23.11.2008
28.11.2007 14:05

Turnusol zamanlar – Ufuk Çizgisi

 

Şoven faşist dalga ve işgal hezeyanı karşısında tutum değerlendirmeleri...

Şoven kudurganlığın üst perdeye taşındığı günlerde saldırılardan bir çok devrimci demokratik kurum, dernek, sendika ile birlikte TKP Eskişehir il örgütü de nasiplenmişti!.. Ertesi gün tüm TKP teşkilatlarına "Ülkemizi ABD'ye böldürmeyeceğiz" pankartı asılmıştı.

"Ayağa kalk ey ehli vatan, ABD, AB’si bizi oyalıyor, dinlemiyelim, Kuzey Irak‘a girelim!" Mentalitesi bu olan ırkçı işgalci faşist kudurganlık karşısında duruş yönü netliği; komünistler, devrimciler, kendine demokrat aydın diyen örgüt ve bireyler olarak hepimizi ciddi bir sınav döneminden geçiriyor.

"Ne zaman kültür lafı duysam elim silahıma gidiyor" sözünü kimin söylediğini hepimiz biliriz. Türkiye’de de; Kerkük-Musul üzerindeki emelleri, GOP projesi içinde daha ilerden bir konumlanış özlemleri olan, ne zaman Kürt lafı duysa eli işgal, operasyon, "kökten kurutmaya" giden, kafatasçılık bakanı Joseph Goebbels‘in ikiz kardeşleri ve onların stratejik hedefleri var. Bu stratejiler karşısında devrimci militan bir hattın sahibi olmayan sadece bu gününü değil; geleceğini de kaybeder. Süreci yarmak, yarmaya önderlik etmek bir yana kendini dahi koruyamaz.

Türkiye devrimci hareketi bu stratejik hedefleri görerek ideolojik politik-pratik hat belirlemek bir yana, konjoktürün basıncında kalan -her konjoktürel taktik gibi kuyrukçulukla malül- politikalarla, burjuvazinin ceberrutluğu karşısında hala en ileri tutum olarak ‘’şovenizmi teşhir'’ düzeyinde politikalar belirlemekle bir yere kadar idare edebilir. Sosyal şovenizmle açık örtük buluşan açıklamalar ayrı bir kategoridir. Bunlara daha sonra döneceğiz.

Sosyal şovenizmle ideolojik karşıtlık

Kürt halkına karşı yürütülen linç kampanyaları karşısında ideolojik siyasal pratik net bir devrimci duruş içersinde olmak, Kürt ulusuna özgürlük- ulusların kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız koşulsuz savunmak, sosyalist bağımsız Kürdistan şiarının haykırılması, Kürt ulusunun KKTH ve bağımsız sosyalist Kürdistan perspektifi ile bütün devrimci demokrat güçlerle hareket etme ve bir çekim merkezi oluşturma zorunluluğu, şovenist dalganın işçi sınıfı ve emekçiler içerisinde yaygınlaşan ve derinleşen etkisinin kırılması ve işçilerin birliği halkların kardeşliği halkasının örülmesi, ırkçılık ve şovenizme anladığı dilden yanıt verecek militan öz savunma grupları, kardeşlik müfrezelerinin oluşturulması devrimci taktiğin temel unsurlarıdır.

Bu perspektiften hareketle; postmodern bir liberalizm çizgisini silahla kabul ettirme yolunda ilerleyen PKK’nin eleştirisi arkasına saklanan, örtük açık sosyal şovenizmin her türü ile uzlaşmaz karşıt cephelerdeyiz. Sorunun özünü, Türk burjuvazisi ve devletinin Kürt halkını inkar ve imha politikaları ile toptan yok etmek istemesi, "Kürt rüyasının Kürt kabusuna çevrilmesi" zihniyetinde değil, PKK’nin eylemlerinde gören her kimse o sosyal şoven bir alçaktır.

Sorunun özü, faşist ırkçı katliam zihiyetinin karşısında olup olmama, bir halkın kendi kaderini tayin hakkının yanında olup olmama sorunudur. PKK’nin komünistlerin asla onaylamayacağı ve karşısında durduğunu açıkça ilan ettiği kör şiddet eylemleri ve PKK eleştirisinin eteklerinin altına saklanmak hiç kimseyi sosyal şoven ikiyüzlü alçak olmaktan kurtarmaz. Zaten o örtü kalktığında en çıplak haliyle bir halkın kendi kaderini kendisinin tayin etmesini inkar mantığı ortaya çıkıyor. ‘’Yurtseverlik'’ adı altında Türk milliyetçiliği politikası güden ve son şoven-ırkçı dalganın içinde duran TKP bu anlamda gemi azıya alanlardan.

Boşanma serbestliğini savunan bir kimseyi, aile bağlarını yıkmak istemekle suçlamak ne kadar ahmakça ve ne kadar ikiyüzlüce bir davranışsa, ulusların kendi kaderlerini tayin etme özgürlüğünü savunanları da, yani ayrılma özgürlüğünü savunanları da, ayrılmayı isteklendirmeyle suçlamak, o ölçüde ahmakça ve ikiyüzlü bir davranıştır. Tıpkı burjuva toplumda, burjuva evlenme kurumunun üzerine kurulu bulunduğu ayrıcalıkların ve ahlâksızlıkların savunucuları boşanma özgürlüğüne karşı çıktıkları gibi, aynı şekilde, kapitalist devlette, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını, yani ulusların ayrılma hakkını reddetmek, egemen ulusun ayrıcalıklarını ve demokratik yöntemlere karşı polis yönetim yöntemlerini savunmaya eşittir. (Lenin; Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı)

TKP, ulusal kimlik istemi gibi burjuva demokratik bir istemi dahi sınıf mücadelesini gizleyen, "Kurtuluşumuzu yalnızca geciktiren" bir olgu ilan edip, "Tek vatan, tek bayrak, tek dil"ci genelkurmay karargahına yakın duruyor.

Kürt halkının Kürt olduğunun kabul ettirilmesi, kendi dilini konuşması, kendi anadilinde eğitim yapması, çocuklarına Kürtçe isim koyabilmesi gibi en doğal özlem ve istemleri TKP’nin kurtuluşunu neden ve nasıl geciktiriyor?!

Ezilen ulus sorununun derin tarihsel kökleri olan bir ülkede, sınıf eksenli politikalar geliştirebilmek, Türk, Kürt ve diğer uluslardan emekçilerin birbirleri hakkındaki şoven önyargılarının kırılması, "İşçilerin birliği, halkların kardeşliği" eksenli proletarya enternasyonalizmi ruhunun geliştirilmesinden geçer. Parti isimlerinin önünde ya da ortasındaki "K"yı haketmek bu Marksizm-Leninizmin en yalın kuralını savunmaktan geçer.

…ulusal kimlik temelinde siyaset, sınıf mücadelesinin üstünü örten bir tez ve olgudur. Ama yanlış bir tezle mücadele edilebilmesi için onun ortada olması da gerekir. Üstelik, DTP’nin kapatılmasını öngören bir sürecin Kürt halkının dışlanması, halkların birbirlerinden uzaklaştırılması ile paralel gitmemesi imkansızdır. Siyasallaşan Kürt emekçisi, bu dışlanmışlığı merkeze koymayı bir onur meselesi olarak hissedecektir. Ve bu, kurtuluşumuzu yalnızca geciktirir! (Aydemir Güler; Sol gazete; 17.11.2007)

TKP, "Amerika ülkeleri zayıf düşürmek için parçalıyor, Türkiye de bu plan doğrultusunda parçalanmaya götürülüyor" deyip Amerika’ya karşı birleşme çağrısı yapıyor. Bu haliyle anti-amerikancılık TKP’nin sosyal şovenizmi için bir sığınak işlevi görüyor. "ABD’den kopmayan, emperyalist projelere karşı açık tavır almayan, işbirlikçi, hain, militarist, bölücü"dür. Ve tabii ki burada bir kez daha, PKK’nin emperyalistler arası çatlaklara oynama oportünist politikasının eteklerinin altına saklanarak sosyal şovenizmini kusuyor. "Yurtseverlik" adı altında Türk milliyetçiliğine meyleden TKP, böylelikle şoven-miliyetçi dalganın üzerine atlamış oluyor.

Lafı uzatmayayım. Batıda, epey zamandır ama sıklaşan biçimde, devletler nezdinde hazırlanan ve yılda birkaç kez kamuoyuna açıklanan Kürt raporlarında, Türkiye’nin PKK bağlantılı bir muhatapla ‘müzakerelere’ başlaması tavsiye ediliyor. Yani emperyalizm, Ankara’da veya başka bir yerde bir iç savaşın çözüm platformu olarak, kendi gözetiminde bir masa kurulmasını istemektedir. Masanın Türkiye tarafının emperyalizmle ilişkileri malumdur. Diğer tarafın da… (Age)

Liberal sol

Siyasal ve fiili linç karşısında küçük burjuva liberaller, "Etnik bir çatışmadan kaygılı" olduklarını açıklayan bir bildiri dışında kıllarını kıpırdatmadılar. ÖDP adına Ufuk Uras imzalı "kaygılıyız" başlıklı bildiri, rezilliğin dik alasıdır.

ÖDP, devlet terörünün meşrulaştırılması ve sınır ötesi işgale toplumun yedeklenebilmesi için, manüpülasyonun dezenformasyonun bininin bir para ettiği bir dönemde, "PKK’yi silahlı eylemlerle siyasal çözümün önünü tıkamakla" suçlamaya kalkıyor. Kitle örgütlerinden bazı kesimler de, benzeri bir biçimde PKK’yi "Sınır ötesini tetikleyen provokasyon" yapmakla suçlayan açıklamalar yaptılar.

Türk burjuvazisi ve devletinin derdi ne PKK’nin Türk ordusuna vurduğu son darbelerdir, ne de "Yaşadıklarına sevinemedikleri" ölen askerler! Emekli generaller, genelkurmay başkanı, AKP sözcüleri hedefin PKK ile sınırlı olmadığını, Kürt devletleşmesini ve Kerkük’ün Kürdistan Bölge Yönetimi‘ne devredilmesini engellemek olduğunu söylüyorlar. Burjuva analistler Musul-Kerkük ve GOP planında etkin güç haline gelmek olarak stratejik yönelimleri daha bütünlüklü olarak ortaya koyuyor. Böyle bir cangılda "PKK’nin sınır ötesi operasyon için provakasyon yaptığı" değerlendirmesi, sınır ötesi operasyonun gerçek amaçlarını gizleyerek şovenist histeri dalgasına destek vermektir; "Sınır ötesi operasyona hayır!" demenin içini boşaltmaktır.

Kaldı ki sadece sınır ötesi operasyona hayır demek yetmez. Bindirilmiş SS kıtaları öncülüğünde linç kampanyalarının gelip geçici değil, bu stratejik plan doğrultusunda bazan sönümlendirilip bazan yükseltileceği ve planlayanlardan da bağımsız olarak iç savaş provalarına evrilebileceği bir kesitte; Kürt halkının haklı ve meşru taleplerine vurgu yapmayan, Türk devletinin inkar ve imha politikalarını, devlet terörü, kirli savaşı teşhir etmeyen her türlü açıklama savaş çığlıklarının arkasındaki mantığa yine soldan omuz verir. Kaldı ki şovenist kudurganlık sadece PKK ve Kürt halkı ile de sınırlı değildir. Kendinden olmayan herkese düşman faşist zihniyetin Kürt halkını linçine cepheden net bir duruş gösteremeyenlerin akıbeti Nazi Almanyası’ndaki rahip olmaktır: Sıra kendilerine geldiğinde karşı çıkan hiç kimse kalmayacak!

ÖDP, "Ülkenin iç koşulları, demokrasinin ulaşmış olduğu düzey PKK’nin silahlı bir mücadele yürütmesini de devletin kontrgerilla taktiklerine başvurmasını da gerektirmiyor" diyerek işi PKK eylemleri ile kontranın yaptıklarını eşitlemeye, kontra eylemlerini meşrulaştırmaya vardırıyor! Bu Türk burjuvazisi ve faşist rejiminin, kontra çetelerinin kitleleri ırkçı-şovenist kışkırtmasına kan taşımak değilse nedir?! ÖDP’nin kastettiği "demokrasinin ulaşmış olduğu düzey", burjuva parlementosunu çözüm platformu olarak görmesi ve DTP‘nin parlementodaki varlığıdır.

O’na göre PKK’nin yaptığı eylemler "Mecliste doğan çözüm fırsatını sabote etme amaçlı"dır! Oysa DTP, kırıntı reformist talepler uğruna burjuvazi ile her türlü uzlaşma manevraları yapmasına rağmen, mecliste kalmaları dahi kendilerini inkar şartına bağlanmakta, linç kampanyasının en bayağı saldırılarına maruz kalmaktadır. İnkar, imha, ihanet dayatması! "Demokrasinin geldiği düzey" budur.

Liberal reformist EMEP

Liberal reformist EMEP’in tutumu ise, Türk-Kürt kardeşliğine zarar verildiğini belirterek, "Demokratik Türkiye" için mücadele çağrısı yapıyor. Bu çağrı, Kürt halkıyla dayanışma dışında herşeyi içeriyor! Cumhuriyet’in 84. yılı vesilesiyle kutlama mesajı yayınlayarak şovenist cepheyle aynı vurguları yapabiliyor. "Cumhuriyeti her dilden, her kültürden ve her inançtan Türkiye halkları kurdu", şimdi de sıra "Demokratik Türkiye'yi kurma" görevinde! "Kan dökülmesin, kurulu Cumhuriyet’e sahip çıkılsın, demokratikleşme sağlansın!" Senin kuruluşunu kutladığın bu Cumhuriyet’in temelinde kan var! Kürt halkını inkar, imha, Kürt ve Ermeni katliamları var!

Kendimizle kavgamız

Süreçte liberal ve reformist değerlendirmeler ve taktiklerle kırmızı çizgiler çekmek, ideolojik siyasal olarak net bir duruş sergilemek önemlidir. Fakat kendimiz de dahil olmak üzere TDH’nın süreç karşısında pratik duruş zayıflığımızı acilen aşmak zorundayız. Halkların kardeşliğini savunma çizgisi ve örgütlenmesinde militan mevzilenişteki zayıflıklarımızın üzerine hücum ederek; sadece kendi güçlerimizi değil, asıl sınıfı ve emekçi kitleleri hazırlayıp deneyim sahibi haline getirecek militan örgütlenme ve savaşım biçimleri ortaya koyup bunları pratikleştirmeye yüklenmeliyiz.

Ufuk Çizgisi, sayı: 73, 20 Kasım 2007


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30