29.03.2008 22:46
Kapitalizm, Kriz: Olasılıklar ve Olanaklar Sempozyumu başladı!
(29.03.08) - Emek Araştırmaları Merkezi Girişimi’nin düzenlediği “Kapitalizm, Kriz: Olasılıklar ve Olanaklar Sempozyumu” İstanbul’da Petrol-İş Sendikası’nın Genel Merkez Toplantı Salonu’nda başladı. Sempozyumun ilk günkü programı üç oturum halinde gerçekleştirildi. Sempozyumun 30 Mart günü gerçekleşecek ikinci bölümü de üç oturumdan oluşuyor.
İlk gün, isabetli sunumların yanısıra sempozyum konusundan uzak anlatımlara da konu oldu. Sınırlı sayıda konuşmacı dışta tutulursa, “kriz” konusu iktisadi yanıyla öne çıkarıldı. Bazı sunumlarda ise krize devrimci müdahalenin gerekliliği ve olanaklarının altı çizildi.
Gerger: “Krizler devrim ihtiyacının ve olasılığının kaçınılmazlığını gösterir!”
Sempozyumda açılış konuşmasını Haluk Gerger yaptı. Kriz tehlikesinin ciddiye alınmadığını vurgulayarak, sempozyumu, kapitalizmin krizlerinden birinin arifesinde gerçekleştirdiklerini söyledi.
Gerger, başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin iç krizlerini verilerle somutladı. Dünya genelinde yaşanan yoksullaşma ve yoksunluğa özel bir vurgu yaptı. Bu yoksullaşmanın mimarı olan kapitalizmin dünya çapında yolaçtığı sefalete değinerek, bu durumu “insanlık krizi” olarak tanımladı. “Emperyalizmin en yüksek aşamasına denk gelen bir dönemdeyiz!” diyerek, krizin derinleşeceğini belirtti. “Krizler devrim ihtiyacı ve olasılığının kaçınılmazlığını gösterir” vurgusuyla konuşmasını sürdüren Gerger, krizleri Engels’in de söylediği gibi "okul" olarak tanımladı.
Gerger, işçi sınıfı ile bağlarını güçlendirmiş bir devrimci hareketin burjuvazi karşısında yeni bir siyasal çerçeve alması gerektiğini ve krizin devrimci pratikten devrimci bir teorik yenilenme yaratacağın dile getirdi. Birçok yazısında da değindiği gibi, devrimci yapılar arası iş ve güçbirliğine vurgu yaptı. Bu güçbirliğinin kriz sürecinde oluşturulması gerektiğini söyledi. Her yerde koordinasyon komitesi kurulmasını önerdi. Konuşması, “Kötü bir materyalist olmaktansa iyi bir idealist olmayı yeğlemek lazım!” sözüyle son buldu.
Timur: “Kriz, sınıf çelişkileri ve kavgalarıyla da ele alınmalı!”
Kapitalizm, Kriz: Eskiye Dönüş mü, Yeniyi Arayış mı? başlıklı ilk oturumun yöneticisi Sibel Özbudun’du. Bu oturumda ilk sözü Taner Timur aldı.
Timur, “Kriz nedir, nasıl çıkar?” sorusunu cevaplamaya çalıştı. Krizin kapitalizmin bünyesinde yattığını belirterek, sorunu daha çok iktisadi eksende ele aldı. Ancak kriz konusunu sadece iktisadi etkenlerle değil, sınıf çelişkileri ve kavgalarıyla da birlikte ele almak gerektiğini vurguladı. Konuşmasının son bölümünde çözüm yolu olarak emekçi kitlelere dayalı halkçı bir iktidar önerisinde bulundu.
Nail Satlıgan, Ergun Yıldızoğlu, İbrahim Okçuoğlu, Türkel Minibaş...
Ardından sözü Nail Satlıgan aldı. Konuşmasında krize dair hemen hemen hiçbir şey söylemedi. Bunalımın dünya genelinde yaygınlaşacağını vurgulayarak, işçi sınıfı mücadelesinin bunalım öncesi dönemde güç biriktirmesi ve bunalıma hazırlanması gerektiğini dile getirdi. Krize karşı yurtsever programın anti-kapitalist bir program olacağı iddiasında bulundu.
Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ergin Yıldızoğlu ise, işçi hareketinin zayıflığına ve önündeki engellere vurgu yaptığı konuşmasında, Keynesyen politikaların artık terkedildiğini belirtti. Dünya çapında baş gösteren krizlerin ekonomik görüntüsü ve tablosunu açıkladı.
İbrahim Okçuoğlu, mali kriz ile ekonomik kriz arasındaki ayrımı açıklayarak başladığı konuşmasında, kapitalizmin krizle beraber kendiliğinden çökeceğini söyleyenlerin yanlış düşündüğün, asıl mücadelenin kapitalizmi yıkmaya yönelik verilecek mücadele olduğunu söyledi.
İlk oturumun son konuşmacısı Türkel Minibaş’tı. Power pointle sunumunu gerçekleştirilen Minibaş, kapitalizmin devamlılığını farklı başlıklar altında anlattı.
Sempozyumun birinci oturumu soru cevap bölümüyle sona erdi.
“Kriz: Coğrafyalar, Öfkeler, Karşı Koyuşlar, Arayışlar”
Sempozyumun ilk gününün ikinci oturumunun başlığı, “Kriz: Coğrafyalar, Öfkeler, Karşı Koyuşlar, Arayışlar” idi. Bu oturumda yer alan konuşmacılar dağınık sunumlar gerçekleştirdiler.
Oturumun ilk konuşmacısı Sibel Özbudun, "dışlananlar "kavramıyla toplumsal sınıfları muğlaklaştırdı. "Toplumsal dışlanma" başlığı altında gerçekleştirdiği konuşmasını Latin Amerika deneyimlerini örnek göstererek sürdürdü.
Bu oturumun konuya uzak kalan bir diğer konuşmacısı, “Toplumun ruhsal yapısını kriz bağlamında” ele alan Doğan Şahin’di. Konuşmasını toplumdaki bozulma üzerine kuran Şahin, kapitalizmin kişilik bozukluğunun yaygın olduğu bir toplumsal yapı oluşturduğunu söyledi.
Yaraşır: “Sınıfa karşı sınıf!” şiarı ön plana çıkarılmalı!
Son 30 yılda sınıf hareketinde yaşanan “deformasyona” değinen Yaraşır, üst kimliği ile düşünmesi gereken işçi sınıfının olaylara ve olgulara alt kimliği ile baktığını vurguladı. Sınıfın önündeki en temel problemleri "sınıf bilincindeki deformasyon" ve "sınıfı değersizleştirme operasyonu" olarak tespit etti. Konuşmasının en çarpıcı yanı, sınıf içindeki çalışmanın önemine dair yapıtığı vurguydu. Cemaatçi hayırsever kapitalizme karşı "sınıfa karşı sınıf!" politikalarını, mücadele ve örgütlenme organizasyonlarını hayata geçirme gerekliliğine işaret etti.
Yüksel Genç eleştirildi!
Bu bölümün son konuşmacısı olan Yüksel Genç ise kriz konusunu düzen-Kürt sorunu eksenine daraltarak konuştu. PKK ve Kürt sorununu, Ortadoğu’daki krizin önemli ve temel bir halkası olarak tanımlayan Genç konuşmasını bu eksende sürdürdü. Genç, soru cevap bölümünde kendisine yöneltilen sorularla eleştirildi.
“Kriz: Sektörler, İşçi Sınıfı, Örgütlenme, Direniş”
Sempozyumun ilk gününün son oturumu “Kriz: Sektörler, İşçi Sınıfı, Örgütlenme, Direniş” başılığıyla gerçekleştirildi. Bu oturum sempozyumun en renkli oturumuydu. Kurtar Tanyılmaz, Mehmet Beşeli ve Yüksel Akkaya’nın bu bölümdeki sunumları ilgiyle dinlendi.
Bu oturumun ilk konuşmacısı Kurtar Tanyılmaz'ın sunumu, uluslararası firmalar arasındaki rekabet derinleştikçe gelişen krizler ve yokolan orta ve küçük ölçekli işletmeler üzerine kurulu idi. Tekelci sermayenin krizlerinin KOBİ’lerin orta ve küçük ölçekli işletmelerini de yıkıma götüreceğini belirtti.
Beşeli: “İşçi hareketinin durgun olduğu görüntüsü kitabidir!”
Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Beşeli, metal işçilerinin karşı karşıya kaldığı sektörel kriz, bilinç düzeyi ve işçi hareketinin somut tablosu üzerine aktardığı bilgilerle, krize karşı somut olarak gerçekleştirilebilecek hazırlık ve müdahalelere dair ipuçları verdi. Birleşik-Metal’in içinden geçtiği süreci laboratuvar dönemi olarak değerlendiren Beşeli, krize karşı ne kadar hazır oldukları sorusunu akademik olarak tartışamayacaklarını söyleyerek, metal işçilerinin sektördeki büyümeyle beraber derinleşen krizini değerlendirdi. Yakın dönem MESS grup sözleşmelerinde dikkate değer gelişmelerin yaşanacağına işaret etti.
BMİS’in son dört yılda yakaladığı %50’lik büyümeye işaret eden Beşeli, işçi hareketinin durgun olduğu görüntüsünün kitabi olduğununun, sınıf hareketinde bir hareketliliğinin var olduğunun altını çizdi. Devrimci ve sosyalistlerin işçilerle kurduğu bağların önemine özel bir vurgu yaptı. Konuşmasının son bölümünde devrimcilerin ve sosyalistlerin sendikal örgütlenme mücadelesinde önemli bir payı olduğunun yadsınamayacağını belirtti. İşçilerle kurulan bağlarda, krizin katlanılması gereken bir durum olarak değil, sınıf çelişkilerini ön plana çıkartacak müdahaleler yapılması gerektiğini söyledi.
Yerel örgülenmeler, havza örgütlenmesi ve ortak örgütlenme…
Üçcüncü oturumun son konuşmacısı Yüksel Akkaya idi. İşçi hareketinin örgütsel gelişiminin tarihsel evrelerine değindiği konuşmasında dünyadaki farklı sendikal anlayışlardan örnekler sundu. Toplumsal Hareket Sendikacılığı'nın örnek alınabilecek bazı yanları olsa da, siyasal yapılarla bağları zayıf olan bir sendikal hareketin yaşamasının zor olduğunu söyledi. Yerel örgütlenmeler, havza örgütlenmeleri ve ortak örgütlenme adımlarının atılması gerekliliğine işaret etti.
Üçüncü oturumun soru-cevap bölümüyle son bulmasının ardından sempozyumun ilk gün programı tamamlanmış oldu.
Kızıl Bayrak / İstanbul