23.04.2008 12:56
Türkiye’de 1 Mayıslar...
1908 Jön-Türk burjuva devrimiyle birlikte işçi örgütlerinin gelişimi hız kazanır. Cumhuriyet öncesindeki 1 Mayıs kutlamaları Osmanlı yönetiminin bu son döneminde görülür.
1 Mayıs 1909’da Üsküp’te işçilerin düzenledikleri kutlama toplantısı, kitlesel olmasa da ilk 1 Mayıs kutlaması olması bakımından anlamlıdır.
1911 yılında Selanik’te, tütün, liman ve pamuk işçileri, güçlü bir 1 Mayıs gösterisi düzenleyerek bu günü kutlarlar.
İstanbul işçilerinin ilk 1 Mayıs kutlaması ise 1912 yılında gerçekleşir. Pangaltı’daki Belvü bahçesinde düzenlenen bir toplantıyla kutlanır 1 Mayıs. Bu kutlamaya dönemin gazetelerinde, “Osmanlı sosyalistlerinin idaresinde 1 Mayıs kutlandı” başlığı altında yer verilir. Aynı yıl Selanik işçileri de 1 Mayıs’ta büyük bir gösteri düzenlerler.
1912-1921 arasındaki yıllar, hem 1 Mayıs hem de işçi hareketleri açısından, dünya savaşının etkisiyle hareketsizlik yılları olarak yaşanır.
İşgale karşı kızıl bayraklı 1 Mayıs!
I. Dünya Savaşı’ndan sonra ise ilk kez 1921 yılında, işgal koşullarına rağmen, önceki yıllara oranla daha güçlü gösteriler düzenlenir 1 Mayıs’ta. İşgal kuvvetleri ve Osmanlı hükümeti 1 Mayıs’ı yasaklasa da, Tramvay, Vapur ve Haliç Tersanesi işçileri grev ilan ederek kutlamalarını gerçekleştirdi. Şirket-i Hayriye, Seyr-i Sefain, Haliç idaresi üçlüsünde çalışan tersane işçileri 1 Mayıs 1921 günü iş bırakarak tramvay işçileriyle birlikte 1 Mayıs’ı kutladı. İştirakçı Hilmi önderliğinde Halk İştirakiyyun Fırkası’nın düzenlediği 1 Mayıs’a işçiler kızıl bayraklarla katıldı ve Kasımpaşa’dan Şişli Hürriyet-i Ebediye Tepesi’ne kadar yürüdüler.
İlk düzenli kortejler halinde düzenlenen bu 1 Mayıs yürüyüşünde mavi tulumlu işçilerin boynunda kızıl atkılar bulunuyordu. Bu 1 Mayıs kutlaması tütün ve elektrik idaresinde çalışan işçiler tarafından desteklenir. 1 Mayıs 1921 İşgal altındaki İstanbul’da emperyalist işgale karşı bir eyleme de dönüştü. Aynı gün Halk İştirakiyyun Fırkası’nın Beyoğlu’ndaki binasında kutlama düzenlenir. Burada binaya kızıl bayrak asılır ve hep bir ağızdan Enternasyonal marşı okunur. Akşam geç saatlere kadar süren kutlamalarda gün boyu işçi marşları söylenir.
Aynı gün Türkiye Sosyalist Fırkası da Babıali’deki merkezinde tören yapar, akşama kadar marşlar söylenir.
1 Mayıs 1922’de de, yine emperyalist işgal koşullarında büyük şehirlerde mitingler düzenlenir. İşçiler İstanbul’da Enternasyonal’i söyleyerek yürüyüş yaparlar ve bildiriler dağıtılır. Ankara’da ise İmalatı Harbiye işçileri başta olmak üzere, diğer işçilerin de katıldığı bir toplantı düzenlenir. Tüm dünya işçilerine ve İstanbul’da bulunan işçi örgütlerine kutlama telgrafları çekilir.
4 Mart 1923’de İzmir İktisat Kongresi toplanır ve bu kongreye katılan işçi delegasyonunun önerisiyle, pek çok talebin yanısıra, 8 saatlik işgünü ve 1 Mayıs’ın işçi bayramı olarak kutlanması da kabul edilir. Kurtuluş Savaşı yıllarında emekçi sınıfların desteğine ihtiyaç duyan Kemalist burjuvazinin, zaferini kesinleştirdikten sonra artık onlara ihtiyacı kalmamıştır. Nitekim İzmir İktisat Kongresi’nin tüm bu kararları tümüyle kağıt üzerinde kalır.
1923 yılında 1 Mayıs, birçok işçi ve aydının tutuklanması sonucunda İstanbul’da kutlanamaz. “1923 Tevkifatı” ile yoğun bir baskı ve terör uygulayan siyasi iktidar, İstanbul Milli İşçi Birliğini, 1 Mayıs gösterisine çağrı bildirilerinin dağıtılması gerekçesiyle kapatır. Türkiye Sosyalist İşçi ve Çiftçi Partisi üyelerinden 20 kişi tutuklanır. Bu baskı ve terör ortamına rağmen, 1 Mayıs Ankara’da mürettipler, askeri fabrika ve şimendifer işçileri tarafından kutlanır.
Bu baskı ve terör 1924 yılında da tekrarlanır. Bu nedenle İstanbul’da hiçbir kutlama yapılamaz. İşçileri “8 Saatlik İşgünü” için mücadeleye çağıran bildirileri dağıtanlar tutuklanır. Amele Teali Cemiyeti’nin Çelik Kol isimli gazetesi kapatılır. Bildiri dağıttığı ve yakasına kırmızı karanfil taktığı gerekçesiyle pek çok işçi gözaltına alınır. Ankara’da küçük çapta bir kutlama yapılır, Boşnak mahallesinde toplantı düzenleyen işçiler marşlar söylerler.
1925 1 Mayıs’ı Amele Teali Cemiyeti’nin düzenlediği bir toplantı ile kutlanır. Yayınlanan 1 Mayıs broşürü nedeniyle Amele Teali Cemiyeti önderleri tutuklanır. Şeyh Sait ayaklanmasını bahane eden Kemalist burjuvazi, Takrir-i Sükun yasasıyla zaten kısıtlı olan işçilerin hak ve özgürlüklerini tümüyle ortadan kaldırır. 27 Mayıs 1925’de hükümet özel bir kararname çıkararak, 1 Mayıs gösterilerini yasaklar. 1 Mayıs’ı resmi “bahar bayramı” olarak ilan eder.
Tüm bu baskılara karşın 1927 yılı 1 Mayıs’ında kutlamalar yapılır. İkdam gazetesi o gün şöyle yazar: “2000’e yakın işçi işini terk etti ve Teali binasında toplanarak hep birlikte ünlü şair Nazım Hikmet’in yazıp bestelediği iş türküsünü söylediler.” Sonuç olarak Amele Teali Cemiyeti yasadışı bir kuruluş olarak kapıtılır, 150 aktif üyesi ve yönetim kurulu tutuklanır.
Cumhuriyet Türkiye’sinde son olarak 1 Mayıs, 1928 yılında kutlandı ve ardından uzun bir sessizlik dönemi başladı. Kemalist burjuvazi işçi sınıfına ve örgütlerine uygulandığı baskı ve terör ile 1 Mayıs kutlamalarını engelledi. 1 Mayıs’ın, işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak gerçek içeriğine ve anlamına uygun kutlamalarının yapılabilmesi için kitleler uzun yıllar harekete geçirilemedi. 1960 yılı sonrasında ise, Türk-İş’in girişimiyle, 24 Temmuz ‘İşçi Bayramı’ olarak kubul edildi. Burjuvazi ve gerici Türk-İş yönetimi bu sahte “İşçi Bayramı” ile, tüm dünya işçilerinin dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ı Türkiye işçi sınıfının bilincinden hepten silmek istiyorlardı.
1977, unutulmaz yılın adı!
Uzun yıllar sonra 1 Mayıs, ilk olarak 1976 yılında yeniden, ama bu kez onbinlerce işçi, emekçi ve devrimcinin katılımıyla, coşkulu bir biçimde İstanbul Taksim Alanı’nda kutlandı. Türkiye işçi sınıfı yasak zincirini nihayet kırmıştı. 1976 yılındaki bu ilk kutlamada mücadele isteğini ve coşkusunu tüm görkemiyle ortaya koydu. Uzun onyıllar sonra gerçekleştirilen bu kitlesel ve coşkulu kutlamanın etkileri de çok geniş oldu. Devrimciler ve emekçiler arasında büyük bir heyecana, sermaye çevrelerinde ise aynı ölçüde büyük bir korku ve terdirginliğe yol açtı.
Sermaye çevreleri 1 Mayıs’ların mücadele günü haline getirilmesinden duydukları rahatsızlığı 1 Mayıs 1977 öncesinde her vesile ile ortaya koydular. Haftalar öncesinden, özellikle gerici ve faşist burjuva basını aracılığıyla provokatif bir hava yaratmaya çalıştılar. Dönemin DİSK’ine egemen reformist sendika bürokratları da, anti-demokratik ve tekelci tutumlarıyla, böyle bir ortamın doğmasını kolaylaştırdılar. 1 Mayıs 1977 günü Taksim’de toplanan yüzbinlerce göstericiye karşı NATO güdümlü Kontr-gerilla eliyle uygulanan faşist provokasyon sonucunda 36 emekçi ve devrimci yaşamını yitirdi. Fakat 1 Mayıslar’ın mücadele coşkusunu kırmak isteyen burjuvazi amacına ulaşamadı. Ertesi yıl (1978) Taksim 1 Mayıs Alanı’nı yine yüzbinlerce işçi doldurmuştu. Üstelik aynı yıl 1 Mayıs Türkiye’nin dört bir tarafından kitlesel gösterilere sahne oldu.
Sıkıyönetimin baskı ve yasaklarına, DİSK yönetiminin teslimiyetçi tutumuna rağmen 1 Mayıs, 1979 ve 1980 yıllarında da, Türkiye’nin birçok yerinde grevler, boykotlar, iş yavaşlatma ve yasadışı kitlesel gösterilerle militanca kutlandı. Bu görkemli kutlamalar ancak 12 Eylül faşist askeri darbesiyle bir dönem için engellenebildi.
1988’den itibaren işçiler ve devrimciler yasakları çiğneyerek sokaklara çıkmaya başladılar. Bu uğurda şehit düşenler oldu. Fakat 1 Mayıs yeniden kazanıldı. 1989 yılında genç bir işçi olan Mehmet Akif Dalcı vurularak şehit düşerken, 1990 yılında Gülay Beceren polisin açtığı ateş nedeniyle felç oldu. Yine ‘96 1 Mayıs’ında polisin devrimci kortejlere ateş açması sonucu 3 emekçi, Dursun Odabaşı, Hasan Albayrak ve Levent Yalçın şehit düştü. Fakat bu saldırılar da emekçilerin alanlara çıkmasına engel olamadı.