05.07.2008
12.04.2008 11:49

Krize karşı tek etkili önlem sınıf mücadelesini yükseltmektir!

 

Sermaye sınıfı ve düzeni, ABD merkezli yeni küresel krizin telaşına düşmüş durumda. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kriz, bir kez daha, nasıl yönetileceği üzerinden tartışılıyor.

Enflasyon rakamlarının beklenenden yüksek çıkması, Standart&Poors’un Türkiye’nin kredi notunu negatife çevirmesi ve benzeri işin ayrıntısını teşkil ediyor. Tabii ki sınıf cephesinden... İşçi sınıfı ve emekçi kitleler yönünden kriz, faturasının kendilerine çıkarılması anlamına geliyor. Bu aynı zamanda, sistemin krizi yönetebildiğini de ifade ediyor. 2001 krizinde de böyle olmuştu. Sermayenin ekonomiyi yönetememe krizini, işçi ve emekçiler, işsizlik ve açlık somutunda ödemek zorunda kalmıştı.

Şimdi yeni bir kriz dalgası hızla yayılmaktadır. Türkiye bu kez bu dalgayı, bir siyasal kriz sürecinde karşılamak durumunda.

Bu ise, sınıfa, sınıfın siyasal önderliğine, krizin faturasını yüklenmeme imkanını gösteriyor. Siyasal krizden yeterince yararlanılabilir, saldırı programlarına karşı başlamış bulunan mücadele daha ileri götürülebilirse eğer, ekonomik krizin yükü de sahiplerine iade edilebilecektir.

Ancak bu o kadar basit bir hesap ki, düzen cephesinden çözülmeme, bilinmeme ihtimali bulunmuyor. Dolayısıyla, alınacak önlemler içinde kriz probleminin sınıf cephesinden bu derece basitinden çözülememesi için gerekenler de bulunacaktır. Fakat bunların basına açık toplantılarda kararlaştırılması da beklenmemelidir.

Devlet cephesinden krize yönelik açık önlemler paketi, Erdoğan’ın sözde ekonomi kurmayları ile yaptığı değerlendirme toplantısı sonrası açıklandı. Ancak açıklanan bu önlemleri konuşabilmek için “kurmay”lık gerekmiyor. Her krizde başvurulan klasik önlemlerdir konuşulan. Faturayı işçi ve emekçi kitlelere kesmenin yöntemleri olarak özetleyebileceğimiz bu önlem paketinde, banka ve diğer finans kuruluşları için acil eylem planı bulunuyor. “Yapısal reform”ların acilen tamamlanması bulunuyor. Bu ikisi de zaten, tüm önlemler paketini özetliyor. Batan bankalar bizim sırtımızdan kurtarılacak. SSGSS başta olmak üzere, işçi ve emekçilerin soğuk savaş önlemleri döneminden kalma ne kadar hakkı varsa gaspedilecek. Emeklilik mezara erteleneceği için ödenmeyecek maaşlarla, tazminatlarla, hukuklu-hukuksuz zamlarla, işsizlik ve açlıkla, sermayeye krizi atlatması için “destek” sunacağız.

En azından sermaye cephesinde umutlar ve planlar bu yönde.

Diğer yandan, sınıf cephesinde krizin faturası üzerinden değilse de, şimdiden yansımaya başlamış bulunan faturanın da etkisiyle, SSGSS’nin temsil ettiği saldırı yasalarına karşı öfke ve mücadele isteği giderek yayılıyor. İstanbul’da yapılan son SSGSS karşıtı mitingin tablosu üzerinden bile rahatça görülebilecek olan bu durum, kuşkusuz düzen ve devlet cephesinden de gerekli değerlendirmelere konu edilmektedir.

Türk-İş’in uzlaşmasına rağmen mitinge katılan İstanbul Şubeler Platformu üzerinden (kuşkusuz diğer kortejlerden de) protestolar halen ortada iken, bu uzlaşı ve ihanet şebekesinin başından gelen “1 Mayıs’ta Taksim” görüşü, acaba neyi anlatıyor? Türk-İş’in Taksim’le ne işi olabilir?

Anlaşılıyor ki, bir kez daha yükselen sınıf muhalefetini dizginleme görevi üstlenmiştir. Hareket, içeriden Türk-İş’in ihaneti, dışarıdan kolluk güçlerinin şiddeti marifetiyle bastırılmak ve kriz bir kez daha kolayından atlatılmak istenmektedir.

Hükümet cephesinden yayılan muhalefetle uzlaşma, yumuşama, buna yönelik örneğin 301’de değişiklik gibi sinyaller de, yine sermayedarların da uyarısıyla, krize karşı siyasal gerilimi düşürme, faturanın sınıfa çıkarılabilmesi için elbirliği yapma çabasını ifade etmektedir.

Tüm bu oyunlara karşı hazırlıklı olmak, krizin faturasının sınıfa kesilmesini önlemek için mücadeleyi daha da yükseltmek sürecin temel görevidir.


YAZICIYA GONDER


July
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3