07.09.2008
01.07.2008 12:38

Tuzla tersaneler cehenneminde işçiler köle kalmayacak! - TİB-DER

 

Tuzla tersanelerinde kan akmaya devam ediyor. Tersane patronlarının kâr hırsı sonucu bugüne kadar 97. işçi kardeşimizi iş cinayetine kurban verdik. Alınmayan işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri, taşeronluktan kaynaklı iç içe ve yoğun çalışma, çalışma alanının darlığı Tuzla cehenneminde ölümleri peşpeşe getirmeye devam edecektir. Tersanelerde her türlü kuralsızlığın kaynağı yaygın taşeronlaştırmadır. Sigorta primlerinin halen girdi-çıktı gösterilerek yatırılıyor olması, ana firma tarafından ödenmemesi, ücret gaspları vb. bir dizi sorun vahşi kapitalizmin diriliş anını anımsatmaktadır. Genel üretim yapısı böyleyken, yoğun ve yorucu çalışma temposu işçilerin sosyal bilincini dumura uğratmaktadır. Taşeronluk uygulamasıyla işçilerin örgütlenme ihtimali atomize edilmektedir. Dahası taşeronluk asıl düşmanın görünmesini engelleyerek hedef şaşırtmaktadır.

Bu tablodan bakıldığında tersanelerdeki tek tek işletmelerde kalıcı örgütlenme imkanı ortadan kalkmaktadır. Havzayı tek bir fabrika olarak görmek, hedef tahtasına tersanelerin genel patronu GİSBİR'i koymak stratejik bir bakıştır. Bu stratejik bakış 9 Aralık 2006 tarihinde gerçekleştirilen 1. Tersane İşçileri Kurultayı'nda belirlenmişti.

Taşeronluğun yaygınlığı, taşeronlar ve tersaneler arası işçi sirkülasyonu tek bir tersanede direnişle kazanılmış bir hak olsa bile kalıcılığını koruyamamaktadır. Toplam havzayı tek bir fabrika olarak gören bu anlayış, ne tek tek, ne de birkaç tersanede birden tabana dayalı direnişi ya da sendikal kalkışmayı yadsımamaktadır. Burada belirleyici olan tersane işçisinin bir sınıf olduğunun bilincine varmasını sağlamak, tekil ya da tek bir taşeron ya da tersanede gerçekleşebilecek lokal bir takım direnişlerle büyük ve kitlesel eylemlerin provasını yapmak, işçilerin daha fazla kaynaşmasını ve hak arama bilincini yerleştirmek yaşamsal önemdedir.

1. Tersane İşçileri Kurultayı bu sayılan koşullan yaratmak, tersane işçisinin örgütlülüğünü güçlendirmek, asıl hedef olan GİSBİR'i daha belirgin göstermek noktasında zengin araçlar devreye sokmuştur. Limter-lş Sendikası'na yöneltilen dar grupçuluk eleştirisinin ve kopuşmanın ardından gerçekleşen 1. Kurultay, Tersane İşçileri Birliği Derneği'nin kurulmasını sağlayan karara imza attı. Denilebilir ki, süreç başta ücret gaspları olmak üzere, sigortasız çalışma ve iş cinayetlerine karşı işçilerin yükselen öfkesi, örgütlü güce ve militan bir hatta sürüklenerek sayısız direnişi beraberinde getirdi.

Ancak bu tekil direnişler havzada kalıcı bir takım kazanımları sağlayamazdı. Tersane işçilerini ortak düşmana karşı ortak bir tutum etrafında kenetleyerek hasmını kalbinden vuracak bir büyük eyleme ihtiyaç vardır. Bu eylem GREVdir. Tersanedeki havza grevi fikri, kurduğumuz komitelerle fazlasıyla tartışıldı. Bunun için 2. Tersane İşçileri Kurultayı “greve hazırlık” kurultayı olarak toplandı.

Grev fikri bu saatten sonra yoğunlaşmış bir gündem olarak varlığını korudu. Günümüzde sendikaların dahi gereğince bu silaha başvurmadığı bir yerde havza grevinden hem de fiili bir grevden bahsetmek şaşırtıcı görünebilir. Ancak bir havza grevi için havzadaki nesnel zemin vardır ve bu dinamikler üst üste binmiştir.

Buradaki temel sorun tersane işçilerinin birliğinin sağlanmasıdır. İkincisi ise havzada çalışma yürüten diğer güçlerin birlikte bu süreci örgütleyebilme becerisi gösterebilmesidir. Bu yaşamsal koşullar sağlanmadan bir havza grevinin örgütlenmesi mümkün değildir. Havza güçlerinin birlikte davranması ihtimali dar grupçu örneğin uç noktasında olan Limter-lş Sendikası tarafından toprağa gömülmüştür. Bunu son eylemler üzerinden gözlemleyebilmek mümkündür. Bu hastalık kitle hareketi tarafından aşılmayı beklemektedir

Gelelim gerçek bir grevin örgütlenebilmesinin ön koşullarından biri olan işçilerin birliğini yaratma sorununa... Yoğun çalışma temposundan kaynaklı bilinci dumura uğramış, taşeronlukla atomlarına ayrılmış koca bir işçi ordusunun birliğini yaratmak, sağlam, doğru ve tabanın iradesini esas alan bir politik hat ile mümkündür. Evet! Tuzla cehenneminin ateşini bir nebze olsun grev hafifletecektir. Ve bu cehennemde grev ateşini yakmak sınıfın birlikteliğiyle mümkündür. Tersanelerde sınıfın birlikteliğini yaratabilecek bir doygunluk, tersanelerin sınırlarını da aşacak bir etkiye sahip olacaktır.

Bilindiği üzere tersanelerin bu kadar sık ve yoğun biçimde gündem olmasının nedeni iş cinayetlerinin artık gündelik bir hal almasıdır. Düzenin neredeyse bütün mekanizmalarına "bu kadar da olmaz" dedirten bu olgu, elbette ki tersane işçilerinin mücadelesinden bağımsız ele alınamaz."Mücadelenin henüz bir takım sınırlılıkları aşamamasına rağmen bu böyledir. Öyle ki, Çalışma Bakanı'ndan iş müfettişlerine, TBMM bünyesinde kurulan komisyonlardan konunun burjuva basınında geniş bir biçimde yer almasına kadar olup bitenler, aynı zamanda tersane işçisinin yıllardır kabaran öfkesinin önünü almayı ve mücadele birikimini boşa çıkarmayı amaçlamaktadır. Ancak bu şarlatan takımının "ölümleri önleme" adı altında söyledikleri her söz, attıkları her adım, anında ve her seferinde peşi sıra gelen ölümlerle boşa düşmüş, bu sözde çabaların gelinen yerde tersane işçisinin gözünde pek bir inandırıcılığı da kalmamıştır.

Zaten bugün gelinen yerde burjuvazinin bütün kurumları elini eteğini havzadan çekmiştir. Bu, işçilerin kendi sorunlarını kendileri çözme eğilimini güçlendirmiştir. Bu eğilimin güçlenmesinde gelişen dış kamuoyunun payı büyüktür. Bu potansiyel örgütlü bir forma kavuşturulmak zorundadır. Ancak bu yeterince başaramamıştır.

Süreç bir havza grevi için güçlü bir olanağa çevrilebilmeliydi. Limter-Iş Sendikasının 27-28 Şubat ile 16 Haziran eylemlerini grev olarak değerlendirmesi, gerçek bir grevin altını boşaltan bir tutumdur. Zira bir eylemin kendini ihtiyaç olarak dayatması ile gerçekleşebilir olması iki ayrı olgudur.

Bugüne kadar havzada iş cinayetlerine, kölece yaşama ve çalışma koşullarına karşı gerçekleştirilen militan ve kitlesel eylemler (27 Şubat eylemi dahil) bir grevin gerçekleşebileceğinin belirtileridir. Dahası gerçekten bir havza grevi için nesnel koşullar yerli yerindedir. Üst üste binmiş ve bir grev için yeterince olgunlaşmıştır. Bugünden sonra taban örgütlülüğünü güçlendirmek, öncü işçileri grev için maddi bir güce dönüştürmek, mücadelenin sıcak eğitimi içerisinde greve hazırlanmak temel koşuldur.

Ancak böyle bir grev GİSBiR'i masaya oturmaya zorlayabilir. Ve kalıcı bir takım kazanımlara yaslayabilir. Oysa ki 27-28 Şubat ile 16 Haziran eylemleri Limter-Iş Sendikası tarafından grev olarak nitelenmiş, böylece gerçek bir grevin önünü tıkamıştır. Dahası 16 Haziran eylemi 200 kişilik bir tersane işçisinin katılımıyla "işçisiz grev" olarak tarihe geçmiştir. Bu tamamen taban desteğinden yoksunluğun getirdiği bir durumdur ve dolayısıyla taban içerisinde eriyerek aşılacak bir durumdur. Taban desteğinden yoksun olunduğu halde grev ilan etmek ciddi bir sorumsuzluktur. Bu sorumsuzluğa birçok sendika, meslek odası ve reformist grup ortak olmuştur. Kimi çevreler ciddi ciddi süreci grev olarak değerlendirmiştir. Salt kamuoyunun desteğine ve gücüne dayanılarak bir grev ilan edilemez, edilse de hezimete uğrar.

27 Şubat eylemi 2 bini aşkın işçinin katıldığı bir eylemdi. Kamuoyu desteği yine aynı seyirdeydi. Ancak 16 Haziran'a gelindiğinde kamuoyu desteği büyümüş, iç destek zayıflamıştır. Bunun bir tek nedeni vardır, o da örgütlü bir güce dayanmaması. Dahası 27-28 Şubat eyleminin "çözümsüz" kalması, işçi kitlelerini yılgınlığa sürüklemiştir. Bu moral kırılma, ihanetçi sendika Dok Gemi-İş'in GİSBIR ile yaptığı ortak eylem ile güçlenmiş ve devletin manevralarıyla perçinlenmiştir.

GİSBİR, Selah Tersanesi'nin kapatılmasını gerekçe göstererek zorla da olsa işçileri eyleme sürüklemiştir. “Ya işsizlik ya ölüm” ikileminin yaratıldığı eylem belirgin bir bilinç bulanıklığı da yaratmıştır. Bu bilinç bulanıklığını kırmak, tersane işçisinin sınıf bilincini güçlendirmek, tabana dayalı komiteler kurmak, bu komitelerin mücadele içerisinde yetişmesi, işçi iradelerinin açığa çıkarılabilmesi ile öncü işçi kuşağı yaratmak kalıcı kazanımlara dayalı bir grevin örgütlenmesinin sac ayaklandır. Bu tarihsel görev havzada mücadele yürüten güçlerin omuzlarındadır.

Devrimci Demokrasi Sayı 134 / 28 Haziran 2008

 


YAZICIYA GONDER


September
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 1 2 3 4 5