22.11.2009 11:29
Alaattin yoldaş, sen devrim için çarpan yüreklerimizde yaşıyorsun
Alaattin yoldaş, seni gözlerimle hiç görmedim. Gıyaben çok iyi tanıyordum. Gözlerimle görmedim, ama yüreğimle gördüm seni. Senin de göğsünde şehit yoldaşlar gibi devrim ve dava için çarpan bir yürek vardı. 19 Kasım akşamından sonra devrim için daha güçlü çarpmaya başladı. Doğrusunu söylemek gerekirse seni çok kıskandım. Emin ol, bütün yoldaşlar da kıskanmıştır. Devrim için böylesine güçlü çarpan bir yürek kıskanılmaz mı?
Seni 19 Kasım akşamından önce de yüreğimle görmüştüm. Seni tanıyan her yoldaşın senden bahsederken gözlerinde sevgi ışıltısı vardı. 19'undan sonra o gözlerde gözyaşı olsa bile, yine de o sevgi ışıltısı net olarak görülüyordu. Kıskandıran bir ışıltıydı bu... Senden bahseden yoldaşlar, "o gözbebeğimizdi" diyorlar. Sadece aynı dava için mücadele ediyor olmak, yoldaş olmak, "gözbebeğimizdi" diye anılmaya yetmez. Demek ki sende daha ötesi bir şeyler vardı.
Her yoldaş, senin yanında kendini rahat hissettiğini ve rahatlıkla ifade ettiğini söylüyor. Devrimciliği kitabi terimlerle, "teorik" olarak algılamıyor ve yaşamıyormuşsun, insani olarak kimliğinle bütünleştirmişsin. Ölüm orucu direnişinden sonra, kaldığın evdeki yoldaş işten geç geldiğinde ona yemek hazırlaman, devrimci kimliğin bir sonucu olduğu kadar, senin insani olarak da ne kadar ilerde (hedeflediğimiz komünist insan düzeyinde) olduğunu gösteriyor. Ölüm orucu direnişinden çıktıktan kısa bir süre sonrasında, işten geç gelecek yoldaşının aç olacağını düşünerek yemek hazırlamak, komünist bir yüreğin pratiğe yansımasından başka bir şey değil. Ümit yoldaş, yoldaşlık, üzerine kurşun gelen yoldaşının önüne kendini siper etmektir demişti. İşten gelen yoldaşının açlığını düşünmeyen, önemsemeyen biri, yoldaşına gelen kurşunun önüne kendini atmaz. Yani, senin yoldaşın için yaptığın bir çorba, senin ne kadar içten, samimi bir yoldaş olduğunu kanıtlıyor.
Mütevazi bir kişiliğin varmış. Mütevaziliğin bir erdem gibi görünmüyormuş, komünist kimliğinin, yani senin kimliğinin bir parçasıymış.
Çünkü yoldaşlar seni anlatırken, bal rengi gözleri, kumral saçları vardı, mütevaziydi diyorlar. Gözlerin, saçların gibi mütevazilik de senin bir parçanmış. Mütevazilik yine komünist bir insanda olması gereken bir özellik ve sende vardı. Öylesine kimliğine yerleşmiş ki, seni anarken saçların ve gözlerin gibi mütevaziliğini de anlatıyorlar.
Sen direnişten sonra hastanede kalırken, yan odalardan birinde yaşlı bir teyze varmış. Bu teyze yoldaşlara, "siz inanmazsınız ama, onun yüzünden nur akıyor" demiş. Hastanede herkesle arası iyiydi diye ekliyor yoldaşlar. Yapmacıklı bir sosyallik değil bu. İçten, samimi bir ilişki tarzı. Yaşlı teyzeye, "yüzünden nur akıyor" dedirten bir içtenlik ve samimiyet. Bu, bir anlamda seni "doğal örgütçü" yapıyor. O teyze seninle aynı fabrikada çalışan bir işçi olsaydı, sana duyduğu güvenle fabrikadaki faaliyete kısmen de olsa katılırdı.
Evet Alaattin yoldaş, bu anlattıklarım senin için anlatılanlardan edindiklerim. Seni yüreğimle gördüm demekte haklıymışım değil mi? Şimdi de seni tanıyan bu yürek, seni yaşatmak için çarpıyor. Başta da söylediğim gibi, bütün yoldaşların yüreği aynı biçimde çarpıyor. Kuşkun olmasın yoldaş, seni ve şehit bütün yoldaşları mücadelemizde yaşatacağız.
Seni yüreğiyle tanıyan bir yoldaşın