evrensel'den, 21 Mayıs 2007)

Bu yaklaşımların bırakın devrim iddiası ve perspektifini, "demokrasi mücadelesi" ufku kaybolmuştur. Seçimlerde birlikte hareket etmek, "cephe" oluşturmak, birkaç ismin aday gösterilip gösterilmemesine indirgenmiştir.

Mesele, şuraya kadar gelmiştir; eğer DTP, birkaç şehirde ortak aday göstermeyi kabul ederse, "cephe" kurtulmuş olacak, eğer olmazsa "cephe"ye yazık olacaktır. Devrimci demokratik güçlerin birliği, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin kaderi salt böyle bir şeye bağlanabilir mi? Burada halk güçlerini birleştirmeyi ve bütün olarak halkın mücadelesini geliştirmeyi amaçlayan bir bakış açısı yoktur. Bütün bakış açısı, seçimlerle sınırlanmıştır. Sınırlandırılmış hedefler, güdükleşmiş bir politika ve iki adım ötesini göremeyen bir ufuksuzluk... Durumun özeti budur.

İddialı olalım, büyük düşünelim, sorumluluk duyalım!

Bugün halkın ihtiyacı olan cephe, seçimlerle sınırlandırılamayacağı gibi, "barış" gibi belli kesimleri ifade eden politikalarla da sınırlandırılamaz.

"Barış" çeşitli siyasal güçlerin politikası olabilir; ancak devrimci demokratik bir cephenin politikasının odağına "barış"ı oturtmaya çalışmak, daha baştan bu cephenin doğmasını engellemek demektir.

Bu anlayışı benimseyen güçler "barış" odaklı çeşitli birlikler de kurabilirler: Ama bu, sözü edilen cephe olmaz. Karşı-devrim karşısında bir cephe oluşturmak anlamında bir işlevi yerine getirmez.

Cepheyi oluşturmak, politikada ve örgütlenmede benmerkezcilikten çıkmak demektir. Kendi politikasını, kendi örgütlenme modelini dayatmak, cepheyi oluşturma niyetine sahip olunmadığını baştan ortaya koymaktır.

Hatırlanacağı gibi, tüm halk güçlerinin en geniş birliğini sağlamak üzere Demokratik Muhalefet Meclisi'ni önermiştik yaklaşık on yıl önce. Bu öneride bir biçim dayatılmıyordu, meclis katılan tüm güçlerin katkısıyla biçimlenecekti. Olmadı. Sonuç şudur: Cepheyi herkes kendi şablonlarına oturtmaya çalıştığı için, hayatın ve halkın ihtiyaçlarıyla bir birliktelik şekillendirmeye girişemediğimiz için birlik açısından bu kadar geriyiz.

Mesela ÖDP kurucularından, Birgün Gazetesi yazarlarından Oğuzhan Müftüoğlu'nun, gündemdeki "3. cephe" tartışmalarına dair söylediklerine baktığımızda, bu benmerkezciliğin bir biçimini daha görmek mümkün:

"Önümüzdeki erken seçim sürecinde kitlelerin 'söz yetki karar' sahibi olmalarını hedefleyen bir 'üçüncü cephe' ihtiyacı bir kere daha önümüze çıkıyor. Ancak maalesef böyle bir cephenin oluşumu için şu an yeterli bir fikri, örgütsel temelin olduğunu söylemek mümkün değil. Aslında ÖDP bu ihtiyacı karşılamak üzere cephesel ve kitlesel bir parti olarak önerilip kurulmuştu. Türkiye solu bu imkânı bu güne kadar doğru değerlendirememiştir." (Birgün, 19 Mayıs 2007)

Bu sözler Müftüoğlu'nun bir cephe fikrinden ne kadar uzak olduğunu veya cephenin reformizmin beyninde ne kadar soyut bir olguya dönüştüğünü gösterir.

Birincisi, Müftüoğlu da "seçim eksenli" konuşuyor. İkincisi, cephe için fikri, örgütsel temel yok demek, umutsuzluk ve iddiasızlıktır. Bu temeli hazırlayacak olan başka, gizli bir güç değil; biziz. Üçüncüsü, meselenin ÖDP yanı ise, mizahidir. ÖDP "cephesel" bir partiymiş de, ÖDP'yle Türkiye soluna bir imkân sunmuşlar da, sol bu imkânı değerlendirememiş!!! Biraz mütevazilik, biraz da gerçekçilik gerek.

ÖDP, bırakın sola imkân sunmayı, kendini toparlamaya çalışmanın ürünüydü. İkincisi, kendi içindeki bir kaç "kanat"ı bile yaşatamayan bir grupçuluğun "cephesel" olduğu iddiası ciddiye alınamaz.

Müftüoğlu, gerçek bir cephe düşüncesinden o kadar uzaktır ki, yazısını da şöyle tamamlıyor: "Ülkemizde süregiden egemenler çatışmasına karşı, emekçi halkı... bir güç haline getirebilmek için en büyük fikri yığınak her şeye rağmen oradadır [ÖDP'dedir] ve yapılabilecek olan şey de, meclise milletvekili sokma hayali peşinde koşmadan, bu olanağı güçlendirmeye çalışmaktan başka bir şey değildir."

Grupçuluğun bu kadarına pes. Hem birlikten, cepheden sözediyor, sonra da ÖDP'ye gelin diye bağlıyor... Cephenin "fikri temeli yok" derken, ihtimal ki, kendi düşüncelerini ifade etmektedirler. Çünkü yukarıdaki yaklaşımda cepheyi savunan, yaratmaya çalışan bir fikir yoktur. Sadece madem herkes cepheden sözediyor, biz de "cepheden yana görünelim" diye özetlenebilecek bir oportünizm vardır.

Bunlar aşılmalıdır. Bu iddiasızlık ve sorumsuzluk aşılmalıdır. Halkın mevzilerini tahkim etmek için, grupçuluktan, benmerkezcilikten uzaklaşılmalıdır.

Doğrudur; karşı-devrimci güçler, kitleleri kendine yedekleyebiliyor. Kitleleri suni ikilemler içinde, yanlış hedeflere yöneltebiliyor. Ve AKP'siyle, Genelkurmay'ıyla, CHP'siyle, MHP'siyle burjuvazinin bunu bu kadar kolay başarabilmesinin en önemli nedenlerinden biri, solun bir TARAF olarak, bir ALTERNATİF olarak siyasi arenaya müdahale edememesidir. Cephe, işte bunun için gereklidir. Düzenin sınırları içinde parlamentoculuk oyunuyla yetinenler elbette yakıcı bir ihtiyaç duymayacaklardır cepheye. Bu ihtiyacı, devrimde, demokraside iddialı ve kararlı olanlar duyuyor.

Fakat biz bu çerçeveyi genişletmek istiyoruz. Devrimci, demokrat, ilerici tüm güçler bu ihtiyacı duymalı ve bu ihtiyacın karşılanması için de iddialı ve kararlı olmalı. Cephe tartışmalarında sık sık 1 Mayıs 2007'deki birliktelik örnek veriliyor. Elbette doğru bir örnektir, güncel bir örnektir. Fakat ufkumuzu sınırlamasın bu örnek; solun başarabileceklerinin yanında aslında 1 Mayıs, tali kalır. Çünkü, ülkemizin tüm devrimci, demokrat, ilerici güçlerinin, örgütlü bütün halk güçlerinin biraraya getirilebildiği bir cephe, çok daha fazlasını başarabilecektir.

(Yürüyüş, Sayı: 106, 27 Mayıs ’07)


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30