31.03.2008 07:01
AKP'nin Ergenekon masalında yeni perde - Yürüyüş
21 Mart günü, ülkemizin birçok yerinde Newroz kutlamaları yapılırken, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu'nun "Ergenekon soruşturması kapsamında" gözaltına alınmasıyla, AKP ve sahte laikçi kesim arasındaki oligarşi içi kavga yeni bir biçime büründü.
Gözaltılardan, çok değil, birkaç gün sonra açığa çıktığı gibi, bu gözaltılar "Ergenekon çetesi"nin "üzerine gitme" açısından bir şey ifade etmemektedir. Ama bu üç isim üzerinden toplumun çeşitli kesimlerine bir gözdağı verilmeye çalışılmıştır.
Yaygın kanı, Ergenekon soruşturmasının, türban için anayasa değişikliğinin, ardından AKP'ye karşı açılan "parti kapatma" davasının, İlhan Selçuklar'ın gözaltına alınmasının oligarşi içi kavgadaki "misillemeler" olduğudur.
Spekülasyonları bir yana bırakırsak, AKP'ye kapatma davası açılmasının demokrasiyi, laikliği korumakla, son gözaltıların da "çetelere karşı mücadeleyle" ilgisi yoktur. Taraflar, iktidar kavgasında hukuku, hukukçuları birbirlerine karşı kullanmaktadırlar. Bu da aslında düzenin çürümüşlüğünün, faşizmin yargısının ne kadar göstermelik, hukukçularının da ne kadar hukuk ve adaletten uzak olduklarının bir göstergesidir. Yargının hukuktan, adaletten yana değil, oligarşi içi kavgadaki çeşitli kesimlerden yana taraf olduğu bir tablo var herkesin karşısında. Davalar, hukuka göre değil, oligarşi içi çatışmada tarafların ihtiyaçlarına göre açılıyor, dolayısıyla kararlar da, aynı şekilde hukuka göre değil, oligarşi içi güç dengelerine göre veriliyor.
Geniş yankı yaratan gözaltı operasyonunda da özellikle İlhan Selçuk nezdinde yoğunlaşan tepkilerin ardından Selçuk ve Alemdaroğlu serbest bırakılırken, Perinçek (ve başka bazı İP yöneticileri) tutuklandılar.
Demokrasiyi, insan haklarını yalnız kendileri için istiyorlar
AKP'ye kapatma davası açılıyor, bir taraf "demokrasilerde parti kapatılır mı?!" diye ayağa kalkıyor, daha kısa süre önce başka bir partinin kapatılması için açılan davayı desteklediklerini unutarak... Laik kesime yönelik gözaltılar oluyor, bu kez karşı taraf "o saatte ev basılır mı" diye ayağa kalkıp insan haklarından dem vuruyor; vursunlar, insan haklarının ihlaline karşı çıksınlar; ama onlar bunu, aynı günlerde bu ülkede insanların Newroz'u kutladığı için meydanlarda kurşunlandığını görmezden gelerek yapıyorlar. Bu kavganın her aşaması ve her biçimi oligarşinin "iki tarafı"nın da demokrasi, hukuk diye bir dertleri olmadığını gösteriyor. Onlar, demokrasiyi de, hukuku da, insan haklarını da sadece kendilerine istiyorlar. Ve fakat halka, devrimcilere, yurtseverlere karşı demokrasi, hukuk, insan hakları rafa kaldırıldığında iki tarafın da gözü kör.
AKP'nin halkı, küçükburjuva kesimleri aldatma manevrası
AKP, hemen hemen iktidar koltuğuna oturduğundan bu yana çatışma içinde olduğu sahte laikçi kesime güç verenleri çeşitli biçimlerde ve çeşitli vesilelerle tasfiye etmek istiyor. Ergenekon soruşturmasını da bunun için kullanıyor.
AKP, bu soruşturmayı kullanarak, bir gözdağı operasyonunu, "çetelere karşı mücadele!" diye pazarlamaya çalışıyor.
"Çeteleri temizliyoruz", "derin devletle mücadele ediyoruz" görünümü veren AKP, bununla "demokratlık" payesini taşımaya ve çeşitli kesimlerin desteğini almaya devam etmek istiyor.
Eğer gerçekten "derin devlet"in üzerine gidilecekse yapılacak şey bellidir. Ergenekon'un "GLADİO"nun Türkiye'deki uzantısı olduğu söyleniyor. Ülkemizde NATO'ya, CIA'ya bağlı olarak oluşturulan kontrgerilla örgütlenmesinin yarım asırı aşkın süredir katliamların, sabotajların, komploların, infazların, kaybetmelerin uygulayıcısı olduğu biliniyor. Peki bunların hepsini Veli Küçük'le son gözaltı operasyonundan tutukladıkları Doğu Perinçek mi yaptı?!
Bu işin, birkaç yılın, birkaç kişinin işi olmadığını dünya alem biliyor.
Çeteleri temizlemek isteyen, "temiz eller" operasyonu yapmak isteyen bir iktidar; kontrgerillanın ekonomik, siyasi tüm köklerine uzanır; binlerce katliamın, 1 Mayıs 1977'lerin, Atatürk Kültür Merkezi'nin yakılmasının, 16 Mart 1978'in, Gazi katliamının, binlerce infazın, faili meçhulün, kayıpların dosyalarını açar.
Ama AKP ne yapıyor? "Susurluk soruşturması"nın bir kumarhanecinin öldürülmesine indirgenmesi gibi, AKP'nin "çete temizliği" de Ümraniye bombalarından, Danıştay Baskını'ndan öteye geçmiyor.
1950'lerden bu yana bütün iktidarlar, bütün özel harp daireleri, bütün MİT yöneticileri, bütün Genelkurmaylar, bütün MGK'lar, hepsi bu soruşturmanın bir parçası olmazsa, kimse ortaya "derin devletle hesaplaşıyoruz" diye çıkamaz.
Bu saydıklarımız da yetmez: ABD'den, CIA'dan NATO yönetiminden başlanmalı soruşturmaya. Anti-emperyalist olmayan bir yönetim yapabilir mi bunu?.. AKP gibi bir işbirlikçi, Amerikancı yapabilir mi?
Ama işte oyun burada zaten. Bunu yapmıyor AKP. Bu yönde en küçük bir girişimi bile yok. Bunları yapmadan "çetelerle mücadele eden hükümet" görünümüyle bir yandan faşizmin, Susurluk'un sürdürücüsü olduğunu gizlerken, bir yandan da AB'cilerin, tatlı su demokratlarının desteğini alıyor. Kendini kitlelere özgürlüklerden, demokrasiden yana diye yutturuyor.
Hatırlayın, "Ergenekon" operasyonunun başlatıldığı, Veli Küçük'ün gözaltına alındığı günlerde burjuva basında birçok haber ve yorumda "AKP'nin Ergenekon operasyonu için ABD'den yeşil ışık aldığı" yazılıyordu. Düşünebiliyor musunuz, kendi ülkesinde yapacağı bir operasyon için bile iktidarlar ABD'den izin alıyorlar ve bu hiç abes karşılanmadan gazetelerde yazılabiliyor. Ve düşünebiliyor musunuz, "çetelere karşı temizlik" diye ortaya çıkıyorsunuz ama, küçük bir "çete"ye operasyon yapmak için en büyük çeteden, Gladio'nun, Ergenekonlar'ın ağababasından izin alıyorsunuz!
Hepsinin büyük bir aldatmacadan ibaret olduğunu bu tablo yeterince göstermiyor mu?
Hiç kimse, hiçbir şeye şaşırmasın!
Gerek AKP'ye kapatma davası açılması, gerekse de İlhan Selçuklar'ın "cunta dönemlerini andırırcasına" gözaltına alınmasında, her iki kesim de bunların "demokrasiye yakışmadığını" yazıp çizdiler. Bu olayları "gelişmekte olan demokrasideki yol kazaları" olarak adlandırdı bazıları.
Cunta benzetmelerini bir yana bırakıyoruz; çünkü aslında bu benzetmeleri yapanlar görmek istemese de, o uygulamalar zaten hiç bitmemişti ülkemizde. Devrimcilerin evleri, devrimcilerin çıkardığı yayın organları, devrimcilerin faaliyet yürüttüğü demokratik kitle örgütleri, yıllardır hiç kesintisiz bu tür baskınların hedefidir ve öyle zamanlarda düzeniçi hiçbir kesimin aklına "12 Mart, 12 Eylül benzetmeleri" yapmak gelmemektedir. Bunu da bir yana bırakıyor ve bu uygulamalar karşısında şaşıranlara diyoruz ki: Hiç şaşırmayın; demokrasinin olmadığı ülkelerde partiler keyfi olarak kapatılır, geceyarıları evler basılır, insanlar derdest edilip işkencehanelere taşınırlar... Ve bu şekilde gözaltına alınanlardan çoğu, İlhan Selçuk ya da Kemal Alemdaroğlu kadar "şanslı" olmazlar; kanıtsız belgesiz tutuklanırlar. Kanıtsız belgesiz aylarca, yıllarca F Tipi hapishanelerin hücrelerinde tecrit edilirler.
Hiç şaşırmayın bu olaylar karşısında; siz, başka zamanlarda da ülkemizdeki hapishane katliamlarına, halka karşı savaş anlamına gelen MGK kararlarına da "yol kazası" demiştiniz. Hayır, ortada istisnai olarak gerçekleşen kazalar yok. Türkiye demokrasisinin tarihi "yol kazaları"ndan ibarettir. Demokrasi açısından oligarşik yönetimin her icraatı bir "kaza" anlamına gelir. Ve bu faşizmin doğal halidir.
Anlaşılan, Ergenekon operasyonunu hazırlayanlar, İlhan Selçuk'a dair komploda gedikler bırakmışlar. Ama AKP esas olarak gözdağı amacıyla Selçuk'u gözaltına alma kararı verince, ona da bir kılıf bulunmuş ve "fikri destek" diye bir suç isnadı uydurulmuş. Böyle bir iddiayla herkesi gözaltına alabilir, tutuklayabilir, zan altına sokabilirsiniz elbette. AKP'nin gözdağı saldırısına hukuk da katılmış ve bakın hukuk adına "cinayet" sayılabilecek bir gerekçe uydurulmuş Selçuk için: "Örgüte üye olmaksızın örgütün amaçlarını bilerek örgüt adına vazife yüklenmek"!
Gerekçe bir kara mizah, fakat ülkemizde yaşananlar mizah değil.
Oligarşi içi kesimler, bir yandan birbirlerini yerken, bir yandan da halka karşı tam ittifak halinde davranmayı sürdürüyorlar. İşte, kendi deyimleriyle "karşılıklı kılıçları çektikleri" bu süreçte, ülkenin dört bir yanında halka kurşun sıkıldı, dört bir yanda yine devrimcilere karşı gözaltılar, tutuklamalar gerçekleştirildi! Birbirlerine karşı çektikleri kılıçları, halkın mücadelesi karşısında halka döndürmekte hiç tereddüt etmiyorlar. Halkın ve aydınların asıl görmesi gereken budur.
Yürüyüş / sayı: 145 / 30.03.08