10.08.2008 12:21
Tahkimat, saldırı ve barikat – İşçi-Köylü
Hâkim sınıf klikleri arasındaki çatışmalı süreçte yeni bir aşamaya girildiği, Ergenekon iddianamesinin açıklanma ve kabulünün ardından, Anayasa Mahkemesi kararıyla kesinleşmiş bulunuyor. Bu aşamanın, temel gündem/sorunlar etrafında birlik, kendi kapışmalarında "düşük yoğunluklu" ve daha uygun araç ve yöntemlerle mücadele olacağı da zımni olarak belirlenmiş durumdadır. Bir önceki yazımızda, "iç hesaplaşmadan halkla hesaplaşmaya doğru" derken dikkat çekmeye çalıştığımız husus, sürecin bu aşamaya doğru gidişiydi.
ABD'nin Türkiye eski Büyükelçisi, şimdinin stratejik merkezler danışmanı/ajanı Mark Parris'in yaklaşık 3 hafta önceki Türkiye ziyaretinin ardından yaptığı tahminlerin "şaşırtıcı" biçimde doğru çıkması (oylamanın 6-5 sonuçlanacağı, AKP'nin kapatılmayacağı, kararın Ağustos başına kadar açıklanacağı), komplo teorisyenlerinin ilgi alanına girecek bir durum olsa gerektir! Bu durumda, olayın "politik" boyutu ama özellikle de işleyişine dair yılların tecrübesine kulak vermek gerekecektir: "Kapatma görüşünü taşıyanları doğrulayan ama biraz daha ılımlı olunmasını isteyen, kamuoyundaki tepkileri de dindirmeye yönelik bir karar. Bu karar bir orta yoldur; siyasi uzlaşmadır. Ben bir üyenin kararının sonradan değiştirildiğini ve 7 çoğunluğunun 6'ya indirilerek kapatmanın çıkmadığını düşünüyorum." (Yekta Güngör Özden, Anayasa Mahkemesi eski Başkanı, 30.07.08)
Anayasa Mahkemesi'nin kararı, özellikle son haftalardaki gelişmeler dikkatle takip edilmişse, sürpriz olarak değerlendirilmemelidir. Belli bir uzlaşmanın sağlandığı ve tarafların süreci en az hasarla atlatması için pazarlıkların yapılmakta olduğu açığa çıkmış bulunuyordu. ABD ve AB'li emperyalistlerin ısrarı artmış, bunlara ait medyada yazılanlar, AKP'ye şartlı destek içeren bir havaya dönüşmüş, dizginlemenin kapatma değil farklı yollarla cezalandırmadan geçtiği ifade edilmeye başlanmıştı. Propaganda merkezleri, "kapatmama"ya gerekçe olarak istikrardan öte şiddet yanlısı İslami ülkede ve bölgede büyüt-memeyi öncelemişlerdir. Nihayet ülke sathında da kesin kanaatçilerin oranı hızla değişmeye, AKP'ye bloke ederek şans tanıma eğiliminde olanların sayısında artış görülmeye başlamıştı.
Sürecin henüz başlarında kendi içinde savunma yapıp yapmamayı dahi tartışacak kadar. umutsuz olan AKP; ABD ve AB'li emperyalistlerin açık-dolaylı desteklerine ve Ergenekon hamlesine karşın bütünüyle rahatlayamamış olmalı ki, orgeneral (Eruygur ve Tolon) kozlarını (ilk iddianameye koymayıp, darbe senaryolarına bulaştırmayarak) elde tutmayı tercih etmişti. AKP süreci yönetirken, rahat ve kendinden emin bir görüntü vermeye çalışsa da durumunun ne kadar kritik olduğu oylama sonucuyla da kanıtlandı. Nitekim, kararın açıklanması sonrasında başta Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm parti ileri gelenlerinin verdiği "zafer" tepkisi, bu ruh halinin bir diğer ispatı olarak okunabiliyordu.
AKP ile ilgili karar her ne kadar mevcut hükümetin devamı, AKP-TSK işbirliğinin sürmesi, ABD ve AB'li emperyalistlerin isteği yönünde "istikrarlı" bir sürece onay anlamı taşıyorsa da, diğer yandan merkezi devlet yapılanmasında belirli bir gücü elinde bulunduran Kemalist klik açısından da ciddi bir güç ve ağırlığın tescili anlamına gelmektedir. AKP'y sınırlı ve kontrollü biçimde hareke etmeye zorlayan, bunu mevcut yasalar uyarınca belli bir yaptırım ve il tarla, üstelik ezici bir çoğunlukla karar altına alan bu sonuç, tek yanlı b çimde "AKP'nin zaferi" olarak oku namaz/okunmamalıdır.
AKP, emperyalistlerin tam (ama hiç kuşkusuz şartlı) desteği ile yol almanın ve TSK ile işbirliğini sürdür menin avantajlarına sahiptir. Ama hepsi o kadar. Oysa dünyanın büyü metropollerinden akan ve ülke ekonomisini feci biçimde kuşatan (içerde giderek bozulan durum da cabası) ekonomik krizle başa çıkmak durumundadır. Kapatılmama kararının hemen ardından doğalgaza ortalama yüzde 18'lik (son 7 ayda yüzde 35) zam yapılmıştır. Bunun için ilk etapta başlattığı zam yağmurları özellikle Eylül ayında daha derin sosyal çalkantılara yol açacaktır. Yerel seçimler için takvim işlemeye başlamıştır. Seçim ekonomisi ile krize ilişkin tedbirlerin birlikte kotarılması büyük bir açmaz yaratacaktır. Toplu sözleşmeler peşi sıra gelmektedir. Bir bölümünde şimdiden tıkanma ve krizler baş göstermiştir. Sendikal alana eskisi gibi hükmetme şansları olamayacaktır. Ulusal soruna ilişkin giderek ağırlaşan gündemle başa çıkabilmek bir yana, yine yerel seçimlere yönelik faaliyetin bölgeye yönelik bir dizi hesabı gerektirmesi durumu iyice içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir...
Klik çatışmasının cisimlendiği davalardan Anayasa Mahkemesi'ndeki, iddiaya uygun/doğrulayan biçimde ve ezici çoğunlukla AKP'yi "sınırlayan", "damgalayan" tarzda sonuçlanmış ne var ki diğeri yeni başlayan ve uzun süreye yayılacak bir pozisyonda, deyim yerindeyse AKP'nin kucağında kalmıştır. Ergenekon dosyası, resmen açıklanan (ve kabul edilen) iddianamesiyle daha açık biçimde görüldüğü üzere, TC tarihinin hukuk tekniği ve sistematiği açısından belki de gelmiş geçmiş en pespaye davası konumundadır.
Bunun temel sebebi, sadece halka karşı işlenen hemen hiçbir suçun iddianameye konu edilip edilmemesi değildir. Ama bunun ötesinde, zaman ve mekan tanımaksızın, birbiriyle ilgili-ilgisiz bir yığın kişi ve olayın, binlerce hukuka aykırı delil ve spekülasyona da dayanılarak, çok çeşitli senaryolar altında birbirine katılarak ve karıştırılarak, tam bir hengame ve keşmekeş içerisinde, ortak bir dava ve örgüt düzleminde sunulmasıdır. Öyle ki başsavcı iddianameyi basına duyurduğu sırada "buradaki terör örgütü bildiğimiz terör örgütü tanımlarına uymuyor" türünden akıllara seza bir "hukuk" (suçta ve cezada kanunilik ilkesi, TCK md.2) dışı açıklama yapmakta sakınca görmemiştir. Dolayısıyla yapılan işi, bir grup savcının acemiliği olarak düşünmek/yorumlamak safdilliktir.
Bu kaos ve karmaşa içerisinde, her türlü suçun işlendiği ve işlenebileceği bu bataklıkta, her türlü işbirliğinin gerçekleşebileceği görüntüsü altında, devrimci ve yurtsever örgütlere de yer verme gayreti, durumun anlaşılması için bizlere birinci ipucunu vermektedir. Bir diğer ipucu, devlete ait bütün örgüt ve kurumlar boğazına kadar her şeyleriyle bu rezilliklerin içerisindeyken, bu durum geçmişten beri kendi rapor ve belgeleri ile dahi sabitken, iddianamede itinayla bunun aksinin söylenmiş olmasıdır ("bu çete organizasyonunun ordu ve MİT içine sızmayı başaramadığı"). Ve tabi bir diğer önemli husus; halka, devrimcilere, yurtseverlere, komünistlere, ilerici ve demokratlara karşı işlenen binlerce suça ilişkin hiç ama hiçbir izin bu milyonlarca sayfalık klasörlerde bulunmamasıdır. Gazi katliamı gibi kimi saldırı ve provokasyonlara ilişkin istisnai örnekler ise ellerindeki ajan ve itirafçılarını değerlendirmek suretiyle olayları saptırmak, kafaları bulandırmak ve devrimcilere karşı aşağılık senaryolar için anılmak istenmiştir.
Faşist diktatörlüğün her zaman için esas hedefinin sınıf mücadelesi doğrultusunda tahkimat olduğu doğru biçimde kavranmalıdır. Gerçek düşmanlarının, komünistler, devrimci ve yurtsever güçler, kendilerine karşı savaşanlar, direnenler olduğu unutulmamalıdır. Her fırsat ve vesileyle bu yönde tezgah kurmaya, propaganda yürütmeye çalışacakları, çeşitli senaryolar yazacakları ve provokasyonlar örgütleyecekleri iyi bilinmelidir. Bu yeminli halk düşmanları, sınıflarını iyi temsil etmektedir. Birbirleriyle kapışırken bile asıl düşmanlarının kim olduğunu asla unutmazlar! Maddi gerçekleri gizlemek, olguları karartmak ve saptırmak için ellerinden geleni yaparlar. Faşizmin yargı sistemi bu felsefe üzerine kuruludur, bu gerçek akıllardan çıkarılmamalıdır!
Ergenekon dosyasında "yargılanacak" olan kimi kontr-gerilla eskisi, mafya bozuntusu, kızıl-elmacı, Kemalist kliğin akıl hocası ve bilumum halk düşmanı, faşistler tayfası, tıpkı Susurluk davasında olduğu gibi "beraat" ve göstermelik "cezalar" ile aklanacaktır. Bu dava, AKP'nin üzerine kalmıştır ve uzun süreye yayılarak "zaman ilacı" ile çözülecektir. Yapılması gereken, daha önce de sözünü ettiğimiz gibi, davanın açılış (operasyonun yürütülüş) amacını, kurgusunu, ülkemizdeki kontr-gerilla gerçeğini teşhir etmek ancak halkın asıl gündemine yoğunlaşmak olmalıdır. Mevcut dava üzerinden beklenti doğuracak herhangi bir duruş sergilenmesine izin verilmemelidir. Susurluk sürecinde yürütülen kampanya ile koşullar farklıdır, iddianame açıklanmış, AKP-TSK'nın davaya nasıl bir yön vereceği belli olmuştur. Yürütülecek olan propaganda-teşhir faaliyetinde bu çerçeve korunmalıdır.
Bir kısım "sosyalist" etiketli liberal-reformist parti, grup ve çevrenin darbeciliğe karşı olma, "tarafsızlığa" tavır adına, "AKP'ye de karşıyız" şerhiyle, mevcut davayı zorlama taktiği, ince bir işbirlikçilik hesabı içermiyorsa eğer, büyük bir aymazlıktır. Bunların kitleleri yanlış yönlendirmesine karşı sıkı biçimde mücadele yürütülmelidir. Murat Belge'den Ömer Laçiner'e, Baskın Oran'dan Ahmet Altan'a onlarca sosyalist eskisinin devrimci, ilerici, komünistlere de sürekli biçimde sataşarak yön verdiği bu çevrelere inat, Ergenekon davasının karakutusu olarak ünlenen Tuncay Güney isimli ajan-provokatör; ABD'ye çıkarılmasının ardından hahamlığa sığınıp kapağı attığı Kanada'dan son derece "yalın ve açık" biçimde konuşmaktadır: "Olan bitenler iki Mehmet'in kavgasıdır. Ergenekon'un tümü çözülürse Türkiye'de sistem çöker. Çünkü sistemin kendisi Ergenekon'dur. Yakında iki taraf anlaşacak ve sistem devam edecek. Şimdiden anlaşmaya başlamışlardır." (TV Net, 26.07.08)
Hakim sınıfların asıl dert ve sıkıntısının nerede başladığı ve bittiği çok açık biçimde görülebilmektedir. AY Mahkemesi kararı üzerine çeşitli bakanların demeçleri ile kimi patron örgütlerinden gelen tepkiler, bu durumu ortaya koymaktadır. "Ekonominin önünü açan bir karar", "artık işimize bakalım", "nefes almamıza yol açtı" diyenler, bir yandan zam düğmesine yeniden basarken diğer yandan Güngören katliamı için tezgahladıkları senaryoyu ilan etmekte gecikmemişlerdir. Baskı ve saldırıların hangi yönde gelişip yoğunlaşacağı bellidir. Bu konuda hiç de şaşırtıcı olmayan koalisyon, daha çatışmalarının harareti soğumayan taraflar arasında kurulmuş, hatta rekabete dönüşmüş durumdadır. Bizim de aynı hız ve refleksle bu saldırı ve manevraları yanıtlayacak bir örgütlenme içerisinde barikat oluşturmamız gerekmektedir.
İşçi-Köylü / Sayı 2008-23 / 8-21 Ağustos 2008