01.07.2008 12:31
Abartılı söylemler arkasında kaybolan gerçeklik – Devrimci Demokrasi
Ezilen sınıfların iktidar mücadelesine bakıldığında, geçmişe oranla daha düşük seyreden bir grafiğe sahip olduğu görülmektedir. 20. yüzyılın son çeyreğinde yaşanan bu düşüş sadece ülkemizde değil, dünyanın diğer ülkelerinde de yanşanmaktadır. Nepal halkının iktidar yürüyüşünü bir kenara koyduğumuzda, yakın zamanda dünya halklarını derinden etkileyecek büyük bir gelişimin olmadığı görülmektedir.
Emperyalistlerin ve onların işbirlikçileri ile uşaklarının saldırılarına karşı, devrimci komünist hareketlerin ortak tutumunun yetersizliği, devrim karşıtlarının başarı sağlamasını kolaylaştırıyor. Sömürünün küreselleşmesiyle birlikte, dünya halklarının topyekûn bir direniş ortaya koymaları noktasında bir yetersizliğin olduğunu görmekteyiz. Esasta bizlerin yetersizliğinden kaynaklanan bu durumun daha fazla devam etmesi mümkün değildir. Çünkü emperyalizmin düştüğü çıkmazlar, yeni saldırılar geliştirerek, dünya halklarının ve ezilen uluslarının geleceğini tehdit etmektedir.
Dünyada ve ülkemizde yaşanan ve yaşanmaya devam eden durumları değerlendirip masaya yatırdığımızda, değişik fikirlerin oluşması doğal iken, kimi zaman düşülen aşırı öznelciliğin gerçeklerin gözardı edilmesini beraberinde getirdiğini de görmemiz gerekir. Oysa gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya koyup, bunun üzerinden objektif yaklaşım ve tutumların sergilenmediği hiçbir adım, istenilen başarıyı getirmeyecektir. Olanı, olduğunun üstünde anlatma durumu, gerçekleri değiştirmemekle birlikte, mevcut durumun algılanmasında da bir yanılsama yaratmaktadır. Temelde ben-merkezci anlayışın ürünü olarak ortaya çıkan bu durum, değişik boyutlarda devam etmektedir. Kitlelere gerçekleri anlatmaktan uzak, nesnel gerçekliği örgütlenmiş güç olarak görmenin getirdiği yanılsamalar, kimi dönem ajitasyon olarak kullanılıp kitlelerin motivasyonu sağlanmaya çalışılsa da, bu, maddi güce kavuşmadığı durumda, büyük yılgınlıklara yol açacaktır. Günü birlik çıkışlarla kitlelerin ayakta olduğunu söyleyenler, daha dün SSGSS eylemliliği sürecinde genel grevden bahsediyorlardı. Genel grevin hangi üretim ilişkilerinde ortaya çıktığından bağımsız ele alınması, alınacak kararın etki alanını da belirler. SSGSS sürecinde, en kitlesel tasarlanmış eylemin 20 bin civarında olduğu görülürken, bu eylemi 50 bin olarak dillendirenler, gerçekleri yadsıyarak genel grevi dillendiriyorlardı. Koşullara bağlı geliştirilen eylemleri, koşullardan bağımsız, içini boşaltarak ortaya sürenlerin, bu popüler söylemlerle sınıfın ihtiyaçlarına cevap olmaları mümkün değildir. Çünkü bu pratiğin temelinde yatan çizginin, genelde küçük burjuva devrimci çizgi olduğu bilinmektedir.
Benzer yaklaşımlardan birini de Tuzla tersanelerinde görmek mümkündür, peş peşe gelen ölüm haberleri karşısında burjuva liberallerinin dahi sessiz kalamadığı bir dönemde, o alanda çalışan işçilerden yoksun, dışardan alınmış grev kararıyla, ihtiyacı karşılamak mümkün değildir. Burjuva basınının manşetlere taşıdığı bu ölümler karşısında, hala bizlerin bir örgütsüzlüğü mevcutsa, dönüp de sorgulamamız gereken yer kendimizden başkası değildir. Yapılacak çalışmalarda halkın çıkarları yerine örgütsel çıkarlarınız kendisini dayatıyorsa, oluşacak ilgisizliğin sorumluları da bizleriz. 15-16 Haziran işçi direnişinin yıldönümünde yapılan bu eylemin, diğer örgütler tarafından desteklenmesi, Limter-lş'in aldığı grev kararının doğruluğu anlamında değil, kararın kendisinden ziyade yaşanan işçi ölümlerine gösterilen bir tepkidir. Fiili olarak işçilerin işbaşı yapmalarını engellemenin hangi koşullarda yapılabileceği tartışılabilinir durumda olmasına rağmen, bugün böylesi bir kararın boşa düşmesi kaçınılmaz olacaktır.
Bazı öznel yaklaşımları genelin ihtiyaçları olarak ortaya sürmenin, sınıfa ve ona önderlik edecek kurumlara bir getirisi olamaz. Bundandır ki, karar mekanizmasını olabildiğince diğer dost güçlerle birleştirmek ve bu biçimiyle işçilerin kabulüne sunmak doğru olacaktır. Aksi takdirde işverenin bin bir türlü entrikaları karşısında, emekten gelen gücün kullanılmasında ciddi problemler oluşacaktır.
Siyasal iktidarın düştüğü çıkmazlar yeni saldırıları tetikleyerek, en geniş toplumsal muhalefeti susturmaya çalışmaktadır. Özellikle yasal alanda sistemin tüm kirliliklerini ortaya koyarak, geniş kitlelere umut olmaya çalışan kurumlara ve üyelerine yönelik başlatılan bu saldın furyası, her geçen gün genişleyerek devam ediyor. Son dönemde sıklaştırarak yapılan bu saldırıların son halkası, Demokratik Haklar Platformu (DHP) oldu. Birçok ilde yapılan ev baskınları, gözaltılar ve tutuklamalar devam ederken, öyle görülüyor ki, bu saldırılar bundan sonra da artarak sürecektir.
Bu noktada gerçekleri yadsımayan yaklaşımımızla, hak ve taleplerimiz için daha fazla mücadele etmek durumundayız. Aksi hamleler, bir adım daha geriye düşülerek, psikolojik üstünlüğün kaybedilmesine yol açacaktır. Bu açıdan DHP için ortaya sürülen suçu ve suçluyu övme gerekçesini tersine çevirip, haklılığımızdan aldığımız güçle, halkın nezdinde suçlu olanları yargılamayı başarabilmeliyiz.
Devrimci Demokrasi Sayı 134 / 28 Haziran 2008