18.05.2008
07.05.2008 06:39

Taksim kazanılmıştır - Halk Gerçeği

 

Emekçilerin haklarını savunanlar, düşmanı, sınıfı, mücadeleyi ve sınıf savaşı gerçeğini hatırlamak veya yeni baştan öğrenmek durumundadırlar. 1 Mayıslar okul olmaya devam ediyor.

1 Mayıs, baskı, zulüm ve kanla geldi. Şaşırmadık. Bizim için beklenmedik veya bugüne kadar hiç olmamış bir şey değildi bu. Çünkü emperyalizmin işgali altında, faşizmle yönetilen bir ülkede, 1 Mayıslar henüz bir bayram değil, bir kavga günüydü. AKP, Avrupa Birliği'ne uyumla farklı beklentilere girenlere bu gerçeği bir kez daha hatırlattı.

Oligarşiyle halkın, meydanlarda, caddelerde, sokaklarda karşı karşıya geldiği bu kavga gününde, faşizm çıplak yüzüyle çıktı halkın karşısına. Demokrasicilik oyununu bugün için bir yana bırakıp, "düşman bir ülkeyi işgal eder gibi", işgal etti kendi ülkesinin bir şehrini. İktidar, daha birkaç gün önce "ayak takımı" olarak adlandırdığı emekçilere baskı, zulüm ve kan getirdi. Ancak, tarihsel 1 Mayıs marşımızda dediğimiz gibi, "bu böyle gitmez!" Gitmeyecek!

Taksim'e çıkan her sokakta baskı ve zulme karşı direnenler, faşizmin zulmüyle karşılaştıkları her yeri Taksim'e çevirenler, bunun böyle gitmeyeceğinin güvencesidirler. Taksim'i zaptetmek için bir kez daha onbinler olup çıktık caddelere. Meydanı işgal edip en meşru hakkımızı gasbetmeye çalışanların zulmüne karşı çatıştık sokak sokak. AKP, yasakçılığı ve vahşetiyle teşhir olurken, emekçiler ve emekten yana olanlar, haklılıklarını hemen tüm toplum nezdinde pekiştirdiler. 2008 1 Mayıs'ında, tescil edilmiştir ki, Taksim 1 Mayıs Alanı'dır ve 1 Mayıs Alanı esas olarak emekçiler tarafından kazanılmıştır.

İlk kez işgal edilmedi Taksim. 1979'da işgal edilmişti ilk; sancak dikilmişti meydana "yabancı bir ülkenin meydanına dikilir gibi"... Oligarşinin hükümetleri, ordusu, polisiyle halk birbirine "yabancı"ydı. Halka yasaklar koymanın, halka meydan okumanın zemini de işte bu yabancılıktı. Sonraki yıllarda da devam etti Taksim işgali. 1980'lerde, 1990'larda... Türkiye'nin AB'ye üyelik süreciyle, "uyum yasaları"yla ne kadar demokratikleştiği masallarının çokça anlatıldığı 2000'li yıllarda da Taksim'de işgal hala sürüyordu. Taksim'deki işgal, asıl işgalin, emperyalizmin ülkemizi ve faşizmin hayatın her alanını işgalinin bir yansımasıdır sadece. Biz, 1 Mayıs mücadelesini yıllardır aynı zamanda bu işgale karşı veriyoruz.

Mücadelemiz hayatın her alanında kesintisiz sürüyor. 1 Mayıs kavgasını da ufkunda devrim olan bu büyük mücadelenin bir parçası olarak sürdürüyoruz. Kitleselliğimiz artar eksilir bu kavgada, Taksim'e bazen yakınlaşır, bazen uzaklaşırız. Ama hedeflerimizden asla vazgeçmeyiz. İşte bu ısrar ve kararlılığımızla, bu sene Taksim'e daha yakındık. Kimse Taksim'i, bu talepteki meşruluğu, haklılığı tartışmaktan kaçınamadı. İktidarların ve burjuva medyanın 1 Mayıslar'a karşı çok zaman başvurduğu sansür mekanizmaları işletilemedi. Politik olarak geçen senenin 1 Mayıs'ından daha güçlüydük bu 1 Mayıs'ta. Gelecek sene daha güçlü olacağız. Ondan sonraki sene daha güçlü... Biz kararlı olduğumuz için, politikalarımızda net olduğumuz için bundan da bu kadar eminiz.

Yoldaşlar, emekçiler, tüm halkımız! 1 Mayıs kavgasından alnımızın akıyla çıktık 2008 1 Mayıs'ında. Politik olarak yalpalayan, kararsız davranan güçler olsa da, devrimciler, emekçiler, sokaklarda bu tereddütlerin uzağında kavganın gereğini yaptınız. Ülkemizin tarihi, 2008 1 Mayıs'ında sokaklarda çatışanlarla, bedeller ödeyenlerle, cüretle Taksim'i zaptetmeye yürüyenlerle gurur duyacaktır. Kuşku yok ki, Taksim'e çıkacağımızı ilan etmemizden 1 Mayıs günü geliştirilen tavırlara kadar bu süreçte elbette ders çıkarmak için tartışılması gereken yanlar var.

Sınıflar mücadelesinin yüzyıllardır değişmeyen bir kuralı gibidir; düzene karşı mücadele edenler geri adım attıkça, iktidarlar, asla bununla yetinmez, geri adım atanın daha fazla üzerine giderler, yeni geri adımlar isterler. Karşısındaki güç geriledikçe, sömürücü sınıfların temsilcileri, gerileyen gücün "burnunu sürtmek", bir daha düzene karşı çıkamaz hale getirmek, ezerek toplumun tüm diğer kesimlerine "gözdağı" vermek isterler. Üç konfederasyon (Türk-İş, KESK ve DİSK), "sağduyu" adına geri adımlar attıkça, iktidar pervasızlaştı. Onlar geri adım attıkça, faşizmin temsilcileri "200 metre yürümeyi" bile kabul etmeyecek kadar pervasızlaştı. Sınıf mücadelesinin mantığını kavrayanlar, asla böyle bir duruma düşmezler.

AKP, halkı sindirmek istiyor. AKP'nin 1 Mayıs politikasının özü de budur. Bu anlamda saldırganlığının her aşaması ve biçimi bu politikaya hizmet edecek şekilde gerçekleşmiştir. Oligarşi açıkça "ben senin düşmanınım... ben senin binana baskın düzenler, seni binana hapsederim" diyor. Bu faşist terör karşısında "sağduyu"yla, "diyalog"la bir sonuç alamazsınız. Bazı kesimler bu politikalarla sonuç alacaklarını sanıyorlar ama yanılıyorlar. Sağduyu yok, diyalog yok; düşman var, sınıf var. Sonuç alacağımız yegane biçim, direnmek, ileri atılmak, mücadeleyi büyütmek, icazete değil, meşruluğumuza dayanmaktır. Meşruluk, mücadelenin kendisinin meşruluğudur. Değilse, mesela milletvekillerinin "meşruluğuna" sığınarak mücadele edilemez bu ülkede. Edilemeyeceği bir kez daha görülmedi mi? Sendikalar, demokratik kitle örgütleri, ilerici partiler, tüm devrimci, demokrat örgütler, her alanda ve her konuda olduğu gibi, 1 Mayıs hakkı ve 1 Mayıs Alanı konusunda da dişe diş mücadele vermek zorundayız. Düşman herkese bunu öğretiyor. 2008 1 Mayıs'ının en başta öğrettiği de budur.

AKP iktidarı, 1 Mayıs konusunda başından sonuna faşizmin iktidarı olduğunun, emperyalizmin ve tekellerin çıkarlarının temsilcisi olduğunun bilincinde davranmıştır. Buna uygun politikalar geliştirmiştir. Tayyip Erdoğan, "ayaklar baş olmaya kalkarsa kıyamet kopar" derken, bunu tamamlayan düşüncesi olarak devlet otoritesinin tesis edilmesinden söz ediliyordu. "Devlet otoritesi" diye ifade edilen mantık, 12 Mart, 12 Eylül cuntasından daha yakın zamandaki 19 Aralık katliamlarına kadar faşizmin her türlü baskısının, zulmünün gerekçesi olmuştur. "Devlet otoritesini" tesis etmek, bu ülkede baskıyla, zulümle, katliamla, infazlarla özdeş bir kavramdır. Karşımızdaki güç, kendini bununla özdeşleştiren bir iktidardır.

Eğer bugün halkın mücadelesini geliştirmekte, büyütmekte, birleştirmekte yetersizlikler varsa, ki olduğu açıktır, bunda emekçi örgütlerinin, ilerici, sosyalist örgütlerin sınıf bilincinden uzaklaşmasının, ideolojik çarpıklıkların büyük payı vardır. Düşman gerçeği unutulmuştur, sınıf gerçeği unutulmuştur, meşruluk unutulmuştur. İşte 1 Mayıslar, unutulan her şeyi hatırlatıyorlar. Faşizme karşı demokrasi için mücadele etmek isteyenler, emekçilerin haklarını savunmak isteyenler, açlığa, köleleştirmeye dur demek isteyenler, düşmanı, sınıfı, mücadeleyi ve sınıf savaşı gerçeğini hatırlamak veya yeni baştan öğrenmek durumundadırlar. 1 Mayıslar bu anlamda başta emekçiler olmak üzere, tüm halk için, örgütlü halk güçleri için bir okul olmaya devam ediyor.

1 Mayıs mücadelesi uzun süreli bir mücadele olarak şekillendi ülkemizde. 1 Mayıs'ı alanlarda yasal olarak kutlamak için bile yıllar geçmesi ve bedeller ödememiz gerekti. Taksim'i kazanma mücadelesi de böyle bir mücadeledir. Belki önümüzdeki yıl, belki 5 yıl sonra sonuç alırız. Ama er ya da geç bu sonucu alabilmek için, kararlılık gösterilmesi şarttır. Geri adım atılırsa, uzlaşma, diyalog adına iktidarın dayatmalarına teslim olunursa, Taksim'i kazanmak, daha uzun zamana yayılacağı gibi, daha büyük bedeller ödemek durumunda kalırız.

1 Mayıs Alanı, kazanılmış bir haktır. İktidarların yapabileceği iki şey vardır; ya zulmü sürdürmek, ya hakkı teslim etmek. Birincisinde sonuç alamıyorlar. Hakkı er geç teslim edecekler. Taksim'e yüzbinlerle dolacağız. Bunu kimse engelleyemez.

Halk Gerçeği, sayı: 5, 04.05.08


YAZICIYA GONDER


May
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
28 29 30 1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31 1