23.11.2008
27.04.2008 19:29

Taksim yasaklanamaz – Halkın Gerçeği

 

Gün, bizden çalınan alanımızı geri alma, o alana yüzbinlerle çıkma günüdür. Başarabiliriz. Emperyalizme karşı bağımsızlıktan, faşizme karşı demokrasiden, kapitalizme karşı sosyalizmden yana olan herkesi çağırıyoruz...

O gün, devrimin yolunda yürüyen halkların bayramıdır. O gün, halkların nasırlı yumruğunun zorbaların başına indirileceği inancını en somut olarak yaşadığımız ve yaşattığımız günlerden biridir. O gün, 1 Mayıs'tır. Birkaç gün sonra, bu coşkuyu, bu inancı onbinlerle, belki yüzbinlerle paylaşacağız yeniden. Bu yıl da –onyıllardır olduğu gibi, baskılarıyla yasaklarıyla bu inancı, coşkuyu yaşamamızı engelleme politikası değişmedi. Valisinden Başbakan'ına, polis şefinden bakanlarına kadar hepsi onyıllardır sürdürdükleri yasaklarla ve onyıllardır tekrarlayıp durdukları bahanelerle çıktılar karşımıza.

Taksim tartışması, esas olarak bitmiş bir tartışmadır. Taksim yasaklanamaz; Taksim yasağı hukuki ve meşru değildir. Taksim'in "Valilikçe belirlenmiş miting alanları" içinde olup olmaması bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Bu gerekçede ısrarlı olurlarsa, o zaman onlara şunu sorarız: "Taksim Meydanı, valilikçe, hükümetçe belirlenmiş katliam alanları" arasında mıydı? Buna dayanarak mı gerçekleştirildi 1 Mayıs 1977 katliamı?.. Ve Taksim Meydanı, halen "resmen belirlenmiş bir katliam alanı" mıdır?

35 insanımızın katledildiği bir meydandır tartışılan. 1 Mayıs'ın, 1 Mayıs Alanı'nın kendi hukuku vardır. Kim yazdı bu hukuku denilirse? 1977'de dökülen kanımızla yazıldı bu hukuk. 1978'de bir sene önceki katliama rağmen alanlara çıkma kararlılığını gösteren yüzbinlerin yazdığı bir hukuktur bu. 1988'de yeniden Taksim diyerek yürüme cesareti gösterebilenlerin, bir sonraki yıl o alana girmek için sokak sokak çatışanların hukukudur. Bu hukuk Mehmet Akif Dalcılar'ın yazdığı bir hukuktur. Bu hukuk, 1996'da Kadıköy'de ateş altında yürüyüp dört şehit verirken yazılmıştır. Bu hukuk 2004'te Abide-i Hürriyet'ten kurtulup yönümüzü Taksim'e döndüğümüz Saraçhane'de yazılmıştır. Bu hukuk 2007'de gaz bombaları altında yazıldı. Ve işte bu tarih özetinden de anlaşılacağı gibi, aslında Taksim, tüm bu yıllara yayılan mücadeleler içinde kazanıldı.

Taksim Meydanı'nın yasaklanmasının hiçbir gerekçesi yoktur. "İstanbul trafiği" gerekçesi komiktir... Komik olduğu kadar da, faşizmin klasik yasakçılığının bir ifadesidir. Bu yasakçı politik geleneği göstermesi açısından şu örneği hatırlamak yerinde olacaktır. 1994 1 Mayıs'ıydı; iktidar 1 Mayıs'a izin vermek zorunda kalmıştı ama, zihniyet yine de kendini bir yerlerden gösterecekti. İstanbul Valiliği, "konuyla ilgili olmadığı" gerekçesiyle yüzlerce sloganı ve pankartı yasakladı. Ve lütfen buraya dikkat; "konuyla -yani 1 Mayıs'la- ilgili olmadığı için yasaklanan sloganlar içinde "Yaşasın 1 Mayıs" sloganı da vardı... Bugün artık Taksim yasağı da bundan daha tutarlı ve mantıklı değildir.

Dergimizin bu sayısında –Tarih Sayfaları bölümümüzde– geniş bir listesini de göreceğiniz gibi, Taksim Meydanı dün de, bugün de çok çeşitli etkinlikler için açılmış ve açılmaktadır. Taksim'de "rahatça" gösteri, konser, toplantı, yürüyüş yapabilen birçok kesim var. Bu kadar çok çeşitli kişiler, kurumlar Taksim'de mitingler yapmışken ve yapabilirken, Taksim'in emekçilere kapatılmasının anlamı nedir?.. Bunun anlamı, Tayyip Erdoğan'ın "ayaklar baş olursa..." sözlerinde gizlidir. Anti-emperyalist, anti-oligarşik seslerin yükseleceği eylemlere yasaktır Taksim. İşçiye, köylüye, memura, gecekonduluya, işsize, emekliye yasaktır. Görünen şudur; her türlü gerici etkinlik için, düzenin her türlü politikası için, apolitikleşmeyi körükleyecek her faaliyet için ardına kadar açılmaktadır Taksim Meydanı. Bir tek emekçiler oraya ancak bileklerinin gücüyle çıkabilmektedirler. Madem ki böyledir, o zaman biz de emekçi halkın bileğinin gücüyle çıkıp zaptedeceğiz Taksim Meydanı'nı.

Burjuvazi ve onun adına ülkemizi, İstanbul'umuzu yönetenler iyi biliyor ki, 1 Mayıs Alanı'na çıktığımızda orada "bahar ve çiçek bayramı" yapmayacağız. Taleplerimizi dile getireceğiz. İşbirlikçiliklerini, halkı yoksullaştıran ekonomi politikalarını protesto edeceğiz. Halk düşmanı uygulamalarını lanetleyeceğiz. Ve elbette, bize göre kanları hala meydanda duran 35 şehidimizin hesabını soracağız. Bundan korkuyorlar elbette; bu protestolara, lanetlemelere, bu hesap sormaya tahammül edemiyorlar. Tahammül etseler de etmeseler de, bu hesabı sormak için çıkıp zaptedeceğiz Taksim Meydanı'nı.

Şunu da bir kez daha vurgulayalım; bugüne kadar ki tüm 1 Mayıslar'da "olay" çıkaran, "provokasyon" yaratan sadece ve sadece iktidarlar oldu. Oligarşinin resmi ve sivil faşist güçleri oldu. Oligarşinin saldırısının olmadığı her 1 Mayıs "olaysız 1 Mayıs"tır. Bu 1 Mayıs'ta da durum değişmeyecektir. Devrimcilerin, sendikaların, emekçilerin planları, programları, niyetleri, istekleri ortada ve açıktır. Bir saldırı ve engelleme olmadığı sürece bu program uygulanacak ve elbette hiçbir olay çıkmaksızın 1 Mayıs kutlanmış olacaktır. Fakat, geçen yılki gibi 1 Mayıs Alanı işgal edilirse, İstanbul işgal edilirse, üzerimize bombalar, kurşunlar yağarsa, geri dönmeyeceğimizi, 1 Mayıs Alanı'nı zaptetmek için bombaların, kurşunların üzerine yürüyeceğimizi, bu ülkenin tarihini bilen herkes az çok tahmin edebilir. Biz 1 Mayıs'ı iki türlü kutlamaya da hazırız; tercih, AKP iktidarının!

Emekçi ve emekten yana kardeşlerimiz! 1 Mayıs mücadelesi, sınıf mücadelesinin kendisi gibi inişli, çıkışlı, zigzaglı bir seyir izledi bugüne kadar. Gün oldu, tek bir alanda 500 bin kişi toplandık, gün oldu milyonların mücadelesine 5-10 binimiz tercüman oldu. Gün oldu kızıl bayraklarla donattık alanları, gün oldu, alanlar işgal edildi. Şimdi gün, işgal edilen, bizden çalınan alanımızı geri alma, o alana yüzbinlerle çıkma günüdür. Başarabiliriz.

Bunun başarılmasını engellemek için son ana, son güne kadar elinden gelen her şeyi yapacaktır oligarşi. 1977 1 Mayıs'ında kontrgerillanın en büyük katliamlarından biri gerçekleştirildi. Fakat buna rağmen, 1977 1 Mayıs'ı, emekçiler için değil, ama oligarşi için bir "kabus"tur. 500 bin emekçinin düzene karşı biraraya gelmesi tekelci burjuvazinin o günden bu yana unutamadığı bir kabustur. 500 bin emekçinin bulunduğu alandan sadece sıradan ekonomik talepler değil, devrim ve sosyalizm sloganlarının yükseliyor olması, burjuvazinin kabusunu daha da katlanılmaz kılmıştır. Denilebilir ki, o günden bu yana, oligarşinin tüm politikaları devrimci gelişmenin önünü kesmeye yönelik olmuştur. Katliamlar, 12 Eylül cuntası, terör yasaları, YÖK düzenlemeleri, AB manevraları, infazlar, kayıplar, F Tipleri... hepsi buna yöneliktir.

1 Mayıs Alanı'nı ve ülke çapındaki tüm alanları, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm kavgasının kürsüleri olarak görüyoruz. Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin kürsüsü olmayan bir alanın, sıradan bir alan olmanın ötesinde bir anlamı olmaz. 2008'de bu kürsü, İstanbul'da, Taksim'de 1 Mayıs Alanı olacaktır. İşte bu nedenle, sadece işçileri değil, sadece ilericileri değil, emperyalizme karşı bağımsızlıktan, faşizme karşı demokrasiden, kapitalizme karşı sosyalizmden yana olan herkesi çağırıyoruz 1 Mayıs Alanı'na. O alan sayılan tüm güçlerin, tüm vatanseverlerin, demokratların, ilericilerin alanıdır.

Toplumun ezilen ve sömürülen kesimlerini oluşturan halk, çoğunluktur. Ama azınlığın üzerindeki tahakkümünü engelleyememektedir. Zayıflığı, örgütsüzlüğünden, birleşmemesinden, mücadeleye atılmamasından gelir. Bütün halk güçleri! Emek düşmanlarından, halk düşmanlarından hesap sormak için Taksim'e; birleşelim, Taksim'i zaptedelim, halkın gücünü gösterelim!

Halkın Gerçeği, sayı: 4, 27.04.08


YAZICIYA GONDER


November
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30