Özgür bir gelecek için 1 Mayıs’ta alanlara!
Dünya ölçeğinde ezen-ezilen çelişkisinin derinleştiği, sermaye düzeninin saldırılarının önemli ölçüde hız kazandığı bir süreçte 1 Mayıs’a hazırlanıyoruz.
2007 1 Mayıs’ına sayılı günler kala öncelikle ifade edilmesi gereken, bu sene 1 Mayıs’ın gerek dünya ölçeğinde, gerekse coğrafyamız sınırlarında öneminin geçmiş seneleri aşan bir düzeyde olduğudur. Bu önem, sermaye düzeninin açmazlarının çözümü olarak ardı ardına uygulamaya soktuğu neo-liberal politikaların dünya ölçüsünde işçi ve emekçi sınıfları karşı karşıya bıraktığı yıkımdan ve yine emperyalist odaklarca sürdürülen ve farklı hedeflerle gerisinin geleceği sinyalleri verilen emperyalist işgal politikalarının halkları karşı karşıya bıraktığı durumdan ileri gelmektedir. Neo-liberal dönüşümlerin ve emperyalist işgallerin sonucu kör gözlerin bile görebileceği ölçüde açıktır. Bugün dünyanın azımsanamayacak ölçüde büyük bir çoğunluğu açlık ve sefalet koşullarında yaşamakta, önlenebilir hastalıklardan her gün binlerce kişi yaşamını kaybetmekte, işsizlik artmakta, emperyalist işgallerin ölü-yaralı bilançoları gün be gün katlanmakta ve yine emperyalistlerin yönlendirmesiyle şovenizm salgın bir hastalığa dönüşmektedir. Özetle kapitalistlerin elinde dünya güvenilir bir yer olmaktan çıkmıştır. İnsanlar tek bir günlerini dahi gelecek kaygısı yaşamadan geçirememektedir.
Coğrafyamız açısındansa 2007 1 Mayıs’ı bütün bu gündemlerin yanında farklı bir önem daha taşımaktadır. ‘77 1 Mayıs katliamının 30. yılı. 77’de Taksim’de gerçekleşen ve 500 bin işçi ve emekçinin katıldığı görkemli 1 Mayıs kutlaması devlet eliyle kana bulanmış, 36 işçi ve emekçi yaşamını kaybetmişti. Geçen 30 yıl içerisinde Türkiye’de ve dünyada çok şey değişti. Ancak bu değişimlerden hiçbiri işçi ve emekçiler için, ezilen halklar için olumlu olmadı. Yaşam koşulları ağırlaştı, sömürü derinleşti, dünya ölçeğinde emperyalist saldırganlık dizginlerinden boşaldı. Gençlik kesimleri bugün 30 yıl öncesinde olduğundan çok daha umutsuz… 30 yıl öncesine oranla daha fazla insan aç, daha fazla insan sokakta, daha fazla insan güvencesiz koşullarda çalışıyor! Geçmiş ile bugün arasındaki bu kaba farklılıklar bile 30 yıl öncesine göre mücadelenin bugün “daha fazla” ihtiyaç, adeta bir zorunluluk olduğunun göstergesidir. Bu çerçevede bu yıl 1 Mayıs, geçmiş yılların mücadelelerine sahip çıkmak, geleneğimizin, değerlerimizin, geçmişimizin arkasında durmak açısından da önemlidir.
Gençlik açısından 1 Mayıs’a çıkış, en özlü ifadesi ile gelecek sorunu karşısında yapılmış bir tercihi ifade etmektedir. Gençlik, doğrudan hedefi olduğu neo-liberal dönüşümlerin karşısında ya mücadele etmeyi seçecek ya da geleceksizlik gerçeği ile barışma yoluna gidecektir. Gençlik ya şovenist dalgayı kırmak için alanlarda yürüyecek ya da en iyi ihtimalle şoven faşist histeri karşısında sessiz kalarak coğrafya genelinde hüküm süren inkâr ve imha politikalarının işbirlikçisi durumuna düşecektir. Gençlik ya emperyalist işgalleri karşısında bir tutum ve mücadele geliştirecek ya da ezilen halkların emperyalist haydutlar tarafından katledilmesinin seyircisi olacaktır.
Neo-liberal dönüşümlere karşı 1 Mayıs’a!
Bugün eğitim alanında yaşanan tüm neo-liberal dönüşümler gençliğin geleceğini hedef alan saldırılardan ibarettir. Üniversiteler ve liseler paralı hale getirilmektedir. Eğitimin kamusal hizmet olma özelliği saldırıya uğramış, bu çerçevede eğitim kurumları ticarethaneye, öğrencilerse bu kurumlarda satılan gerici, anti-bilimsel eğitimin zorunlu birer müşterisine dönüştürülmüş durumdadır. Bu dönüşümlerin mesleki alanlardaki yansımalarının sonucunda ise diplomalar hükümsüzleşmiş, çalışma hayatı sözleşmelere bağlanarak sömürünün katmerlendiği ve hiçbir güvencesi olmayan bir alana dönüşmüştür. Üniversite ve lise öğrencilerinin ve mezunlarının geniş kesimleri geleceksizlik girdabı içinde kıvranmaktadır.
Toplumsal yaşamdaki dönüşümlere paralel olarak eğitim alanındaki saldırıların hayata geçirilmesi sürecinin sorunsuz yürüyebilmesi için üniversiteler ve liselerde kışla koşulları hüküm sürmektedir. Uyuşturucu, şiddet vb. teşvik edilirken, eğitim kurumları kapısında ÖGB, idare, polis ya da sivil faşist engeliyle geri çevrilen bir tek özgür düşünce olmaktadır.
Sermaye iktidarının bu bütünlüklü politikasının gençlik kesimlerine ilettiği mesaj, “geleceğinizi satılığa çıkartıyorum ve uslu durmazsanız başınızı ezerim”den ibarettir. Gençlik kitlelerinin bu mesaja yanıtı gelecekleri ve özgürlükleri için mücadeleyi yükseltmek olmalıdır. 1 Mayıs alanı bu çerçevedeki taleplerin taşınacağı en anlamlı alan olacaktır. Çünkü üniversite ve liselerdeki yeniden yapılandırma süreci toplumun yeniden yapılandırılma sürecinin sermaye düzenince özel önem verilen bir ayağıdır yalnızca. Ve bu alandaki dönüşümlerin karşısında verilecek mücadele ancak bütüne karşı örülecek mücadele ile bağ kurulabildiği ölçüde sonuç alıcı olabilecektir.
Emperyalist saldırganlığa ve şovenizme karşı 1 Mayıs’a!
Bugün emperyalist saldırganlık, işgal ve katliam politikaları yaygınlaşarak sürerken, bu saldırganlık tüm bölgeyi ve hatta insanlığı tehdit eden boyutlara varmaktadır. Sermaye iktidarı emperyalizm ile işbirliği içerisinde bu planlara dahil olmaya, gençliği 20 centlik askerler, üniversiteleri silah fabrikaları olarak bu savaşa seferber etmeye çalışırken, gençlik emperyalizme karşı 1 Mayıs’ta alanlarda olmak zorundadır.
Büyükanıt’ın 12 Nisan’da yaptığı açıklamalar Kürt halkını hedef almakta, yıllardır sürdürülen inkar ve imha politikalarının önümüzdeki süreçte sertleşeceğini göstermektedir. Bu süreçte bizlere ve “sokaktaki insanlara” yüklenmek istenen misyon, bu inkarın ve imhanın parçası olarak, linçlerle, sokak gösterileriyle, ağza alınmaz küfürlerle milliyetçi hassasiyet perdelemesinde kafatasçı kuklalara dönüşmemizdir. Emperyalist-kapitalist sistemin derinleşen çelişkileri karşısında güçlenen siyasal gericiliğe karşı, halkları birbirine düşman eden faşizme ve şovenizme karşı gençlik alanlarda olmalıdır. Çünkü düzenin yarattığı bu karanlıktan birbirine düşmanlaşan, birbirleri ile savaşan halklar, dolan kasalar, oluk oluk akan kan ve yükselen hisse senetleri çıkmaktadır. Halkların özgürlüğü, emperyalistlerin dünya nimetlerinin paylaşımı için oturdukları masalarda pazarlık konusu yapılmaktadır. Halkların özgürlüğünü ve geleceğini hedef alan bu soysuz planların tetikçiliğini ise gençliğe yüklemek istemektedirler. Gençlik halkların özgür, eşit ve kardeşçe yaşama hakkının kendi özgürlüğü ile eş anlamlı olduğunu görmeli ve ellerine bulaştırılmak istenen kana, üzerine sindirilmeye çalışılan barut kokusuna inat 1 Mayıs’ta ezilen halkların safında alanlarda olmalıdır.
Özgürlüğümüz ve geleceğimiz ellerimizde!
Bugün gençliği hedef alan saldırılar eğitim ve meslek alanı ile sınırlı değildir. Aksine toplumun bütününü hedef alan tüm saldırıların sonuçları dolaysız bir biçimde gençliği etkilemektedir. Gençlik hareketi ise bütün bu saldırılar karşısında halen parçalı ve zayıf bir görüntü içindedir.
Peki, gençlik hareketi bugün bu tabloya mahkûm mudur? Elbette hayır! Balgat Yurdu’nda yurt koşullarına karşı eyleme geçen bini aşkın genç, Akdeniz Üniversitesi’nde sınav sistemine karşı sokağa dökülen 500 genç, Beytepe’de ulaşım sorununa eylemli bir süreçle yanıt üretmeye çalışanlar, mesleki dönüşümlere karşı mücadele hattı geliştirme hedefiyle yan yana gelenler bu tablonun değişebilir olduğunun ispatıdır.
Gençliğin bugün kendi geleceği ve özgürlüğü için ilk yapması gereken şey, gelecek ve özgürlük beklentisinin yönünü değiştirmektir. Zira sermaye düzeninin gençliğe verebilecek hiçbir güzel vaadi yoktur. Bundan daha da önemlisi, içi boş umutları pazarlamakta uzmanlaşmış asalaklar sınıfı ne yaparsa yapsın gençlik kesimlerini ikna edebilmenin olanaklarından yoksundur.
Bu çerçevede 1 Mayıs gençliğin özgür bir geleceğe doğru atacağı en anlamlı adımların başında gelmektedir. Sermaye düzeninin karşısındaki tüm güçlerin buluşma alanı olacak 1 Mayıs, gelecek mücadelesini yükselten gençliği, omuz omuza yürümesi gereken işçi sınıfı ile buluşturacaktır.
Ekim Gençliği, Sayı: 102, Nisan ‘07
Gelecek ve özgürlük için… 
Tek seçenek mücadele, tek alternatif SOSYALİZM!
Gençlik sorunu derinleşenleşerek ve tüm çözümsüzlüğü ile orta yerde durmaktadır. Sermayenin bu sorun karşısında elinde sorunun devrim lehine çözümünü engellemek dışında bir çözüm yolu bulunmamaktadır. Kapitalizm gelecek hedefinden yoksun, tüketici bir iktisadi-sosyal sistemdir. Geleceğin temcilcisi bir kuşakla barışması, onu sistemine katabilmesi de bu nedenle olanaksızdır. Sürekli biçimde gençliğin muhalefeti ve mücadelesi ile yüzyüze kalması bundandır. Gençlik yığınlarının ihtiyaçlarına yanıt vermek, gündelik sorunlara çözüm oluşturmak, gelecek beklentilerini karşılamak; tüm bunlar kapitalist düzen açısından olanaksızlaşmıştır.
Bugün bizim karşımıza çıkan gelecek sorunu aslında kapitalizmin geleceksizliğinin ürünü bir çelişkinin ifadesidir. Zira kapitalizm ve gençlik arasındaki çelişki onu saldırganlaştırmakta, gençliğin emekçi kesimlerinin karşı karşıya bulunduğu yokluğu, baskı ve terörle dizginlemeye çalışmaktadır. Bu açıdan sermaye egemenliğinin gençliğe uyguladığı şiddet, onun özgürlük alanlarına ve hak arama mücadelesine karşı ortaya koyduğu terör, gelecek karşısındaki çözümsüzlüğünün bir dışavurumudur.
“Özgürlük, zorunluluğun kavranmasıdır!”
Yoksun olduğumuz özgürlüğü tanımlamak bugün belki de geniş gençlik yığınlarının sorunlarına çözüm oluşturacak temel hareket noktalarından birisidir. Eğitim sistemi sermaye eksenli dönüşümler yaşamaktadır. Ticarileşen ve piyasalaşan eğitim gençliğin gelecek umutlarını gün be gün yok etmektedir. Onu sahte özgürlük hayalleri ile avutmakta, bu sayede de geleceğini sistematik bir biçimde gasp etmektedir.
Bugün üniversiteler üzerine tartışılan yasal dönüşümlerin temel amacı; serbest bir piyasa olmak zorunda olan eğitim piyasasının adil yasalara sahip olmasını sağlamaktır. Bir yanda ücretsiz (ödenen harçları ücret olarak algılamıyorlar) bir eğitim hizmeti veren devlet, öte yanda krizle boğuşan ve büyük bir talep sorunu yaşayan özel üniversiteler! Büyük dengesizliklere sahip bu piyasanın dengelenmesi gerekiyordu. Bunun tek yolu devlet üniversitelerini ücretli hale getirmek. Böylelikle piyasada tam bir eşitlik sağlanmış olacak!
Bu sürecin diğer bir yanını ise bir şirket gibi işleyen üniversiteler oluşturmaktadır. Genellikle mali özerklik ve demokratik işleyiş yaygaraları ile ortaya konulan bu yaklaşım Kemal Gürüz’ün yalın anlatımlarından yararlanılarak şu şekilde özetlenebilir: “Üniversiteler aynen bir ticari şirketin sahip olduğu para harcama serbestliklerine sahip olmalıdır. İkincisi, yüksek öğretim mutlaka öğrenim ücretine tabi olmalıdır.” Son derece açık bir dille ifade edilen bu gerçek bugün üniversitelerin piyasalaşma sürecinin özlü bir anlatımıdır.
Ticari eğitim sürecinin yaratacağı sonuçları özetleyecek olursak; üniversitelerin özelleştirilmesini sağlamak, öğrenim ücretlerini yüksek düzeylere çıkararak, alt sınıflar için eğitim alma şansını ortadan kaldırmak, öğrenci ve öğretim görevlilerinin akademik-demokratik haklarını tırpanlamak, eğitimi sermayenin ihtiyaçlarına göre belirlemek.
Bugün bu süreç kendi olgunluğuna ulaşmış bulunmaktadır. Artık üniversitelerin piyasanın ihtiyaçları belirlemektedir. Belirlemeleri piyasanın yaptığı, bilimin bunun ihtiyaçlarına tabi kılındığı bir sistem içerisinde özgürlük, bu sisteme karşı koymanın zorunluluğunu kavramak olabilir ancak.
Zira geleceğimizin gasp edildiğini anlamadan, geleceğimiz için mücadele etmeden özgür olma şansımız bulunmamaktadır. Üniversiteleri şirketleştiren bizleri müşteri eğitimin kendisini metalaştıran bir sisteme karşı mücadele etmeden özgürlük kazanılamayacaktır. Özgürlük bugün hiç olmadığı kadar mücadele etme zorunluluğunun ifadesidir. Özgürlük geleceğin zorunluluklarını kavramak, bunlar için mücadele etmektir.
Rüya çoktan bitti, artık uykudan uyanma zamanı!
Geniş gençlik yığınları derin bir sermaye manipülasyonu ile “rüyalar aleminde” yaşamaktaydılar. 4 yıllık yüksek öğretim sürecinin kendisi, başlangıcında ilk büyük hedef olan ÖSS henüz aşıldığında gençliği hayaller dünyasına sürüklemekteydi. Üniversiteye ÖSS sistemini aşarak girmeyi başaran öğrenci “Bütün sorunlar bitti, gelecek artık benim” diye başladığı eğitim sürecinin ortasında derin geleceksizlik gerçeği ile yüzleşmektedir. Bugün üniversite sonrasına dair beklentiler bilinçli ve bilinçsiz bir biçimde günden güne yok olmaktadır. Ötesinde kalan ise sermayenin bildik iyi yüzlü yeni sömürü çarklarıdır. Bir yandan gençliğin geleceğini yok ederken, öte yandan ise yurtdışı hayalleri ile yeni sömürü çarkları oluşturmaktadır. Yok edilen hayallerin karşısına gerçek bir dünya konulamadığı koşullarda gençliği bekleyen, derinleşen bir çürüme olabilir ancak.
4 yıllık lisans eğitimi içerisinde hangi sosyal bilimler öğrencisi iş olanağına sahip olmayı düşünmektedir. Sosyal bilimler piyasalaşan eğitim sürecinin çarkları arasında yıllar önceden öğütülmeye başlamıştır. Sermayenin teknik eleman ihtiyacına yanıt vermeyen bu sosyal bölümlerin piyasalaşan eğitim süreci içerisinde bir işleve ve geleceğe sahip olduğunu düşünmek açık bir safdillik olabilir ancak.
Teknik bölümlerde mühendislik ve mimarlık alanında da durum çok farklı değildir. Bu anlardan mezun olanakları bekleyen yaygın bir geleceksizlik ve işsizlik sorunudur. Sermayenin ücretli köleleri olarak kölece yaşam koşullarıdır. Tüm bu saldırı süreci sermayenin bildik ikiyüzlü politikaları ile karşımıza çıkmaktadır. Bir taraftan ticarileşen eğitim, eğitim sisteminin niteliğini düşürürken öte yandan ise suçlu bizler ilan edilerek kölece yaşam koşullarına, düşük ücretli çalışmaya, uzman elemanların çırakları olarak çalışmaya zorlamaktadır.
Bugün hukuk alanındaki stajer avukatlık ve avukatlık sınavı, mühendislik ve mimarlık alanındaki yetkin mühendislik, eğitim alanındaki sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik uygulamaları, sağlık alanındaki aile hekimliği uygulaması, sosyal bilimler alanındaki tasfiye ve formasyon hakkının ortadan kaldırılması, bir bütün olarak sermaye eksenli neo-liberal politikaların dolaysız yansımalarını ifade etmektedir. Bugün geleceğinden umudunu kesmiş, işsizlik sorununu kabullenmiş, bireysel kurtuluş yolları arayışı ile umutlarını her geçen gün tüketen gençlik yığınlarını bu umutsuzluktan çıkmak zorundadır. Bu saldırılar karşısında çözümsüz olmadığımızı sermayeye tüm açıklığı ile göstermeliyiz. Şimdi gençliğin uyanma zamanıdır.
Sermayenin korkularını kâbusa çevirelim!
Bugün yok edilen biz gençliğin geleceğidir. Bu alanda bu kadar sistematik saldırılar ve dönüşümler gerçekleşiyorken, söylenen her söz ve yapılan her karşı koyuş sermayenin terörü ile karşı karşıya kalacaktır.
Daha önceki değerlendirmelerimizden aktarıyoruz:
“Son dönemde gençliğin sorunları geçmiş dönemlerle kıyaslanamaz bir biçimde derinleşmiştir. Son 5 yıl içerisinde özellikle AB uyum yasaları çerçevesinde çıkartılan yasalar eğitim sistemini bir bütün olarak piyasaya bağlamış, geniş gençlik yığınlarının gelecek umutlarının son kırıntılarını da yok etmiştir. Ancak tek başına yok olan gençliğin sistem içi umutları değildir. Sermaye geniş gençlik yığınlarının ihtiyaçlarını dönemsel olarak dahi karşılayabilme olanağından yoksun olduğu için, saldırılarını görülmemiş biçimde yoğunlaştıracaktır.
“Soruna ilişkin elbette birçok neden sıralanabilir; ancak sermaye ortaya koyduğu saldırıların sonuçlarını bilmekte, buna uygun bir hazırlık yapmakta, kitlesel bir gençlik muhalefeti büyümeden, sorunun önünü almak istemektedir. Bu açıdan soruşturma terörü hem oldukça bilinçli bir tercihin, hem de gençlik karşısındaki umutsuzluğun bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.
“Gençlik açısından ise, umutsuzluk ve beklentisizlik devrimci bir önderlik müdahalesi ile aşılamadığı koşullarda, yozlaşma ve yıkıma yol açar. Sermayenin umut dolu bir gençliğe ihtiyacı yoktur. Onun sorunu umutlarını yitirmiş bir gençliğin geleceğe dair beklentilerini tümüyle yok etmektir. Bunda sağlayacağı başarı eğitim sisteminde hedeflediği dönüşümlerin de güvencesi olacaktır.”
Bugün her zamankinden daha büyük bir umutla geleceğimiz için mücadele etmeliyiz. Sermaye tüm kurumları ile bizim gelecek ve özgürlük idealimize saldırıyorken, gelecek ve özgürlük için alanlara çıkmak, yeni saldırılara ve dönüşümlere izin vermemek bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Sermaye saldırganlığı kendi çözümsüzlüğünün ve korkusunun ifadesidir. Onun korkusunu derinleştirmek, korkularını kâbusa çevirmek için, geleceğimiz ve özgürlüğümüz için mücadeleye!..
Ekim Gençliği, Sayı: 99, Aralık 2006
|
|
| July |
| Mon |
Tue |
Wed |
Thu |
Fri |
Sat |
Sun |
|
30
|
1
|
2
|
3
|
4
|
5
|
6
|
|
7
|
8
|
9
|
10
|
11
|
12
|
13
|
|
14
|
15
|
16
|
17
|
18
|
19
|
20
|
|
21
|
22
|
23
|
24
|
25
|
26
|
27
|
|
28
|
29
|
30
|
31
|
1
|
2
|
3
|
|
|
| |
 - Sayı:95 / Haziran 2006 PDF olarak indirmek için tıklayın
 - Sayı: 94 / Haziran 2006
|
|