14.08.2008 15:35
Solculuk icazeti ne Taraf’tan alınır - Ercüment Özkaya
Metin Özuğurlu, geçenlerde sendika.org’daki yazısında sol çevrelerde uzun süredir şüphelenilen bir hususu açıkça dile getirdi. Görünüşe göre, şu günlerde en militan temsilini Taraf gazetesinde bulan laik (neo)liberaller cephesine soldan iltihak eden eskinin bazı etkili aydınlarının söylemleri, artık kendilerinin (kendi tariflerince) “marjinal sosyalist akımları takip etmeyi çoktan bırakmış oldukları’’ gibi “son 10-15 yıl içinde muazzam bir açılım sergileyen ve sosyal bilimlerde yeniden kuramsal bir çekim merkezi haline gelen” güncel Marksist çalışmaları da izlemediklerini düşündürüyor.
Sayın Baskın Oran’ın Radikal 2’nin önceki haftaki sayısındaki yazısını okuyunca, bu kesimin güncel Marksist çalışmaları izlememekle kalmayıp, Marksizme dair eski bildiklerini de unutmaya başladıkları izlenimini edindim. Söz konusu kesimin ezici çoğunluğunun, işi (Marksizmi Marksistlere öğretmek de dahil) “öğretmek’’ olan meslekten akademisyenlerden oluştuğu düşünüldüğünde, şüphelerimizde haklıysak, vahim bir gelişme karşısındayız demektir.
Aksi takdirde, Sayın Oran neden Marx’ta antiemperyalizm ve tam bağımsızlık kavramlarının bulunmadığını ilan etme gereği duysun? Marksistlerin bu söylediklerini bilmediklerini mi sanıyor? Liberal gözleri tırmalayan “genetik” handikapları, sosyo-kültürel açmazları, tarihsel zaafları ne olursa olsun, Türkiyeli Marksistler, en azından Marksizm konusunda, sağdan soldan liberal akademisyenlerin sandığından çok daha fazla şey bilir. Meselâ, Marx’da antiemperyalizm konusunda pek bir şey bulunamayacağını, çünkü, en azından Marksist literatürde emperyalizmin kapitalizmin tekelci aşaması olarak ele alındığını ve kapitalizmin bu aşamaya ulaşmasının da Marx’ın ölümünden hayli sonra gerçekleştiğini bilmeyen Marksist yoktur. Marx’da antiemperyalizm olmayınca, doğal olarak bunun tamamlayıcı çifti sayılabilecek “tam bağımsızlık” kavramı da yoktur, Marksistler bunu da bilirler. Sayın Oran’ın bu kavramları (kendi ifadesiyle) Kemalizm üzerinden ve dolayısıyla yanlış öğrenmiş olması ve bu yanlıştan ancak bu yakınlarda dönmüş olması da, en azından bir kısım Türkiyeli Marksisti bağlamaz. Türkiyeli Marksistlerin en anti-kemalisti İbrahim Kaypakkaya, Kemalizmden önce komünist olmuş Mustafa Suphi, Hikmet Kıvılcımlı gibi isimler bir yana, Oran’ın kuşağından ve sosyolojik mahallesinden olmayan birçok Marksist, bu kavramları başka kaynaklardan ve daha önemlisi başka deneyimlerle öğrenmiş ya da sağlamasını yapmıştır. Velhasıl, Marx değil ama Marksistler, en azından Lenin’den beri antiemperyalisttir ve Türkiye koşullarında zaman zaman “tam bağımsızlık’’ gibi hakikaten Kemalist bir kavramla ifade etme hatasına düşseler de, antiemperyalizmin tamamlayıcı çifti olarak ulusların (halkların) kendi kaderini tayin hakkı kavramını benimserler.
Sayın Oran’ın ve bir temsilcisi olduğu laik liberal cephenin sol geçmişten gelen bir kısım Taraf’tar/eylemci/ideoloğunun (kendi ifadeleriyle) yanlış öğrenmiş oldukları, bu yüzden de meslek icabı yanlış öğrettikleri bir çeşit Marksizmden geç de olsa dönmeleri, hem kendileri hem de Marksistler için hayırlıdır. Daha da hayırlısı, bu kesimin (zinhar bizim değil kendi ifadeleriyle) yalan yanlış öğrendikleri bu bir tür Marksizmin kavram hazinesi ve terminolojisini de bırakmaları, bir an önce olduklarıyla övünen açık sözlü liberaller olarak insan içine çıkmaları olacaktır. Çıksınlar ki, biz de kendilerine, bu post-modern küresel dünyada Türkiye gibi bir ülkede liberal olmanın (uluslararası ve ulusal) hangi sınıfsal çıkarların ifadesi olduğu, ve daha önemlisi bu liberal programın tam olarak uygulanmasının hangi (uluslararası ve ulusal) eyleyicilerin eliyle ve nasıl (kanlı mı, kansız mı, az kanlı mı?) gerçekleşeceği gibi “vulger ve kaba, odun gibi Marksist” sorularımızı sorabilelim. Çünkü, artık ancak bu şekilde az çok sağlıklı bir iletişim kurabiliriz.
Şimdi, sırf iletişim aşkına bile olsa biz gene de “akademik bilginin iktidarına” itibar edelim, ne de olsa Marksizm “bilimsel sosyalizm” değil midir? Oran “Hoca”, bize Marx’da olmadığı için, antiemperyalizm ve ‘’tam bağımsızlık” gibi kavramları kullanırsak solcudan bile sayılmayacağımızı öğretiyor. Tamam, emri olur, antiemperyalizm ve ‘’tam bağımsızlık’’ (ki zaten bize ait değildir) kavramlarını bırakalım. Oran ve arkadaşları tarafından solcu ya da Marksist kabul edilebilmek için antikapitalizm kavramını da bırakmamız gerekiyor mu? Ne de olsa, Sayın Mustafa Kemal de taktik gereği kısa bir süre için de olsa, antikapitalist olduğunu söylemişti. O yüzden antikapitalistlik de solcuyu farkına varmadan Kemalist yapabilir, buradan da maazallah Ergenekon’a kadar düşülebilir. Peki, antiemperyalizm yerine “şirketokrasiye” karşı çıkmakla, “tam bağımsızlık” ya da “halkların kendi kaderini tayin hakkı vs.” yerine de “toplulukların, cemaatlerin, insan gruplarının, yaşadıkları yerde istedikleri yaşama-üretme biçimlerini seçme ve koruma hakkı”nı savunmakla yetinsek, bu eski (yanlış) Marksist, yeni (doğru) liberal sol fetva makamlarından, kendi bildiğimizce solculuk/Marksistlik yapabilmek için icazet alabilir miyiz?
İcazet şunun için gerekli. Biz cahil solcuların, militan liberaller tarafından sinsi ya da salak darbe yanlıları kategorisine sokulmadan, AKP’ye karşı muhalefet etmemize izin verilecek mi? Meselâ, “yoksa milliyetçilik mi yapıyorsun kardeşim” ihtarıyla karşılaşmadan her önüne gelen (ulusal ya da uluslararası) şirketin istediği zaman istediği yerde maden çıkarmasına, baraj kurmasına, inşaat yapmasına karşı çıkabilir miyiz? Meselâ, Fırtına vadisine ya da Hasankeyf’e baraj yapılacaksa en azından orada yaşayanların fikrinin alınmasını ve istemiyorlarsa o barajın yapılmamasını, Kaz Dağlarına altın için musallat olunmamasını, “kentsel dönüşüm” projelerinde önceliğin rant hesaplarına değil yoksul kent yerleşimcilerinin ihtiyaçlarına verilmesini, Tuzla gibi işçi yoğun sanayi bölgelerinde kârlılık adına işçi öldürülmemesini, yabancı sermaye girişlerinin ve çıkışlarının sınırlandırılmasını, yönlendirilmesini ve vergilendirilmesini, su, toprak, hava, enerji, sağlık gibi temel (ve ortak) insan haklarının ticarîleştirip özelleştirilmemesini isteyebilir ve bütün bunları yapanlara ya da yapmaya kalkışanlara her fırsatta dünyayı zindan etmeye çalışacağımızı bütün nezaketimizle ve carî ve merî kanunlara uygun biçimde ilân edebilir miyiz? Bakın, çok rica ederiz, şurada liberal liberal konuşuyoruz, daha devrimden bahsetmedik bile. Darbeci, milliyetçi, Marksizmi bile bilmeyen avanak solcu, kendini solcu sanan aslında sağcı, genetik olarak totaliter gibi kibar sıfatlarla yaftalanıp mahkum edilmeden, kendi tarafımızda bu kadarcık siyaset ve muhalefet etmemize izin var mı?
Yoksa, Sayın Baskın Oran ne derse desin, bugünün meselesi “darbeye” karşı çıkmak değil. Sonuçta yenilse bile darbelere karşı dağlarda, ormanlarda, zindanlarda, işçi mahallelerinde, okullarda karşı koyduğunu kimsenin inkâr edemeyeceği benim kuşağımdan ve bir önceki kuşaktan Marksistler, Taraf gazetesinin genel şeyi Sayın Ahmet Altan’ı da bilir. Marksistler kendisini militan liberalizmiyle değil, bir darbe döneminde mükemmel bir zamanlamayla çıkarttığı “Sudaki İz” adlı niyet belgesinin yazarı olarak tanır. İnsan değişebilir elbette, ama gerçekten inandırıcı bir kanıt görene kadar, “bir takım solcular”, gayet doğal olarak, Sayın Altan türü liberallerin darbelere değil, sadece becerilemeyen ve başarı ihtimali olmayan darbe heveslerine karşı direnebilecek kalibrede insanlar olduğunu düşünmeye devam edecektir. Zaten, bazı tür solcularla bazı tür liberallerin diyaloğundan iki taraf için de pratik bir yarar hasıl olmayacaktır.
Yanlış saiklerle de olsa bir zamanlar bizim tarafımızda yer almış olan ve bu yüzden nezdimizde (hor kullanıldığı için hızla tükeniyorsa da) hâlâ bir hatırı ve itibarı bulunan Sayın Oran ve benzeri “sol” liberallerden ise tek ricamız, bunu unutmamaları; yani, eğer hâlâ solun kendi peşlerinden gitmeyen kesimleriyle konuşmaya bir önem atfediyorlarsa, dile, terminolojiye, kavramlara asgarî özeni göstermeleri. Çünkü, daha Taraf diye bir gazetenin kağıdı ormanda fidan olmadan önce bile bu ülkede taraflar belliydi. Hâlâ da bellidir. Bir takım liberallerin, bazı insanlar çağırdıkları yere gelmiyor diye bu kadar hırs yapmaları liberalizmin temel ilkelerine ters diyeceğim ama, liberallere liberallik öğretmeye kalkma hatasına düşmekten korkuyorum. Böyle yapmak, münazaralarda bile başvurulmaması gereken ciddî bir usul ve adap hatası olur.
Baskın Oran: Susurluk’taki ‘sol’a ne oldu? ‘Solcu’ olmak için kullanılan tam bağımsızlık ve emperyalizm kavramlarının ikisi de Marx’la ilgisiz. Siz hiç Marx’da bu kavramları duydunuz mu? Radikal 2, 3 Ağustos 2008, s. 5.
Sendika.org / 14.08.08