04.12.2008
18.07.2008 19:30

Ne kadar şeriat, o kadar darbe! – İşçi-Köylü

 

Darbecilik faşist Türk ordusunun "genetik" kodlarına yazılıdır. Bunu kurucu-kurtarıcı kimliğinden almıştır, ideolojik şekillenişi de bunun üzerine kuruludur, iç hizmet kanununda da açık biçimde yazılı olduğu üzere, bugüne kadarki darbeler bunun üzerinden meşruiyet kazanmıştır. Darbe, başarılı olduğu zaman meşru ve haklıdır. Yasa budur, böyle işlemektedir. Başaramayanlar, duruma göre ya sessizce ya da gürültülü biçimde bertaraf edilmiştir. Sarıkız ve Ayışığı kodlu darbeleri örgütlemeye çalışanlar, dönemin diğer komutanlarından gerekli desteği görmemiş, daha doğrusu esas merkezlerden icazet de alamamışlar ve amaçlarına ulaşamayınca tasfiye olmuşlardır.

Bugün o teşebbüsün/başarısızlığın, "darbe tehlikesi" iddiasında bulunanların inandırıcılıklarını kanıtlamak ve karşı hamle için kullanılmaya ihtiyaç baş gösterdiği durumda, servis edilmesi gerekmiştir. TSK, sessizce tasfiye ettiği "eski dostlarını" bugünkü ittifakı AKP'nin ihtiyacı gereği, gürültülü bir "kurban verme" töreniyle uğurlamak durumunda kalmıştır. Olay bir yönüyle budur.

Büyükanıt ya da halefi Başbuğ, "tanırız, iyi arkadaşlardır" diye kefil ol(a)mayınca, general eskileri önce gözaltı sonra da hapsi boyladı-lar. Oysa, bu kefillik durumu, hatırlanacağı gibi sıradan bir er, erbaş veya astsubay için dahi geçerlilik arz ediyor, TSK'nın bilhassa görevdeki personelinden "düğme koparmak" dahi kolay kolay mümkün olamıyordu. Bu manada yine de değişen bir şey olmadı, zira dokunulanların hepsi emeklilerdi ama bu kez sıra orgeneral rütbeli olanlara gelmişti. Bu durum, her şeye karşın TSK açısından zor bir dönemeç sayılmalıydı ve her biri geçmişin kritik süreçleri, alan ve yerlerinde görev üstlenmiş komutanları söz konusuydu.

Yaşanan elbette ki AKP ile TSK arasında bir kapışma değildir. Tayyip Erdoğan'ın önce Büyükanıt ile Dol-mabahçe'de, sonra da son operasyon öncesi 24 Haziran'da Başbuğ ile yaptığı görüşmeler, aralarındaki işbirliğine dair kamuoyuna mesaj verme gösterisiydi. Yoksa, bu işlerin yarım saatlik sohbetlerle planlanmayacağı ya da bizzat bu şahsiyetlerin aklı ile kotarılamayacağım herkesin anlaması gerekmektedir. Dahası, hâkim sınıf klikleri ve kurumlarına ait işbirliği ve mutabakatlar, böylesi dönem ve süreçlerde emperyalistlerin müdahalesinden kopuk biçimde ele alınmamalıdır.

Nitekim, ABD ve AB'li emperyalistlerin sürecin başından itibaren sergilediği tutumlar, yaptıkları görüşmeler, verdikleri demeçler dikkate alınacak olursa durum daha iyi anlaşılacaktır. Bunu daha da netleştirmek için, yakın döneme ilişkin emperyalizmin özellikle de ülkemizi de

kapsayan biçimde bölgeyle ilgili politikalarını sorgulamak yeterince aydınlatıcı olacaktır. BOP ile başlatılan atağın ardından gelen işgaller süreci, "ılımlı İslam" projesi ile biçilen rol, devamında Kürt sorunu ile ilgili geliştirilen projeler, İran'a yönelik saldırı planları, NATO'nun yeni konsepti birlikte değerlendirildiğinde; AKP ile TSK arasında işbirliğinin tesis edilmesi gerekmiştir.

Diğer yandan bu işbirliği, AB'li emperyalistlerin "imtiyazlı ortaklık" projesiyle de uyumlu ve gereklidir. Bu projede AKP, önceki hükümetler döneminde başlatılan "aday üyelik" mizansenine uygun biçimde, aldatma ve oyalama sürecini başarıyla götüren bir çizgi izlemektedir. İlerleme raporlarında devamlı eksik ve yetersizliklere vurgu yapılıyorsa da, doğrusu kimsenin bunun dert edindiği de yoktur. AKP; ABD'den öte AB'li emperyalistlerin ekonomik yaptırımlarına bütünüyle uyumlu bir çizgide yol almaktadır. TSK ile denge ve uyum sağlanması, başta Kürt sorununun "çözümüne hizmet" olmak üzere AB'nin de talep ve beklentileri arasındadır. İnsan hakları ihlallerini, TCK 301. maddeden ibaret gören, örneğin sınır ötesi Kara Harekâtını dahi eleştirmeyen AB'nin, AKP des-tekçiliği sürmektedir.

Bütün bunların yanında, kolaylıkla haklanamayacak, rejimin merkezi yapılanmasında etkin/baskın bir konuma sahip bir Kemalist klik gerçekliği ve bunun toplumsal tabanda küçümsenmeyecek bir nüfuzu vardır. Rejimin kurucu ideolojisiyle şekillenen bu sosyal tabanın refleksleri sanıldığından daha etkili kılınabilmekte-dir. Nitekim iktidar sarhoşluğu içerisindeki AKP'nin pratiği ile ortaya çıkan tablo, Kemalist kliğin kurumlarına belli araçları kullanma fırsatı vermiş ve kapatma davası böylelikle gün-demleşmiştir. Son iki seçimde AKP karşısında hezimet yaşadığı halde, bu yolla rakibini küçültebilecek ve yeniden atağa kalkma şansı bulabilecektir. Klikler çatışmasının geldiği noktada, kapatma davasıyla köşeye sıkışan AKP, Ergenekon operasyonu ile parsa toplama -son vurgun- peşindedir. "Küçük" hamle işe yaramamış, türban düzenlemesinin iptali neticesinde "kapatılma" olasılığı yükselince, "büyük" hamle devreye sokulmuştur. Bununla kapatmayı önleyebilecekleri hayali taşıdıkları elbette ki söylenemeyecektir. Ancak AKP, vuruşarak . çekilmeyi/küçülmeyi (tabanına kahramanlık mesajı) tercih etmektedir. Ne var ki bu küçültme operasyonunun orta vadede tersine çevrilmesi, daha da büyüyerek geri dönülmesi için sürdürülen Ergenekon; ortaya saçılan belgeler ve işin içine sokulan şahsiyetler dikkate alındığında, AKP'nin altından kalkamayacağı büyük bir kaos ve hesaplaşmaya yol açacak gibi gözükmektedir.

TSK, bilhassa "terörle mücadelede" önemli ve kritik hizmetler vermiş "değerli" komutanlarına -üstelik "laiklik karşıtlığı" tescillilerin saldırısına karşı- sahip çıkamayan vefasız bir kurum/ocak pozisyonuna düşme pahasına, efendisi emperyalistlerin politikasına uygun bir çizgi izlemiştir. Konjonktür gereği böyle davranmaktadır, dengeler onu gerektirmiştir, pusuda beklemektedir. Yarın, ekonomik krizin evrilme noktasına, bölgedeki dengelerin değişimine, ülkedeki temel sorunların gelişim çizgisine bağlı olarak emperyalistlerin sopası kimi işaret edecektir, bilinmez. Yakındır, daha 2005-2006 sürecinde AKP, ABD nezdinde kaybolan itibarını yeniden kazanmak için büyük  bir  seferberlik  başlatmıştı.

Zapsu'nun Tayyip için sarf ettiği ünlü, "kullanın, deliğe süpürmeyin" sözü hatırlardadır...

İlhan Selçuk'ların gözaltına alındığı süreçte olduğu gibi bu kez de ev basma, arama, kelepçe, hatta iddianamenin I yıldır hazırlanmayıp davanın açılmaması vb. hususları sıralayıp "hukuksuzluk" "terör", "insan hakları" çığlıkları atarak, Nazi Almanya'sına, 12 Eylül'e göndermelerde bulunanlar; olsa olsa bu düzenin işbirlikçileridir. Bunlar, sözünü ettikleri bütün bu uygulamaların on yıllardır kat be kat fazlasıyla, çok daha vahşi ve acımasız biçimde komünist ve devrimcilere uygulandığını bilmiyor olamazlar.

Ha keza, Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan ve bir bölümü tutuklanan kişilere yönelmesinden hareketle AKP'yi "devrimci", "demokratik" bir tutum içerisinde göstermeye çalışan; yapılanları, darbeye, "kontrgerilla"ya yönelik bir operasyon gibi gösteren, "beyaz eller" soruşturmalarına benzetenler de aynı kefede yer almaktadır. Ergenekon sepetine doldurulanların büyük bölümü, halk düşmanlığı tescilli katillerdir. Başta generaller olmak üzere, onlarla irtibatlı olarak "darbe", "çete" vb. oluşumlar içerisinde halka ve devrimcilere karşı her türlü suça bulaşan ve bulaşmaya gönüllü bu kişiler, klik çatışmasındaki özel bir dava nedeniyle "hedef haline gelmiştir. AKP'yle demokrasi sözcüğünü yan yana getirmek ve bu sistemden böylesi usullerle TSK icazetli "yenilenme" adımları beklemek de yine ancak düzene teslim olan kafaların işi olabilir.

Hâkim sınıf klikleri arasındaki çatışma, satranç oyunundaki kapışma misali, karşılıklı hamlelerle sürmektedir. Oyunda "son"a doğru yaklaştıkça, büyük kozlar da elden çıkarılmaktadır. "Şeriat tehlikesi"ni ileri sürenlerin ispatı "kapatma davası", "darbe tehlikesi"nin kanıtı olarak "Ergene-kon davası" karşı karşıya getirilmiştir. Kemalistler, davanın işleyiş gereği yakında sonuçlanacağı için bir adım önde gitmelerine karşın, AKP "Ergene-kon operasyonu" ile yarattığı sansasyon sayesinde, yiyeceği tırpanı büyük oranda küçülttüğü hesabındadır.

Bu dalaş esnasında rejimin tehdit ve tehlike altında olduğunu işlemeye çalışanlar, kitleleri sürecin başında olduğu gibi kendi kamplarına yedek-leme derdindedir. Uzlaşmacılar, ortak akıl çağrısı yapanlar, cumhurbaşkanını göreve davet edenler, özellikle de TÜSİAD gibi patron kulüpleri, "sel gider kum kalır" demektedir. Ekonomik krizin boyutları, egemenler açısından bu kapışmanın süre giden "lüksünü" kaldıracak gibi değildir. Daha yerel seçimler yapılmamışken, yeni bir erken genel seçime gidilmek durumunda kalınması, durumu iyice içinden çıkılmaz hale getirecektir.

Bugün, egemen sınıf klikleri arasında yaşanan çatışmadan kaynaklı ciddi oranda bilinç bulanıklığı yaratılmaktadır. Kitleler yalan-yanlış bilgilerle donatılmakta, yazılı ve görsel medya aracılığıyla büyük bir kirletme operasyonu yürütülmektedir. Düzenin bu kapışma vesilesiyle kendini büyük oranda teşhir edecek bir tablo sergilediğinin emekçi kitlelere anlatılabilmesi için büyük bir fırsat ortaya çıkmıştır. Buna karşı sıkı bir ajitasyon-propaganda faaliyeti örgütlemeye ihtiyaç vardır. Bu faaliyetin, ülkemizde yaşanan temelli sorunlarla birleştirilerek, kitlelerin esas gündemden koparılmaması için çalışmaya da azami dikkat gösterilmelidir.

(İşçi Köylü, Sayı:21, 24 Temmuz 2008)


YAZICIYA GONDER


December
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31 1 2 3 4