27.07.2008 07:46
İç hesaplaşmadan halkla hesaplaşmaya doğru / İşçi Köylü
Son sürecin çok değişik boyutları büyük bir kaos ve karmaşa içerisinde tartışıla dursun, egemen sınıf ideologları inceden inceye çok önemli bir mesajı kitlelere yaymaya başladılar: rejim en ciddi krizleri bile demokratik usullerle atlatacak olgunluğa erişmiştir ve her seferinde daha da güçlenerek çıkacaktır! Burada kast edilen kriz, hiç kuşkusuz hem ekonomik hem de siyasi kapsamda ele alınmaktadır. Üstelik, zam yağmurlarının yoksulluk felaketini büyüttüğü ülkemizde, geçenlerde yaptığı konuşmada Tayyip Erdoğan, "Ne krizi kardeşim, kriz mriz yok" türünden klasik inkarcılığını sürdürürken...
Finansal ve ekonomik kriz bütün dünyada kabul görmüş ve esas fırtına/fatura merkezi olarak yarı-sömürgeler belirlenmiş, bunun çok geçmeden ilk dalgası Mayıs-Haziran derken Temmuz'la beraber ülkemizi etki altına almışken, hala hormonlu ve çarpıtılmış rakamlarla demagoji yapmaya çalışan Tayyip Erdoğan yerine, bunun diğer sorunlarla beraber siyasal alandaki görüngüsü karşısında bambaşka bir strateji geliştirenlere kulak vermek ve meseleyi bir de buradan tartışmak daha akılcı olacaktır.
Evet, emperyalistlerin ekonomik ve siyasi politikalarının uygulanması, mevcut projelerine uygun konumda hareket tarzının tutturulması, ülkedeki sınıf mücadelesinin seyri, temel sorunlar açısından kendini dayatan bir müdahale ihtiyacı vb. birçok parametreye bakıldığında ülkemizde "askeri darbe" koşulları bugün için yoktur. Kastettiğimiz, emir-komuta zincirine hâkim bir darbedir. 1960, 1971,1980 gibi. Bu, aynı zamanda TSK'nın bağımsız bir hareket tarzı tutturamayacağı anlamına gelmektedir. Bu zincirin dışında çeşitli girişimler her zaman için olabilecektir ve olmuştur.
Dolayısıyla, 12 Eylül'den bu yana 28 yıl geçmiş olmasından yola çıkarak, "Artık Türkiye'de darbeler dönemi geride kaldı, olsa olsa 28 Şubat gibi post-modern biçimleri olur ya da en fazla 27 Nisan gibi e-muhtıra-lar gündeme gelebilir" diyenler, kitleleri faşist rejimin karakteristik şekillenişi konusunda yanlış biçimde eğitmeye çalışıyor. Burada, örtülü biçimde TSK'nin darbeci kimliğinden sıyrıldığı ve demokratikleştiği mesajı verilmeye çalışılmakta, yarın bu kimliği kullanmak durumunda kaldığında yeniden destek sağlamasının yolları döşenmektedir. Ergenekon vesilesiyle emekli bazı generallerin AKP'nin ihtiyacına binaen "eski darbe" dosyası ile beraber paspas edilmesinde TSK'nın en büyük kârı bu olmuştur.
Hâkim sınıf klikleri arasındaki çatışmayı, önce "TC tarihinin en büyük krizi", "rejim tehlikede" vb. sözlerle niteleyen, "kılıçlar çekildi", "kıyamet kopacak" sözleriyle duyuranlar; ilk şok ve heyecan dalgasının ardından şimdi yavaş yavaş sistemin, devletin kudreti ve meziyetleri üzerinde durmaya başladılar. Kamplaşma ve yedekleme işlemi elbette ki sürmektedir ama dikkat çekici olan her iki kesimin de benzer ifadelerle faşist diktatörlüğe sahip çıkan bir söylem tutturmasıdır. Yine dikkatlerin toplanması gereken husus, bu çatışmadan her iki kliğin de öldürücü darbeler almadan sıyrılacağının şimdiden ortaya çıktığıdır.
Sistemin temel çizgilerini oluşturan ve devletin esas kurumlarında örgütlü bulunan kliklerin birbirlerine öldürücü darbeler indirmesini bekleyenler büyük bir yanılgı içerisindedir. Yine, bu çatışma vesilesiyle darbecilerin yargılanacağı, kitleler nezdinde teşhir olan kimi örgütlenmelerin (kontr-gerilla/gladio vd.) dağıtılacağı, halka karşı işlenen suçların aydınlatılacağı (katliamlar, faili belli cinayetler, kayıplar vb.), halk düşmanlarından hesap sorulacağı, faşist diktatörlüğün şifrelerinin çözüleceğine dair beklenti içerisinde olanlar da, eğer bilinçli bir çarpıtma içerisinde değillerse, büyük bir aymazlık yaşamaktadır.
Taraf gazetesi vasıtasıyla 20.06.08'de kamuoyuna servis edilen TSK'ya ait Eylül 2007 tarihli "Bilgi Destek Faaliyetleri Eylem Planı" AKP'nin yeniden hükümet olmasından sonraki süreci kapsamaktaydı. TSK, yaptığı açıklamada "Komuta Katı'nda onaylanmış böyle bir plan bulunmamaktadır" diyordu. Ulusal Hareket* e, yurtsever, demokrat, devrimci bütün muhalif güçlere yönelik azgın bir faşist terör kampanyasının merkezi olarak örgütlenmesini içeren bu planın nasıl pratikleştirildiğini burada anlatmak herhalde gereksiz olacaktır. Bu, aynı zamanda AKP'nin de ortak olduğu bir plandı. Nitekim, bu planın gereği olarak hükümet tarafından çıkarılan diğer uygulama yönergeleri ve talimatlara ilişkin (valiliklere gönderilen) belgeleri de birkaç gün sonra Gelecek Gazetesi yayımlamıştı.
AKP, TSK ile işbirliği/mutabakatını görmek istemeyen gözlere "kör gözüm parmağına" mı yapmak istemektedir, yoksa TSK içerisindeki hesaplaşma sonucu mu bu ve benzeri belgeler sızmaktadır bilinmez ama döne döne vurgulamak istediğimiz gerçek; ABD-AB emperyalistlerinin tam desteği ile yol alan AKP'nin temsil ettiği klik ile Kemalist klik arasındaki çatışmada TSK belli bir süredir AKP'nin yanında saf tutmaktadır. Bu konuda başka senaryolar yazmaya kalkanlar, sözü karıştırıp, dolandırıp kitlelerin kafasını bulandırmaya çalışanlar büyük bir hata yapıyorlar!
TSK'nın tarihi sürecini söylem ve biçim üzerinden yanlış okuyanların, emperyalizm ve devlet tahlili konusunda da ciddi ölçüde sorunları bulunmaktadır. Özal'dan Demirel'e, Tansu Çiller'den Tayyip Erdoğan'a uzanan bir hatta emperyalizmin bölge ve ülkemizdeki ekonomik ve siyasi politikalarının gereği olarak TSK emre amade bir konumdadır. Bunun böyle olması da çok doğaldır. TSK'nın ülkedeki konumunu olduğundan çok fazla abartan tahlillerde bulunmak; sermayenin ve bütün kurumların üstünde tayin edici rol biçmek, son derece yanıltıcıdır.
Kemalist kliğin bürokrasideki etkinlik alanı TSK'dan ibaret değildir. Yargı, eğitim, dışişleri vb. merkezi devlet kadroları içerisinde de belli bir etkinlik sahibidir. Ağırlıklı olarak CHP'de politik temsilini bulan Kemalist kliğin TSK'nın komuta kademesine karşı reaksiyonları devam etmektedir. 18.06.08'de medyadaki kimi yazılar üzerine yayımlanan ve Tayyip Erdoğan'ın destek verdiği, "TSK'ye yöneltilen saldırılara karşı yüce Türk milletinin de yasal ve demokratik tepki göstermesi doğal bir beklentidir" şeklinde ifadeler içeren TSK bildirisini CHP Genel Saymanı Mustafa Özyürek, "Şimdi halkın buna sahip çıkması nasıl olacak, orada bir açıklık yok. (...) Eski komutanları tutuklayanlar, beni haydi haydi tutuklar diyebilirler. Bu yönde genel bir korku var. TSK, bu korkuyu dağıtma yönünde bir duruş sergilemedi..." (19.07.08) sözleriyle karşılamıştır.
ÖDP'nin "Ergenekon davası"na sarılma tutumu, "darbeciliğe darbe" hevesi ile EMEP vb. çevrelerin "kontr-gerilla açığa çıkarılsın" talebini yükselterek davanın sonuna kadar götürülmesi istemiyle harekete geçilmesi önerisi aynı kapıya çıkmaktadır. "AKP'den ya da davadan bir şey beklemiyoruz, düzenin teşhiri amacıyla böyle bir kampanya yürütülmelidir" tezi, kitlelerin aldatılması ve oyalanmasına hizmet eden, sistemin de başından beri üzerinde yatırım yaptığı tezlerden birisi olagelmiştir. Davanın bir biçimde etkisiz/sonuçsuz kalacağını faşist rejimin efendileri bilmemekte midir? Susurluk vb. bütün davalarda aynı şey olmamış mıdır? Birileri göstermelik "ceza"lar ile harcanacak, (zaten ıskartaya çıkmış olan) birileri aklanacak ve dosya planlandığı üzere kapatılacaktır!
Ergenekoncuların yanında saf tutan Kemalist cephenin savunucularına gelince, bunların tutumundan öte bunlara şaşıranların durumu enteresandır. Konu edilen SİP-TKP'dir. AKP'ye karşı olma görünümüyle ama aslında yürekten ve cansiperane biçimde general eskilerinin, katiller sürüsünün, bilumum ırkçı faşist güruhun avukatlığına soyunan SİP-TKP'yi eleştirme zahmetine giren EMEP ve Atılım'ın çabası şaşırtıcıdır! M. Suphi yoldaştan sonraki süreçte hızla karşı-devrimin saflarına koşan, SSCB'deki geri dönüş sürecine paralel sosyal-faşist bir kimlik edinen TKP mirası, SİP-TKP'de yaşatılmaktadır. Bunların, Kemalist kimliğini yeni keşfedenlere diyeceğimiz yok. Ulusal sorunla ilgili şovenist politikalarını takip edemeyenler için, Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan ve tutuklanan askerlere neden sahip çıktıklarını anlamalarına da yardım edecek şu sözJer anlamlıdır: "Ergenekon soruşturmasının amacı belli... Bütün ömrünü terörle mücadeleye hasretmiş iki yüksek rütbeli komutanı terörist diye yargılamak ne demek? Evet, bu sorunun da yanıtı sorunun içinde ve içeriğindedir..." (İlhan Selçuk, 08.07.08)
Daha önce de yazdık, belirttik; hâkim sınıf klikleri arasındaki dalaşta istihbarat, medya ve yargı kurumları eliyle kozlar oynanmaktadır. Uzun bir dönemdir işlenen darbe ve şeriat "tehlikeleri"ni/temalarını görünür kılan adımlar atılmaya çalışılmaktadır. Esasen her iki kliğin de şeriat ve darbe gibi olgularla sorunu yoktur. Kemalistler, özünde şeriatla her zaman ilişki içerisinde olmuşlardır. Gerçek manada laik değillerdir. Hakeza AKP'nin temsil ettiği geleneğin darbelere, darbeciliğe karşı olması söz konusu bile değildir. Darbe anayasası ve yasaları sayesinde hükümettedir. Darbecilere dokunmamaktadır. Nitekim bu olayda bile darbecilere gerçek manada bir yönelim yoktur (Özden Örnek'in günlükleri soruşturma dışı, Hilmi Özkök açıktan darbeyi teyit eden konuşmalar yapıyor ancak ifadesini alan yok vb.!). Olay kendi çıkarları ile ilişkili biçimde gündemleştirilmektedir.
Bu dalaş, ekonomik ve sosyal kriz dalgasının üzerinde gelişmekte, ulusal sorunun aldığı boyut ve sınıf mücadelesinin kazandığı ivmeye paralel hâkim sınıfları köşeye sıkıştırmaktadır. Gelinen aşamada, belli bir uzlaşıyla süreçten çıkacak ve asli işlerine daha büyük bir iştahla koyulacaklarına dair işaret verdikleri de görülmektedir. Buna mecbur ve zorunlu oldukları da muhakkaktır. Kitleleri oyalama aracına dönüşen bu tuzağı bozmak ve gerçek gündem üzerinde yoğunlaşmak durumundayız. Sistemin süreçten yenilenerek çıkacağına dair beklenti ve gayretlerini boşa çıkarmanın yolu, son süreçte yaratılan sis bulutunun dağıtılmasından geçmektedir.
İşçi Köylü Sayı 22 / 25 Temmuz-7 Ağustos 2008