23.11.2008
12.08.2007 15:31

Bu çizgi DTP'ye elindekini de kaybettirir! – Yürüyüş

 

Düşman zor yöntemleri ile yok edemiyorsa, kendi çizgisine çekmeye, sistem içinde eritip yok etmeye, "zararsız" hale getirmeye çalışır...

DTP kendini oligarşiye kanıtlama çizgisine girmemelidir!

Vatan: Güzel Başladı... Hürriyet: Başlangıç Güzel Oldu... Yeni Şafak: Hep böyle olsun... Sabah: Başladığı gibi sürsün... Star: Yeni döneme zarif başlangıç... Radikal: Başladığı gibi bitsin... Milliyet: Mecliste sıcak başlangıç...

Bunlar; TBMM'nin açılışından yansıyan, DTP'lilerle MHP liderinin el sıkışması görüntüsünün manşetlerden alkışlanmasıydı. Burjuvazi çok sevindi bu görüntüye, "el sıkışma"dan siyasi sonuçlar çıkarma, daha doğrusu, el sıkışma üzerinden DTP yönlendirilmeye, "tamam işte böyle yapmalısınız" havasını pompalama yarışına girildi. Hatta "siyasi sonuçlar çıkarma"da, ifrata varan değerlendirmeler de yapıldı.

Örneğin, Sabah Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, tokalaşmanın, "sıradan" olmadığını belirterek, "Karşılıklı yanlışların kabulü, çözümün diyalog ve karşılıklı saygıdan geçtiğinin bir kanıtı" olduğunu söylüyordu. Oysa ortada, egemen sınıflar cephesinden bir "yanlış kabulü", "diyalog" gibi bir niyet, ya da bu yönde en küçük bir belirti dahi yoktur. Tersine, "suçlu" olanın Kürtler ve DTP olduğu her fırsatta işlenmeye devam edilmektedir.

7 Ağustos tarihli Milliyet'in, fotoğrafı değerlendiren başyazısı, bunun tipik bir örneğidir. "PKK terörünün patlak vermesinden sonra belki de ilk kez, sorunun demokrasi içinde, meclis zemininde çözüme kavuşturulabileceği yolunda bir beklentinin ortaya çıktığı" tespitini yapan Milliyet, öte yandan da "Çözümün kolay olmayacağını hatırdan çıkarmayalım" diyor. Peki "çözümü zorlaştıran ne?" diye sorduğunuzda ise, asla oligarşi cephesi olmadığı, tümüyle DTP üzerinde yoğunlaştırıldığı görülüyor. DTP, "Kandil"e, Öcalan'a karşı kışkırtılmaya çalışılıyor, 'bağını kes' mesajı veriliyor. Yani, sorunun kaynağı tamamen PKK! Sorunun adı ise, "terör", bu zihniyete göre. Bu zihniyet "barışçıl, demokratik çözüm"den yana olabilir mi? İstedikleri ve o fotoğrafta gördükleri de aslında sadece teslimiyettir. DTP'ye, 'varolacaksan, bizim çizdiğimiz sınırlar içine gireceksin' denilmektedir.

AKP'nin bölgede kazandığı "başarıyı" da bu zeminde değerlendirmek istiyorlar. Aynı başyazıda aba altında sopa gösterircesine, AKP'nin oyları eşitlediğinin, bazı yerlerde "DTP'yi ezip geçtiğinin" hatırlatılması bundandır. Oligarşi dün nasıl Hizbullah'ı kullandıysa, bugün de AKP'yi ve tarikatları kullanıyor. Batıda AKP'ye karşı çıkanlar dahi, doğuda AKP ile aynı cephede yer alıyor, sonuçtan memnuniyetlerini açıkça ifade ediyor.

Yemin töreninden hareketle düzen cephesinden yoğun şekilde yapılan propagandalardan biri de, DTP'lilerin "94'teki hatayı tekrarlamadıkları." Halkın seçtiği vekilleri karga tulumba hapse atan onlar değil adeta. Yüzsüzce, arsızca tarihi tersine çevirmek, suçlarını mağdur olana yüklemek istiyorlar. '94'teki "hata" DTP'lilerin değil, oligarşinin meclisinindir. Olgunluk, demokratlık, saygı göstermesi gerekenler; demokratlar, yurtseverler değil, düzenin temsilcileridir. Leyla Zanalar o gün kendi çizgilerinde "onurlu" bir duruş sergiledi ve bedel ödediler. DTP'liler bu tarihi asla unutmamalı, o tarihi inkâr üzerinden politika yaparak, kendilerini ispatlama gibi bir yanlışa düşmemelidirler. Hiç kimse bugün yaşananı, "yemin gönüllü değil" diye teorileştirip kendini aldatmasın.

Bu askeri, siyasi, ideolojik her cephede süren bir savaştır. Oligarşi cephesinden '94'ü bir "hata" olarak niteleyip, bugünü alkışlamak ve "haydi bir adım daha" temposu tutmak, çıkarlarına uygun olandır. Anlaşılır olmayan, olmaması gereken DTP'lilerde de ağırlıklı olarak aynı ruh halinin hakim olmasıdır.

Deniliyor ki, yemin öncesi şovenistler havayı körüklediler, MHP ile çatışma beklentisi yarattılar, Kürtçe yemin söylemleri ile provoke etmeye çalıştılar... DTP ise Bahçeli ile el sıkışarak, yeminde "sorun" çıkarmayarak bu oyunu bozdu!

Tabi soruna devrimci bir açıdan bakılmazsa böyle de düşünülebilir! Ve "provokasyona gelmedik" klişesi her geri adım için bir açıklama olabilir! Ancak bu, gerçeği değiştirmez. Yemin töreni öncesi bu havayı pompalayanlar ne istediler; DTP'yi istediği çizgiye çekmek. Bunun "provokasyona gelerek" ya da "gelmeyerek" olmasının ne önemi var.

Sorun, bu dayatmanın dışına çıkabilmek, politikada, söylemde devrimci bir çizgiyi tutturmaktır, oligarşinin değil, direnen bir halkın meşruluğuna sırtını dayamaktır.

El sıkışma konusu da aynı şekilde. Mesele Bahçeli ile tokalaşmanın ötesinde, böyle bir resim karesinden ve bunun yaratacağı tartışmalardan bir beklenti içine girmektir. Bu beklenti, düzenin meşruluk çizgisinin dışında bir şey değildir. "Ailecek milli maça gitmekten" sözediliyor. Yani kısacası bir "güven verme" düşüncesi hakim tüm açıklama ve politikalara. Bu beklenti değil midir ki, AKP gerçeği Kürt halkı nezdinde teşhir edilmemiş, ideolojik mücadele yapılmamıştır. Aynı zihniyet sürdükçe, bu kez de barış adına, "MHP çözüm gücü olabilir" söylemi adına MHP eleştirisi askıya alınır.

Bahçeli'nin iki gün süren nezaketi ve 'ip' atma siyasetine dönüş

Oligarşi cephesinde ise asla Kürt halkına "güven verme", haklarını tanıyarak "el uzatma" gibi bir yaklaşım sözkonusu değil.

Burjuva basında, DTP'lilerin elini sıkan Devlet Bahçeli'nin "nezaketi" üzerine güzellemeler yapılıp, bu sahneden siyasi analizler çıkarılırken, ilk grup toplantısında MHP lideri sarfettiği şu sözlerle, "nezaketin" sadece iki günlük olduğunu ortaya koymaktan çekinmedi:

"Bir eliyle bizim elimizi sıkanlar, öteki eliyle Mehmetçiğe kurşun sıkılmasına asla tahammülümüz olmayacaktır..."

Hani "terör" ile, "yasal zemindeki Kürt'ü" ayıracaklardı!

Bunlar demagojiden ibaret. Oligarşik düzenin güçlerinin gözünde, Kürtlüğünü inkar etmeyen tüm Kürtler birdir, suçludur, teröristtir! DTP'yi silahlı bir hareketle eşdeğer gördüğünü daha nasıl anlatsın! Faşizmin klasik bakışı budur.

Hiç kimse oligarşiden, özellikle faşist hareketten, şovenizme sarılmadan, "terör" demagojisine sırtını yaslamadan politika yapmasını beklemesin. Varlık koşulu buna bağlıdır; Kürt'ü imha, asimile ve inkar siyasetinden, ırkçı milliyetçilikten beslenirler.

Böyle bir zihniyetle el sıkışmayı teorileştirmenin Kürt halkının mücadelesine bir yararı yoktur. Tam tersine, DTP meşruluk, haklılık çizgisine yöneltilmelidir.

Kimdir Bahçeli, bunu anlatmayacağız; herkes biliyor. MHP'nin geçmişi, temsil ettiği ideoloji bir yana, daha dün meydanlarda Öcalan'a "ip" atan o sıkılan el değil miydi!

Denilebilir ki, siyaset "intikamla", "duygusallıkla" yürütülemez.

Doğrudur! Ancak düşman cephesinde hiçbir konuda en küçük bir değişim, geri adım sözkonusu değilse, o elleri sıkmamak, intikamcılık ya da siyaset bilmemek değil, kendi değerlerine sahip çıkmaktır.

Bu Meclis hiçbir sorunu çözemez! Kürt halkının mücadelesi meşrudur

DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, düzen cephesinden, "PKK'yi kına, PKK'ye 'terörist' de" dayatmalarına karşı, PKK'nin mücadelesinin meşruluğunu savunmak yerine, "Kınıyorum, terörist, dediğim zaman benim etkim ne kadar olur?" söylemine sığınıyor.

Ne demek şimdi bu? Taktik olarak mı demiyorsun o zaman!

"Terör" olduğu konusunda farklı düşünmüyor, tek kaygısı, bunu söylerse PKK üzerinde, Kürt halkı üzerinde etkisi kalmaması. Bu sözün "düz" okunuşu böyledir. Böyle bir söyleme "politika" adına başvuruluyorsa, hemen söyleyelim, bunun adı politika değildir. Yıllarca bedel ödeyen bir halkın mücadelesinin meşruluğuna sığınmak yerine, düzenin meşru kabul ettiği söyleme, çizgiye sığınmak Kürt halkına hiçbir şey kazandırmayacaktır.

Bazı kesimlerin Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözümü için "muhatap" arayıp bulamadığı, DTP'lilerin meclise girişiyle bu bahanenin ortadan kalktığı söyleniyor.

Bunlar hayal dünyasının ürünüdür. Oligarşi içinde hiçbir kesimin "Kürt sorununa barışçıl, demokratik çözüm" gibi bir politikası olmadığı gibi, böyle bir politikaları olsa dahi, bunun için DTP'nin parlamentoya girmesi mi gerekiyordu? Tam tersine, DTP'nin artık Kürt halkını temsil gücünü AKP'ye kaptırdığı üzerinde tepinenler de aynı kesimlerdir. Bunlar hep burjuvaziden beklenti içinde olan bakış açısının ürünüdür. Tıpkı Ahmet Türk'ün, seçmenlerinin Ankara'yı "çözüm adresi" gördükleri için kendilerini Meclis'e gönderdiğini söylemesinde olduğu gibi; ya da kimilerinin bu meclise, "kurucu meclis" görevi yüklemesinde; bazı Kürt milliyetçi yazarların, (hangi koşullardan sözediyorsa!), "günümüzde koşullarının Meclis'ten yana olduğunu, Meclis iradesine sahip çıkarsa çok şeyin değişeceği, Türkler ve Kürtler için güzel bir geleceğin inşa edileceğini" söylemesinde olduğu gibi.

Oligarşinin Meclisi tarihi boyunca halkın temel sorunlarında asla çözüm gücü olmamıştır. Aksine, sorunun kaynağı, emperyalizmin ve işbirlikçi oligarşinin politikaları doğrultusunda kararların alındığı bir yer olmuştur.

DTP de bu gerçeği, asla unutmamalı, grup kurmasından hareketle, meclisin bu niteliğinin değiştiği gibi bir yanılsamayı Kürt halkında yaratmamalıdır.

Bu gerçek unutulduğunda, sapılacak çizgi bir çıkmaz olacaktır.

Düşman zor yöntemleri ile yok edemiyorsa, kendi çizgisine çekmeye, sistem içinde eritip yok etmeye, "zararsız" hale getirmeye çalışır. Bu, Kürtler'e, DTP'ye özgü bir politika değil, tüm dünyada egemen sınıfların uyguladığı ve sonuçlarının yine birçok ülkede görüldüğü bir politikadır. Örneklere girmeyeceğiz, ancak açık olan şu ki, bu politikaya prim verenler, düzenin açtığı kanalda meşruiyet arayıp o yoldan yürümeye kalkanlar hep kaybetmiştir. Kaybedenler ezilenler, kazananlar egemen sınıflar olmuştur.

Bu çizgi DTP'ye elinde olanı da kaptırtır. İcazetçi çizginin sonu yoktur; düşman hep daha fazlasını isteyecektir...

Elbette parlamento zemini, Kürt halkının meşru mücadelesini geliştirmekte kullanılabilir, ancak oranın "çözüm gücü" olmadığı, çözümün Türk, Kürt ve tüm milliyetlerden halkların birlikte mücadelesi ile kurulacak halk iktidarında olduğu gerçeği asla unutulmamalıdır.

***

Evrensel neyi alkışlıyor?

DTP'lilerin MHP'lilerle el sıkışmasında "olumluluk" bulan sadece burjuva basın değildi. EMEP'in yayın organı Evrensel de aynı görüntülerde "olumluluk" keşfetti.

6 Ağustos tarihli başyazıda, burjuva basının manşetleri hatırlatılıyor ve Kürtler'e karşı önyargıları ile bilinen medyanın "böyle başlıklar atması olumlu" sayılıp, "Başlığı gibi gitsin" dileğinde bulunuluyor.

Ne zamandır devrimciler; burjuva medyanın alkışladığı olayı aynı şekilde alkışlıyor? Burjuva medyanın alkışladığı o görüntülerde, MHP ve DTP'lilerin "karanlık senaryoların sahiplerini hayal kırıklığına uğrattıklarını" mı görüyor Evrensel? (İhsan Çaralan, 6 Ağustos) Nasıl bir bakış açısıdır ki, burjuva basının köşe yazarlarıyla paralel bir çıkarsama ile; yemin töreninin, "olaysız" geçmesinin; oligarşinin Meclisinin, "Kürt sorununun tartışıldığı meşru bir platform olması, barış ve demokrasiden söz edilmesi için cesaret verici olduğu" (Çaralan) sonucuna varılıyor. O zaman '94'te "olay çıkaranlar" mı yok etmiştir bu zemini? Bu meclis kimin çıkarlarını temsil etmektedir ki, bir el sıkışma ile "meşru" oluvermiştir?

Evrensel devrimciliği, meşruluğu mu unuttu? Evrensel el sıkışmakla çözüm çıkmayacağını göremeyecek kadar körleşti mi yoksa!

Medyanın övgülerinin altında yatan, o manşetlerin neden atıldığı sır değildir. Dün şovenist başlıklarla neyi hedefliyorsa, bugün alkışlarıyla da onu hedefliyorlar. Amaç, Kürt halkının mücadelesini bir şekilde yok etmek! Bugün alkışlanması, ne burjuva medyanın "başlığı gibi gitsin" denilebilecek bir zihniyet değişimini yansıtıyor, ne de MHP çizgisinde, devlet politikalarında bir değişimin "işaretleri" sözkonusu. Bu başlıkların neden atıldığını EMEP bilmiyor mu, yoksa "barışçıl demokratik çözüm" söyleminin geldiği nokta AB'ci medya ile mi çakışıyor? Burjuva medyanın en azından belli bir kesimi bir süredir Avrupa Birliği çizgisindeki "çözümü" yaratmak istiyor. Bu "çözümün", gerçekte çözümsüzlüğün bir başka biçimi olduğunu sanırız anlatmak gereksiz! İşte AB, 'DTP'nin bir şekilde PKK'ye bağlı' olduğu raporu hazırlayarak, DTP'ye tıpkı burjuva basın ve AKP iktidarı gibi, "PKK'ye tavır almayı" dayatıyor.

Burjuvazi bu başlıklarla DTP'yi itmeyelim, sisteme çekelim diyor.

Peki EMEP ne diyor?

Evrensel "olumlu başlangıç" diyor. Nedir "olumlu olan"? Baskı, terör, yasaklar, inkar, imha, şovenist politikalardan vaz mı geçildi? Bizim görmediğimiz, bu yönde bir "işaret" mi gördü? "Olumsuz" olan sürüyor; "son ferdine kadar..." politikası düzenin ordusundan burjuva politikacılarına, iktidarından parlamentosuna kadar egemen politika durumundadır.

EMEP seçim sonucu değerlendirmesinde de "kraldan da kralcı"!

AKP'nin bölgede "patlama" yapmasında en önemli noktayı, "Kürt halkının Genelkurmay ve arkasında saf tutan CHP, MHP gibi partilerin şovenist politikalarına alınmış tavır" olarak belirliyor. (Çetin Diyar, 6 Ağustos) DTP'nin eksiklikleri ise ondan sonra geliyor.

Oysa DTP dahi böyle söylemiyor; kendi eksik ve yanlışlıklarını bir şekilde tartışıyor, masaya yatırmaya çalışıyor. Peki sen "başarı" senaryoları çizerek, başarısızlığın altındaki ideolojik, politik nedenleri tartışma dışı bırakarak neyi örtmeye çalışıyorsun? Bu gerçeklerle yüzleşmenin, "o zaman hangi zeminde ve nasıl bir ittifak içindesiniz" sorusunu sorduracağından mı çekinilmektedir? Yoksa, o "başarı"dan pay çıkarılmaya mı çalışılmaktadır?

Her ne sebeple olursa olsun, bu tutum bilimsel ve devrimci değildir.

Evrensel, yedeklendiği politikalarla hayatın gerçekleri, devrimci bakış açısı arasında kalmış bocalamaktadır. EMEP'in seçim sonuçlarının değerlendirildiği GYK Toplantısı Sonuç Bildirgesi de bunun tipik bir göstergesidir. Bu mecliste, "önceki meclis bileşimine göre seçmen iradesinin daha fazla temsil edildiği"nden hareketle, "Bu durum, yeni meclisin Kürt sorunu başta olmak üzere ülkenin temel meselelerine çözüm getirecek çalışmaları yapma imkanına bir önceki meclise göre daha fazla sahip olduğunu göstermektedir" tespiti yapılıyor.

Bu tespit başta Kürt milliyetçiliği olmak üzere, diğer reformist partilerce de dile getiriliyor. Onlar açıkça, "biz varsak temsil sorunu tamamdır", meclis "sorun çözme yeri olmuştur" gibi sığ ve "ben merkezci" bir yaklaşım içindeler. Kendi dar çıkarları penceresinden bakmaktadırlar. Bu arada halkta düzenin ve onun meclisinin niteliği konusunda bilinç çarpıklığı yaratılmasına hizmet ediyorlarmış, umurlarında değildir.

Peki EMEP'in sorunu nedir; dar grup çıkarları mı yoksa, daha ciddi olarak ideolojik bir savruluş mu? Evet, bu meclis açıkça "çözüm" yeri olarak lanse edilmektedir. Ancak öte yandan "çözüm" zemini diye sunduğunun burjuvazinin meclisi olduğu gerçeği bir duvar gibi karşısına dikilmekte ve "Ne var ki, bundan 'ülkenin temel sorunlarına bu meclis çözüm bulabilir' anlamı çıkartılamaz" denilmektedir.

Peki ne anlamı çıkar! Yukarıdaki tespiti yaptıktan sonra bunu söylemenin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Bizce, yukarıda cevabı açıkça verilmiş olsa da, EMEP bu parlamentonun niteliği konusunda ne diyor, karar vermelidir!

Bu arada bildirgede, DTP'nin gerileyişinde "dil ve kimlik gibi siyasal taleplerin yanısıra, ekonomik sosyal taleplerin de savunulmasının zorunluluğunu bir kere daha göstermiş, partimizin sorumluluklarını da artırmıştır." sonucu çıkarılıyor. "Sınıfın partisi"(!) Kürt siyasi hareketinin oy kaybı ile mi sorumluluklarını hatırlıyor?!

(Sayı 117, 12 Ağustos ’07)

 


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30