21.11.2009 21:15
Alaattin Karadağ gibi bir yoldaşa sahip olmaktan övünç duyuyoruz!
İnsanın güzelliği, gözlerindeki ışıktan gelir… O ışıktır, güzel kılar insanın yüzünü. Tutsak olursunuz, açlığın koynunda bedeninizi ölüme yatırırsınız... Ama o ışık… Gülümseyen bir yüz armağan eder size… Çünkü yitirirseniz eğer, çirkinleşirsiniz.
İnsanın güzelliği, içinin güzelliğidir, onun dışavurulmasıdır. Geleceğe bakış, yarının canlı umudu gelir gözlerinizden taşır, parıldar. Bu yüzden çocukların gözleri ışıl ışıldır. Çocuklar ve komünistler birbirlerine çok benzerler. İkisinin de ufku geniştir çünkü, ikisinin de yarına bakışı umut doludur.
Yarını köreltenlere bir bakın! Gözlerine, yüzlerine bir bakın! Ruhlarını düzene satmış olanlara bir bakın; nasıl yaşlıdırlar, nasıl da yorgun! Nasıl sönüktür umudunu yitirmişlerin gözbebekleri!..
Çünkü içinizden gelir o ışık, beyninizin ta içinden…. En son anına dek, ölümle her burun buruna geldiğinde o ışığı yitirmediği gibi bu sefer de öyle oldu.
Alaattin Karadağ yoldaştan söz ediyoruz. Sokak ortasında hunharca katledilen yoldaştan… Son anına dek partisini, yoldaşlarını, işçi sınıfı ve emekçi kitleleri düşünen bir komünist daha katledildi!
İnsanların yaşamlarında öyle karar anları vardır ki; insan, bir noktada bir karar verir ve bütün yaşamı ona göre biçimlenir. Alaattin Karadağ yoldaş da tereddütsüz parti saflarında savaşmaya karar verdi ve yaşamı da ona göre biçimlendi.
Devrimcilik, salt karar vermenin ötesinde yaşam tarzınıza sinmiş bir şey olarak hergün yaşadığınız bir şeyse artık sizin bir parçanız olur. Zor günler olur, karanlık zamanlar yaşanır, ama yine de bir cevher gibi korursunuz onu. Alaattin Karadağ yoldaş, böyle biçimlenmiş bir yaşamdır. O, son ana dek Parti'nin onuruna leke sürmeden yaşadı ve bu yaşamın getirdiği zorluklara da onurla katlanmasını bildi. Cafcafsız, şatafatsız… Tıpkı derin bir ırmak gibi; sakin, ama akmakta ısrarlı… Bir sıra neferi olarak….
Yoldaşlık, salt bir kavram değildir. Yaşanan bir şeydir. Bir sevgi ve saygının, ama çok seçici bir sevgi-saygının ifadesidir. Ve sevgi, kendini sevilebilir kılmak eyleminde ifadesini bulur. Bu bir arınmadır aynı zamanda, geleceğin insanına yakınlaşmaktır. Bu, dünyayı değiştirme eyleminde mümkündür, değiştirme eyleminin örgütlülüğü içinde mümkündür.
Ufkunu körelten, mevcut dünyayı kabullenip devrime sırt çeviren, yitirir ömrünün güzelliğini. Gözbebeğindeki ışığı yitirir, çirkinleşir… Çünkü insanın güzelliği, gözlerindeki ışıktadır.
Şimdi bir ölü gömmedik biz. Sıradan bir cenaze değildi bu. Bir yoldaşlık duygusunu algıladık kendi derinliğimizde. Elbette en çok ihtiyaç duyulan zamanlarda komünist savaşçılarımızı yitirmek hep üzücü olmuştur. Tıpkı Habip, Ümit, Hatice ve Hüseyin yoldaşlarda olduğu gibi.
Ama yine de yalnızca acı değildi içimizde duyumsadığımız. Böyle bir yoldaşa sahip olmaktan duyulan övünçtü yaşadığımız… Bu onur, bize sorumluluk yükleyen bir olgudur. Habip’lerden, Ümit’lerden, Hatice’lerden gelen, Hüseyin’ler ve Alaattin’lerle süren zincirin halkası olmak, bir sorumluluktur. Kokuşmuş düzenin paramparça edilmesi ve bütün pisliğin süpürülüp atılması, boynumuzun borcudur. Alaattin Karadağ ve bütün yoldaşlarımıza verilmiş sözümüzdür.
Ve şimdi sen, ben, biz yürüyoruz yollarından. Bir şafak vakti yeryüzü yüreklerimizdeki ışıkla aydınlanıncaya dek...
Yargısız infazlara son!
Alaattin yoldaş ölümsüzdür!
Yaşasın proletarya devrimi ve sosyalizm!
İşçi sınıfı savaşacak, sosyalizm kazanacak!
Kayseri’den Komünistler