17.05.2008
31.03.2008 13:15

Kriz sempozyumu ikinci gün tartışmaları ile sona erdi

 

(31.03.08) - “Kapitalizm, Kriz: Olanaklar ve olasılıklar” başlıklı sempozyumun ikinci günü üç oturum halinde gerçekleştirildi. Sempozyumun ilk gününde ağırlıklı olarak aydın, akademisyen ve sendikacılar söz alarak daha çok kriz durumunun getirecekleri üzerinde durmuşlardı.

İkinci gün ise ilk günün aksine “Krize karşı ne yapmalı?” sorusuna cevap arandı. Her üç oturumda da söz alan ilerici, devrimci ve demokrat hareketlerin temsilcileri kendi perspektiflerinden krizi tanımlayarak, ilerici ve devrimci hareketin bundan nasıl ve ne yönde yararlanabileceği üzerine görüşlerini dile getirdiler.

I. Oturum

Sempozyumun ikinci gününün ilk oturumunun saat 10: 00’da başlaması planlanıyordu ancak yaz saatine geçiş nedeniyle oturum bir saat kadar gecikmeli başladı. Bu gecikme tüm programı bir saat ileri atmış oldu.

İrfan Kaygısız’ın yönettiği ilk oturuma konuşmacı olarak Cem Özatalay, Muharrem Önder Öndeş, Metin Kayaoğlu, Ferda Koç ve Sungur Savran katıldılar.

Ya Kautsky ya Lenin!

İlk olarak söz alan Cem Özatalay sözlerine yaklaşmakta olan krize dair çeşitli verileri ve refarans noktalarını sıralayarak başladı. Kapitalizmi dar bir yolda yalpalayarak giden bir araca benzeten Özatalay yolun bir yanının devletçilik, bir yanının liberalizm uçurumu olduğunu ve kapitalizmin bir oraya bir buraya yalpalayarak bugüne kadarki ömrünü geçirdiğini belirtti.

Kaptalizmin bugüne kadarki krizlerinin incelemesini yapan ve bugüne kadar sistemin krizleri aşmak için emperyalist savaşlara başvurduğunu belirten Özatalay, günümüzde AB-ABD ile Avrasya bloğu arasında gelişen kamplaşmanın da bir Emperyalist savaş ile sonlanma ihtimalinin yüksek olduğunu kaydetti. Özatalay Türkiye’deki düzen içi çatışma ve kamplaşmayı da dünyadaki kamplaşma ile paralel olarak yorumladı.

Özatalay bir savaş durumunda dünya marksistlerinin bir ikilem ile karşılaşacağını ve ya Kautsky ile II. Enternasyonal’in yolunu tutarak kendi burjuvalarına destek vereceğini, ya da Lenin gibi savaşı iç savaşa çevirme şiarını yükselteceğini belirtti.

Özatalay Türkiye’ye dair de proletaryanın örgütsüz kesimine ulaşmanın yöntemlerinin geliştirilmesinin gerekliliğini dile getirdi.

Çözüm: “Politikleşmiş askeri savaş”!

Özatalay’ın ardından sözü Sosyalist Barikat dergisi adına Muharrem Önder Öndeş aldı. Öndeş sözlerine bu etkinliğin 30 Mart’a denk gelmesinin anlamından bahsederek başladı. Kriz ve bunalım tanımlamaları yapan Öndeş kapitalizmin sürekli olarak bir bunalımdan diğerine savrulduğunu ifade etti. Öndeş kapitalizmin yaşadığı her kriz sürecinin yalnızca sermaye cephesini değil aynı zamanda sosyalistleri de etkilediğini dile getirerek devrimci yenilenme sağlanamadan devrimci hareketlerin ilerleyemeyeceğini vurguladı. Ayrıca sol hareketin krizleri aşmasının yolunun “daha fazla çalışmak” ve iradi müdahaleyi güçlendirmekten öte, siyasi açılım yapmaya bağlı olduğunu dile getirdi.

Öndeş krizlerin kitle hareketini doğrudan yükselttiğine dair görüşlere de karşı çıkarak Almanya’da yükselen faşizmi örnek verdi. Konuşma devrim stratejisi açısından temel alınması gerekenin “politikleşmiş askeri savaş” olduğunun söylenmesi ve bunun kendince gerekçelendirilmesiyle son buldu.

Teori ve Politika dergisinden Metin Kayaoğlu krizin içinde olduğumuz ya da gelmekte olduğu varsayımından yola çıkarak konuştuğunu belirttikten sonra kriz ortamının “nesnel devrimci rol”e sahip olduğunu söyledi ve “korkacağımız şey krize hazır olmamaktır!” diye sürdürdü. Solun bugün krizi karşılayacak gücünün olmadığını da söyleyen Kayaoğlu, bu arada Kürt hareketi ile ilişkilere özel vurgular yaptı.

Kriz: “Yeni sömürgeci sistem”in sonu!

Halkın Devrimci Yolu dergisi adına söz alan Ferda Koç beklenen krizin mali yapıdan yola çıktığını söyledi ve esas olarak Amerikan hegemonyasının dağılma eğilimine değinerek yeni sömürgeci sistemin sonunun geldiğini ifade etti. Küresel kamplaşmaya değinen ve sıklıkla Cem Özatalay’ı referans alan Koç, Siyasal İslam ve milliyetçiliğin de aslında ideolojik bir yanının olmadığını ve BOP ile Avrasya bloğunun destekçilerinin yönelimleri olduğunu söyledi.

Koç “devrimci hareketin öznesi olmadığı düzen için çatışmalara umut bağlamak doğru değildir” diyerek krizin ya da çatışmaların kendiliğinden yükselişler getirmeyeceğini söyledi. Koç sıklıkla Latin Amerika örneği de vererek bugün en önemli görevin neoliberalizme karşı yükselen tepkinin politik bir kanala akması olduğunu söyledi. Bu konuda en anlamlı fırsatın SSGSS saldırısına karşı yükseltilecek muhalefet olduğu ifade edildi.

Savran: “Ülkelerin kaderinde işçi sınıfı belirleyicidir!”

Devrimci İşçi Partisi Girişimi adına söz alan Sungur Savran, konuşmasına grevleri iki yılın ardından zaferle sonuçlanan SCT işçilerinin direnişini selamlayarak başladı.

Kirizi aşmak için sermayenin değerlenmesi ve emek gücünün değersizleşmesi gibi iki noktaya ihtiyaç duyan kapitalistlerin ikincisini neoliberal saldırılar ile yaptığını, ancak ilkini gerçekleştirmeyi başaramadığını söyledi. Savran resesyon ve depresyon kavramlarına da değinerek krizin yapısını ele aldı.

Krizler sonucunda tarih boyunca kapitalizmin konjonktür değiştirdiğini belirten Savran, yine liberalizmden devletçiliğe doğru bir kayma olacağını, bunun anlamının ise basitçe işçilerin devletin demir yumruğu ile ezileceği ve belki de faşizme dönüşeceği olduğunu söyledi. Savran bugün liberalizme karşı devletçiliği savunanların yarın bu değişiklikle beraber düzene eklemleneceğini de belirtti.

Krizlerin tek başına bir anlam ifade etmediğini de söyleyen Savran, krizden başarı ile çıkmanın yolunun güçlü bir sınıf hareketi olduğunu belirtti. Konuşmada ayrıca son dönem yükselen sınıf hareketine de değinildi.

Savran Türkiye’de en büyük iki devrimci dinamiğin işçi sınıfı ve Kürt halkı olduğunu ve iki dinamik arasında bağın oluşturulması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Bunu Kürt hareketinin içine girdiği liberal-demokratik yönün peşine, onun kuyruğuna takılarak yapmak bir işçi sınıfı-Kürt ittifakı olmaz, yalnızca liberalleşmiş bir sosyalist hareketin Kürt hareketinin peşine düşmesi olur, seçimlerde de olmuş olan budur”

“Ne yapmalı?” sorusuna da yanıt veren Savran, 4 maddelik bir mücadele hattı çizdi: Sendikal harekette konfederasyonlardan bağımsız, mücadeleci bir kanat oluşturmak; sol sosyalist hareket olarak iki büyük düzen içi kampa karşı devrimci bir küme yaratmak; Leninist bir parti oluşturmak ve devrimci enternasyonalin örgütlenmesi için mücadele etmek.

Savran sözlerini şöyle noktaladı: “Konuştuğumuz yeni bir alt-üst oluş döneminden başka bir şey değildir. İçine girdiğimiz muazzam bir altüst oluştur. (…) Bu altüst oluş döneminden kimin hakim çıkacağı, kimin üstün çıkacağı doğrudan doğruya sınıf mücadelesinin örgütlenmesi ile bağlantılıdır. Hiçbir önceden saptanmış sonucu yoktur. Dünya çapındaki mücadele için hepimize kolay gelsin...”

***

Savran’ın konuşmasının ardından soru-cevap bölümüne geçildi. Soru-cevap bölümüne katılım hayli az olduğu için konuşmacılar sorulan iki soruya yanıt vermekten öte diğer sunumlara dair görüşlerini belirttiler. Bu bölüm zaman zaman üslupların hayli sertleştiği polemiklere sahne oldu. Konuşmacıların ikinci kez söz almalarının ardından ilk oturum sona erdi ve yemek molası verildi.

 

II. Oturum

Molanın ardından Yusuf Özden’in oturum başkanı olduğu günün ikinci oturumuna geçildi. Bu bölümde söz alan EHP’den Özlem Yarkın “Ne yapmalı” sorusuna yanıt vermek yerine kapitalizm ve krize dair iktisat eksenli bir konuşma yaptı. Sunum iktisat tarihi aktarımının ötesinde bir siyasal perspektif sunmaktan uzaktı.

Ayaklanma değil mevzi savaşı

Bu oturumda SODAP adına söz alan Muzaffer Kaya, düzen içi çatışmadan ve krizden bahsederek bunun nasıl bir olanağa dönüştürülmesi gerektiği üzerinde durdu. Krize öznesiz girildiği takdirde faşizmin de İslamcılığın da hakim olabileceğini dile getirdi. Solun tablosunun zayıflığına değinen Kaya, solun kendi durumunu doğru değerlendirmediğini, “yazıp-çizdikleri” ile durumlarının uyuşmadığını belirterek sol hareketi daha eleştirel olmaya çağırdı.

Sünni ve Türkler’i örgütlemenin öneminden bahseden Kaya, şeriat tehlikesinin olmadığını da gerekçe göstererek türbana karşı tutum almamak gerektiğini, bunun sünni kesimin örgütlenmesi imkânını yok edeceğini belirtti.

Kürt hareketi ile birlikte hareket etmeden devrim olamayacağına da değinen Kaya, 3. cephe ve çatı partisine verdikleri önemi vurguladı ve Kürt hareketi, sosyalist örgütler, kadın hareketleri, çevre örgütleri ve “İslami kesimin demokratları”nı biraraya getiren bir oluşum düşündüklerini ifade etti.

Kaya, devrimci faaliyete dair de artık Ekim Devrimi’ndeki gibi bir ayaklanma ile devrimin olmasının mümkün olmadığını, bunun uzun süren bir mevzi savaşı olduğunu belirtti.

EMEP: Sendikal imkanlar değerlendirilmeli

EMEP adına söz alan Sinan Yıldız’da ilk olarak kapitalizmin tarihine ve krizlerine dair bir anlatım yaptı. Sol hareketin tablosunun üye sayısıyla değil sınıf hareketinin durumu ile değerlendirilmesi gerekliliğinden bahseden Yıldız, sendikal mücadeleye dair de konfederasyonları değil yerel inisiyatifleri zorlayan bir hat çizilmesi gerektiğini savundu.

Sermaye sınıfının düzen içi çatışmalarda kendi çevresine diğer sınıflardan oluşan bir ağ örmeye çalıştığından bahseden Yıldız, işçi sınıfının da iktidar perspektifiyle diğer sınıfları çevresine toplaması gerektiğini savundu.

TÖP: Yeni bir Bolşevik model gerekir...

Toplumsal Özgürlük Platformu’ndan Oğuzhan Kayserilioğlu konuşmasında Sovyet bloğunun dağılmasına ve bunun getirdiği olumsuzluklara değindi. Krize dair yaptığı iktisadi tahlillerin ardından kapitalizmin kriz karşısında aldığı önlemleri aktardı.

Kayserilioğlu, bugün sınıf hareketinin yanında ortaya çıkan ekolojik hareket, kadın hareketi, yoksullar hareketi ve barış hareketinin antikapitalist bir eksene çekilmesi için mücadele etmek gerektiğini savundu ve biz yapmadığımız takdirde bu akımların düzen tarafından ele geçirildiğini aktardı. Kayserilioğlu, Bolşevik modelin günümüzü karşılamadığını söyleyerek “örgütsel anlamda günümüzün Bolşevik hareketini-modelini yaratmak gerekir” dedi.

KÖZ: “Bu düzen yıkmadan yıkılmayacak bir düzendir”

KÖZ çevresi adına söz alan Ercan Coşkun, kapitalizmin krizlerinin devrimcilerin sorunların çözemeyeceğini söyleyerek sözlerine başladı. Coşkun, Lenin’in komünist partiye dair sözlerine atıfta bulunarak devrimci özne eksikliğine değindi. “Bu düzen yıkmadan yıkılmayacak bir düzendir” diyerek düzeni yıkacak bir parti ihtiyacını vurguladı.

Sınıf hareketinin iradi müdahale ile yükseltilebileceği görüşlerini de eleştiren Coşkun sınıf hareketinin kendiliğinden yükselip gerilediğini, yükseldiği zaman önderlik yapmak gerektiğini ifade etti. Sınıfın durumunun onun içinden mücadele veren güçler tarafından değerlendirilmesi gerektiğine de değindi.

Gerçekleştirilen soru-cevap bölümünün ardından ikinci oturum sona erdi. Bu oturum ilk oturuma göre hayli cansız geçti.

 

III. Oturum

Verilen aranın ardından BDSP, ESP, Alınteri, DTP ve ÖDP temsilcilerinin yer aldığı günün son oturumuna geçildi. Yüksel Akkaya’nın yönettiği oturumda ilk sözü Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP) adına Ülkü Doğan aldı.

BDSP: “Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı devrim!”

Doğan konuşmasına şu sözlerle başladı: “Komünistler ‘91 yılında, 89 çöküşü ve Sovyetler'in yıkılışının arkasından yaptıkları değerlendirmelerde 20. yüzyılı bunalımlar, savaşlar ve devrimler dönemi olarak değerlendirmişlerdi. ‘89 çöküşü ve Sovyetler Birliği’nin yıkılışının yalnızca bir dönemin sonunu işaretlediğini ve böylece insanlığın yeni bir döneme açıldığını vurgulamışlardı...”

Sözlerini çöküşün ardından başlatılan ideolojik saldırıyla sürdüren Doğan, ideolojik tahribatın dünya ve Türkiye sol hareketi üzerindeki etkisini değerlendirerek şunları söyledi: “Yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz ama sol hareket henüz geçmiş dönemin yükünden kurtulmuş, bir yenilenme yaşamış değil, kendi geçmişiyle köklü biçimde hesaplaşmış değil. Halen de bunun ağırlığı altında ezilmekte... Bu doğal olarak 21. yüzyılın yeni çalkantılar, bunalımlar, savaşlar ve devrimler dönemine bir hazırlıksızlığı da anlatıyor...”  Doğan, yeni dönemin eskisini aratmayacak çetinlikte çalkantılara sahne olacağını da vurguladı.

BDSP temsilcisi Ekim Devrimi’nin dünya üzerinde yarattığı etkiye de değinerek yükselen bu büyük devrimci dalganın, Lenin sözleriyle “devrimci partilerin yokluğu” nedeniyle önemli ölçüde kırılmaya uğradığını ve emperyalist–kapitalist sistemin bu kırılmaya faşizmle yanıt verdiğini söyledi.

"Bugün sorgulanan kapitalizmdir!"

Kapitalist sistemin metropollerinin ikinci dünya savaşının ardından ‘70’li yıllara kadar dingin bir durumda olduğunu belirten Doğan, ardından 70’lerden günümüze uzanan bir kriz ile karşı karşıya kalındığını ifade etti. ‘90’lı yılların başında Doğu Bloku’nun dağılması ile birlikte dünya ölçüsünde estirilen gerici rüzgarı hatırlatan BDSP temsilcisi, “Ama bugün artık konuşulan sosyalizmin değil, fakat tam da kapitalizmin krizidir, insanlık, bugün kapitalizmi sorguluyor ve bir çıkış yolu arıyor” dedi. Bu eğilimin kendini daha ‘90ların ortasından itibaren gösterdiğini dile getiren Doğan, milyonları harekete geçiren savaş karşıtı ve neoliberal saldırılar karşıtı kitle hareketlerini buna örnek olarak gösterdi ve bu arada devrimci önderlik boşluğunu vurguladı.

Kapitalizmin krizi çok boyutludur

Kapitalizmin yalnızca ekonomik değil, ideolojik, politik, ekolojik, askeri ve daha birçok alanda bütünsel bir kriz yaşadığını belirten BDSP temsilcisi, bunun “kapitalizmin yeniden teklediği”nin bir kanıtı olduğu dile getirdi. “Kriz üretici güçlerle üretim/mülkiyet ilişkileri arasındaki uzlaşmaz ve yıkıcı çatışmanın sonucudur” diyen Doğan, bunun krizin salt iktisadi niteliğini değil fakat gerçekte çok yönlü ve çok boyutlu olan krizin temellerini ortaya koyduğuna işaret etti.

Doğan, krizi bugün esas olarak emperyalist merkezlerin tartıştığını ve korkuyu esas olarak onların yaşadığını belirttikten sonra esas sorunun devrimciler açısından bu krizin nasıl karşılanacağı sorusu olduğunu söyledi. “Krizler kendiliğinden devrimci bir sonuç yaratmaz” diyen Doğan, krizleri yarattığı sosyal ve kültürel yıkıma da dikkat çekerek, devrimle karşılanamayan krizlerin faşizme ve emperyalist savaşlara yol açabildiğine işaret etti. Krizlerin devrimci sonuçları üretmesinin “o günkü sınıf mücadelesinin seyri” ile doğrudan bağlantılı olduğunu söyleyen Doğan şunları söyledi:

“Eğer sınıf örgütlü değilse, eğer sınıf örgütlü bir güç olarak bu toplumun bütün ezilen ve sömürülen kesimlerini kendi devrimci ekseninde sınıf mücadelesine çekememişse, böylece sisteme karşı harekete geçirememişse, bu durumda yazık ki kriz karşısında yapabileceği çok bir şey yoktur...” Doğan, tüm yetersizliklerine rağmen bugünün devrimci akımlarının elbette devrimci amaçlar doğrultusunda krizden etkin bir biçimde yararlanmak yoluna gideceklerini de sözlerine ekledi.

Kriz döneminin en ciddi ihtiyacı devrimci partidir!

Ülkü Doğan devrimci parti ihtiyacı konusunda da şunları söyledi:

“Kriz döneminin en ciddi ihtiyacı devrimci partidir! Devrimci bir parti olmadan bir krizi ‘devrimci bir kriz’e çevirmek mümkün değildir. Devrimci bir parti demek devrimci bir program demektir. Yani krizle gerçekte iflasını ilan etmiş bir sisteme karşı, karşıt bir sistemi, bunun ifadesi bir programı, çizgiyi ileri çıkarmak demektir. Bunlarsız kriz karşısında yapılabilecek birşey yoktur, böyle bir durumda kriz tüm bu ağırlığıyla muhalif akımları ezip geçer...”

Sınıfa doğru bir politika ve strateji ile yüklenme olmadan krizler karşısında bir şey yapılamayacağını yineleyen Doğan, egemen burjuva sınıfının karşısına onunla boy ölçüşebilecek konum ve yeteneğe sahip bir başka temel sınıf, somutta işçi sınıfı çıkarılmadıkça herhangi bir sonuç alınamayacağını vurguladı. Krizlerin temel sınıfların boy ölçüşebileceği tarihi momentler olduğuna işaret ederek sınıf dışı akımlarla krizi devrimci bir krize çevirmenin mümkün olmadığını dile getirdi. Geleneksel Türkiye solunun sınıf dışı kimliğini de vurgulayan Doğan, burjuva demokratik bir çizgideki Kürt hareketinin kuyruğunda hareket edilerek ve sınıfı devrimcileştirme çabasından uzak durularak devrim yolunda yürünemeyeceği dile getirdi.

Doğan devrimci bir program, örgüt, strateji ve buna uygun bir konumlanışın zorunluluğunu dile getirdikten sonra, devrimin temel ve öncü gücünün işçi sınıfı olduğunu, tüm öteki emekçi sınıf ve katmanların ancak onun önderliği altında başarıyla birleştirilebileceğini vurguladı. Bu eksen üzerinden geliştirilemeyen tüm ittifakların geçici, etkisiz ve sonuçsuz kalmaya mahkum olduğuna işaret etti. Sınıf dışı konumda kalındığı sürece süreçleri devrimci açıdan kazanmanın mümkün olmadığını belirterek konuşmasını noktaladı.

ESP: “Bu iş partiyle programla olmaz!”

Ülkü Doğan’ın ardından söz alan ESP’li Hacı Orman, konuşmasını büyük ölçüde BDSP’nin konuşmasını üstü kapalı biçimde eleştirerek sürdürmeye çalıştı. Orman, ilk olarak esas sorunun “devrimi örgütlemek” ile “devrimi beklemek” arasındaki fark olduğunu söyledi. Kürt hareketinin durumuna değinen Orman, Türkiye sol hareketi ne zaman 1 Mayıslar’a, Kürt hareketinin Newroz’a çıktığı gibi çıkacak diyerek solun zayıflığını belirtti.

Krizi değerlendirmek için parti kurmak, program oluşturmak yetmez diyen Orman, krizin yaratacağı duruma hazırlanmak gerektiğini belirtti. Bu hazırlık, işsizlik hareketini örgütlemeye hazırlanmak, kadın hareketini örgütlemeye hazırlanmak ve işçiler ile diğer kesimleri örgütlemeye hazırlanmak olarak üç maddede ifade edildi.

Orman Türkiye’de üç alanda akan bir hareket olduğunu söyleyerek bunlara müdahale etmek gerektiğini belirtti. İlk alan olarak Kürt özgürlük mücadelesine işaret eden Orman, Kürt hareketinin legal ve illegal olarak yükseldiğini dile getirdi. Dink cenazesinde açığa çıkanın antifaşist bir damar olduğuna ve bunun büyük bir gücü ifade ettiğine işaret eden Orman, bunun ikinci önemli alan olduğunu dile getirdi. Üçüncü alan olarak ise sınıf hareketi dile getirildi ve halen bu hareketin güçlü biçimde gelişmekte olduğu söylendi. Orman, son iki alana dair bazı tekil örnekler vermek dışında herhangi bir yorumda bulunamadı.

Orman konuşması boyunca sık sık sürecin öyle partiyle, program ile olmayacağını, ancak kitlelere yön vermekle kazanılabileceğini yineleyip durdu..

DTP: “Doğu’da isyan ederler, Batı’da bildiri dağıtırlar...”

DTP adına söz alan Mehmet Şamil Altan düzen içi çelişkileri konu alan bir anlatım ile söze başladı. Altan sözlerini sınırötesi operasyonun başarısızlığının vurgulanması ve bunun TC için anlamının anlatılması ile sürdürdü.

Altan Türkiye solunu da sıklıkla eleştiriye tabi tutarak Hikmet Kıvılcımlı’nın “doğu’da isyan ederler, batı’da bildiri dağıtırlar” sözünü hatırlattı. 15 kişilik temsili basın açıklamaları yapıldığından bahsetti.

Altan konuşmasının geri kalanını çatı partisinin tanıtımına ayırdı ve bu konuda tüm hareketlere çağrı yaptı.

Alınteri: “Protestocu anlayış yerine isyancı eylemler gerekli!”

Alınteri’den Yücel Filizler, söze krizin üretimden değil dolaşımdan kaynaklanıyormuş gibi yansıtılmasının yanlışlığından bahsederek başladı. Bu tanımın krizi kapitalizmin yapısal krizi değilmiş ve düzen sınırlarında çözülebilirmiş gibi gösterdiğini söyledi.

Alınteri temsilcisi, Türkiye’de bütünsel bir sistem krizi olduğunu ifade ederek, düzenin krizine karşı devrimci sosyalizm bayrağının göndere çekilmesi gerektiğini söyledi. Krizin ekonomik ve teknolojik boyutu üzerinde duran Filizler, kapitalizmin krize aşmak için geliştirdiği ama başarıya ulaşamayacak teknolojik atılımlardan bahsetti.

Filizler konuşmasında sınıfa karşı sınıf eksenli mücadelenin yükseltilmesi gerekliliğini vurguladı. Ayrıca protestocu anlayışın terkedilerek isyancı eylemler yapılması gerektiği söylendi.

***

ÖDP adına söz alan Sinan Tutal da konuşmasını temelde çatı partisi üzerine kurdu ve CHP’nin boşluğunu dolduracak bir muhalefet ihtiyacı üzerinden tamamladı.

Soru-cevap bölümünde ciddiyetsizlik örneği davranışlar

Konuşmaların ardından soru-cevap bölümüne geçildi. Bu bölümde ağırlıklı olarak Hacı Orman’ın parti ve programı hafife alan sözleri üzerine sorular soruldu. Soruların ardından her konuşmacıya kısa ek konuşma hakkı verildi.

Bu bölümde söz alan Hacı Orman, kendisine sorulan sorulara yanıt vermek yerine cezaevi anılarını ve devrimci örgütlerle kendince dalga geçen hikâyelerini anlatmayı tercih etti. Herkesin partisi var, programı var, hepsine kendisi doğru gelir türünden bildik gevşek liberal söylemlerle durumu kurtarmaya çalışan Orman, salonda TKİP, MLKP, TİKB temsilcileri de olsa, tartışsalar da gene de anlaşamazlar dedi. Orman programı reddetmediğini ispatlamak için de yargılandığı parti davasına atıfta bulunarak, “bu partinin de programı var, hemi de iki aşamalı” türünden lakayt sözler sarf etti.

Bu bölümde DTP temsilcine de sorular soruldu. DTP’nin düzen sınırlarında bir parti olması ile ilgili soruya DTP temsilcisinin verdiği yanıt da hayli ilginç ve tersinden de olsa bir hayli anlamlıydı. DTP temsilcisi Altan sorulan soruya yanıt olarak, bugün sosyalist devrimi savunmayan tüm hareketlerin gerçek bir şekilde düzen sınırlarına hapsolduğunu, çünkü devrim adına temel aldıkları asgari programlarının gerçekte düzen sınırları içinde kaldığını dile getirdi.

Konuşmacıların ikinci konuşmalarını yapmalarının ardından sempozyum sona erdi.

***

Sempozyumun ikinci gününe katılım ilk güne göre daha fazla olmasına rağmen yine de yaklaşık 200 kişiyi aşamadı. Sempozyumu düzenleyenler de konuşmalarda sık sık katılımın beklenenin hayli altında olduğunu dile getirdiler…

Sempozyum salonunda Tersane İşçileri Birliği ve Eksen Yayıncılık da kitap ve bülten standları açtılar.

Kızıl Bayrak / İstanbul


YAZICIYA GONDER


May
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1