20.07.2008

Geleceğimiz ve özgürlüğümüz için tek seçenek devrim ve sosyalizm!

Uzun yıllar hatırlanacak ve tartışılacak bir 1 Mayıs’ı geride bıraktık. Akıllardan çıkmayacak olan; birçok ilde gerçekleşen anlamlı ve coşkulu mitinglerin ötesinde, İstanbul’da, şehrin dört bir yanına yayılan 1 Mayıs coşkusunun eyleme dökülmüş hali olacak. Sermaye düzeninin yıllara yaydığı Taksim yasağı karşısında emekten yana güçlerin oluşturduğu cephe “Taksim 1 Mayıs alanıdır!” sözünü o gün Taksim Meydanı’na fiilen girerek, barikatlarla çevrilmiş Taksim’e çıkan bütün yolları 1 Mayıs alanına dönüştürerek sahiplenmiş oldu.

Sermaye düzeninin sözcüsü İstanbul valisi İstanbul’da tam bir terör atmosferi yarattı. Bırakın 1 Mayıs’a katılmak için şehir dışından ve şehir içinde evlerinden yola çıkan binlerce insanın karşı karşıya kaldıkları terörü, 1 Mayıs’a katılmak niyeti taşımaksızın evinden işine-okuluna gitmek için yola çıkan insanlar bile sermaye düzeninin 1 Mayıs korkusunun yarattığı sonuçlardan nasibini almış oldu.

Bini aşkın eylemcinin gözaltına alındığı, onlarca kişinin yaralandığı ve hatta bir kişinin biber gazından dolayı yaşamını yitirdiği İstanbul 1 Mayıs’ında estirilen terörden nasibini alanların arasında liseli güçler de vardı. 1 Mayıs için hazırlıklarını gerek pankartıyla, gerek araç temini ile çok önceden yapmaya başlamış olan Ertuğrul Gazi Lisesi İLGP’yi 1 Mayıs sabahı okulun önünde akrepler, okulun içerisinde çevik kuvvet bekliyordu. Yan yana gelen 2-3 kişilik liseli “grupların” bile dağıtılmaya çalışıldığı Ertuğrul Gazi Lisesi’nden İLGP’li öğrenciler, bütün o baskı ve yasağa rağmen 1 Mayıs’ı İstiklal Caddesi’nde kutlamayı başarabilenler oldu.

Yine Beşiktaş’ta 1 Mayıs’a katılmak için buluşan eylemcilere azgınca saldıran polis, bu arada yoldan geçmekte olan liselileri biber gazına boğdu. Beşiktaş’taki liseliler, gazetelere yansıdığı gibi eylemcilere sıkılan gazdan etkilenmediler, çevik kuvvet tarafından bizzat tartaklanarak açık bir saldırıya maruz kaldılar.

Sabah saatlerinden başlayıp hava kararana dek süren 1 Mayıs 2007, emek güçlerinin ısrarı, iradesi sonucunda kazanılmış oldu. Bu kazanım açık ki devrimci güçler cephesinde ciddi bir moral ve motivasyon yarattı. Şimdi yapılması gereken, bu moral ve motivasyonu kuşanarak, 1 Mayıs’taki zaferimizin bize yüklediği sorumlulukları yerine getirmek, 2008’de Taksim Meydanı’na ve diğer illerdeki meydanlara onbinleri doldurmak için bugünden çalışmak…

İçinden geçtiğimiz süreç, düzen içi çatışmaların derinleştiği, işçi ve emekçilerin, gençlik kesimlerinin bu suni çatışmada bir taraf haline getirilmeye çalışıldığı bir süreçtir. Böylesi bir süreçte sermaye düzeninin herhangi bir kliğinin peşine takılmaksızın, düzene karşı üçüncü bir taraf olarak birleşmek, düzen karşıtı mücadeleyi büyütmek ertelenemez bir sorumluluktur. Bu, toplumun bütün ezilen ve sömürülen kesimleri açısından geçerlidir. Yaklaşan seçim süreci bu açıdan anlamlı bir olanağa işaret etmektedir. Toplumun seçimler vesilesiyle politize olacağı bu iki aylık süreç, güçlü bir biçimde değerlendirilmelidir. Özellikle anti-laik/laik kutuplaşmasında bir anda ortaya çıkan mitinglerde, gösterilerde süse dönüştürülen liseli güçlerin yaşadığı bilinç bulanıklığının aşılması noktasında liseli güçlerimiz ısrarlı bir çaba harcamalıdır. Seçim sürecinde burjuvazinin propaganlarının iç yüzünü teşhir etmeli ve liselilerin gelecek mücadelesinde çözümün ceylan derili koltuklarda oturanlardan gelmeyeceği, tek çözüm yolunun liselilerin yürüteceği düzen karşıtı mücadele olduğu örnekleriyle anlatılabilmelidir. Bu çerçevede liseli güçlerimizin en büyük olanağı, önümüzdeki bir ay daha da yoğun sürdürecekleri ÖSS karşıtı kampanyadır. Söz konusu kampanya süreci, bu düzenin ve bu düzenin partilerinin liseli gençliğe vaat edecek hiçbir şeyi kalmadığının güçlü bir teşhirinin yapılabilmesinin olanaklarını fazlasıyla taşımaktadır.

ÖSS duvarını yıkalım!

Eğitim ve öğretim döneminin sonuna yaklaşıyoruz. Bu aynı zamanda ÖSS’ye sayılı günler kaldığının da habercisi. Şimdiden son sınıf öğrencileri lise binalarından ayrıldı. Dershanelerin etüt salonları yılın tüm aylarından daha kalabalık. ÖSS yaklaştıkça ÖSS stresi ile beraber, çarpık eğitim sisteminin bir uzantısı olan bu eleme sınavına karşı duyulan tepkiler de daha yüksek sesle dile getirilir oldu.

Liseli gençliğin bu en temel sorununu gündemleştirebilmek için Liselilerin Sesi ikinci dönem başından bu yana yoğun bir çaba harcıyor. ÖSS’ye ilişkin metinler, ÖSS’nin teşhiri amacıyla çıkartılan –çoğunlukla yerel olmakla beraber- çeşitli materyallerle sorunun üzerine gitmeye çalışıyor. Haziran ayı artık bu çabaların ürünlerinin görüleceği zamana işaret ediyor. 3 Haziran günü İstanbul LGP’nin gerçekleştireceği “Öğrenci Sömürü Sınavı Kaldırılsın Şenliği”, 10 Haziran’da İstanbul’da “ÖSS duvarını yıkalım!” şiarı etrafında örgütlenecek miting, yine aynı tarihlerde İzmir’de ortak örgütlenecek olan basın açıklaması, bir dönemdir harcadığımız çabanın yarattığı sonuçları görebileceğimiz temel alanlar olacaktır.

Tek başına sıraladığımız tarihlerde yapılacak eylem-etkinlikler üzerinden bakıldığında bile, ÖSS gündemine ilişkin geçen seneleri aşan bir çalışma sürecinin örgütlenebildiğini ifade etmek mümkün. Özellikle geçmiş yıllardan farklı olarak bu sene açığa çıkan ÖSS’ye karşı muhalefette birleşik bir zemin yaratabilme yönlü bakış ve yaklaşımların anlamlı olduğunu söylemeliyiz. Liseli gençlikte ÖSS karşıtı bir bilinç yaratabilmenin, bu bilincin ilk elden sınırlılıkları olsa da eylem alanlarına taşınabilmesinin zeminini oluşturma çabası harcamak, önümüzdeki dönem açısından umut vericidir.

Bu noktada Liselilerin Sesi çalışması yürüten tüm alanlarımızın üzerine çok yönlü görevler düşmektedir. İlk olarak, hangi düzeyde olursa olsun liseli gençliğin birleşik mücadelesinin zeminlerini yaratma çabası ısrarla harcanmalıdır. Bugünkü koşullarda kimi siyasal örgütlenmelerle eylemsel yan yana gelişler bile önemlidir. Kaldı ki tartışmamız hiç de siyasal yan yana gelme sınırında değil, tersine liselerimizdeki geniş kesimlerle buluşma tartışmasıdır. Bu konuda ÖSS karşıtı kampanya süreci anlamlı bir olanağa dönüşebilirse önümüzdeki seneye deneyim bırakmanın da bir vesilesi olacaktır. Mesela okullardaki tiyatro toplulukları, müzik grupları, dergi çıkartan güçler, kendi kurumsallıkları ile İLGP’nin açık toplantılarına çağırılabilir. Bu toplulukların özgün çalışmaları ve kimlikleri ile kendilerini temsil etmelerinin olanakları sağlanarak, bu güçlerin okullardaki mücadele süreçleri ile bağ kurmalarının yol ve yöntemleri aranabilir.

İstanbul / Kartal’da Denizler anması için oluşan ortaklığın, şimdi Mayıs şehitleri anması çerçevesinde yinelenmesi, yerel bir örnek olmasına karşın ÖSS mitingi için yan yana geliş kadar önemlidir. Liseli gençlik mücadelesinin süreçlerine bakıldığında, neredeyse ‘96’dan bu yana ortak iş yapma örneklerine rastlanamamaktadır. İstanbul LGP’nin her yıl 6 Kasım sürecinde harcadığı çabayı (ki bu maalesef diğer çevrelerin ilgisizlik duvarına çarpmaktadır) dışta tutarsak, liseli gençliğin kazanılması çerçevesinde bu seneye kadar birleşik adımların atıldığı çok fazla örneğe sahip değiliz.

Bu çerçevede liseli gençlik çalışmamız birleşik bir gençlik mücadelesinin gereklerini yerine getirebilmelidir. Ancak bu, liseli gençlik mücadelesine sistematik bir bakışa sahip olmadıkları gibi, örgüt konusunda da şabloncu yaklaşan çevrelerin tartıştığı merkezi platform, birlik vb. arayışları üzerinden bir birliktelik değil, tersine okullar, semtler, dershaneler düzleminde yan yana gelişleri, yani çalışmanın özgün yanları ile uyumlu bir tarzda yürütülebilen bir birliktelik olmalıdır. Liseli gençliğin de birleşik kitlesel bir örgütlülüğe ihtiyacı olduğu açıktır. Ancak bugün böyle bir örgütlülüğe giden yol açık ki okullardan, dershanelerden geçmektedir. Yoksa masa başı tartışmalarla birleşik ve kitlesel bir örgütlenmenin olanaklarının yaratılabilme şansı yoktur. 

Üzerimize düşen ikinci bir görevse, liseli gençliğe ilişkin tartışmalarda karşımıza çıkan iki temel yaklaşımla mücadele etmektir.

Bu eğilimlerden birincisi, bu alanın bir kadro devşirme alanı olarak görülmesi ve liseli gençliğin devrimci mücadelesinin geliştirilmesi yönlü her türlü çabanın yerini, liseli “gençlerin” mücadeleye kazanılmasının almasıdır. Bu yönelimi daha önceleri çokça tartıştığımız için tekrarlamayacağız.

Aynı derecede önemli bir ikincisi ise, liseli gençliği bir bütün olarak apolitik görme eğilimidir. Bunun sonucu olarak, liseli gençliğin mücadele gündemleri belirlenirken, popülerlik, ilgi çekicilik gibi kavramlarla, liseli gençliğe yakıştırılan apolitizmin içine düşülmesidir. Elbette liseli güçlere kendi gündemleri üzerinden seslenmek, bu çerçevede gelişen bir mücadele perspektifi oluşturmak önemlidir. Ancak düzenin dört koldan kuşattığı, iktisadi saldırılarla geleceksizleştirirken, sosyal-kültürel saldırılarla bir bütün olarak gericileştirmeye çalıştığı liseli gençlik kesimlerine devrimci alternatifi göstermenin yolu, açık ki düzenin güçlü bir teşhirinden geçmektedir.

Liselilerin Sesi bu çerçevede üzerine düşen görevleri, kendi seçtiği yolda zorluklarına rağmen ısrarlı bir biçimde yürüyerek, sürekli ve sistemil bir çalışma yürüterek gerçekleştirecektir. Biz liseli gençliğin devrimci alternatifiyiz, bunu bilerek yolumuzu yürüyeceğiz. Bunun karşısında yer alan ve enerjilerini liseli gençlik mücadelesine en ufak bir katkı yapmayacak bir biçimde tüketen her türlü eğilime karşı mücadelemizi ısrarlı bir biçimde sürdüreceğiz!

Liselilerin Sesi

 

(Liselilerin Sesi, Sayı: 16, 15 Mayıs-15 Haziran ‘07)



ÖSS’ye, paralı eğitime ve geleceksizliğe karşı 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız!

Liseli Gençlik, Sayı:15 / PDF için tıklayınız

1 Mayıs’ın öngünlerindeyiz. Gerek coğrafyamızın ezilen halkları, gerek işçi ve emekçiler açısından oldukça önemli olan 1 Mayıs, bu sene diğer senelere oranla daha farklı bir anlam taşıyor. 1977’de 500 bini aşkın işçi ve emekçinin katılımıyla gerçekleşen 1 Mayıs sermaye iktidarının azgın saldırıları ile sonlanmış, onlarca emekçi 1 Mayıs günü katledilmişti. İşte bu yıl katliamın 30. yılı ve bizler 1 Mayıs’ı işçi ve emekçilerin özgürlük mücadelesine yaraşır bir biçimde, tarihimizi unutmadan örgütleyebilmek sorumluluğu ile karşı karşıyayız.

Geçen 30 yıl içerisinde Türkiye’de ve dünyada çok şey değişti. Ancak bu değişimlerden hiçbiri işçi ve emekçiler için, ezilen halklar için olumlu olmadı. Yaşam koşulları ağırlaştı, sömürü derinleşti, dünya ölçeğinde emperyalist saldırganlık dizginlerinden boşaldı. Gençlik kesimleri bugün 30 yıl öncesinde olduğundan çok daha umutsuz, geleceğimiz elimizden bugünden alınmış gibi adeta. 30 yıl öncesine oranla daha fazla insan aç, daha fazla insan sokakta, daha fazla insan güvencesiz koşullarda çalışıyor! Geçmiş ile bugün arasındaki bu kaba farklılıklar bile 30 yıl öncesine göre mücadelenin bugün “daha fazla” ihtiyaç, adeta bir zorunluluk olduğunun göstergesi.

İşte bugün liseli genç komünistler mücadelenin kaçınılmaz bir zorunluluk ve ertelenemez bir görev olduğunun bilinciyle, 1 Mayıs’a hazırlanmak sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Bu aynı zamanda 30 yıl önce bizlere sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya yaratabilmek uğruna 1 Mayıs alanını dolduranların anısına sahip çıkma sorumluluğunun da bir gereğidir!

1 Mayıs’ta liseli gençlik kendi taleplerini alana taşımalıdır!

1 Mayıs İşçi Bayramı’dır ancak 1 Mayıs’ın İşçi Bayramı olarak kutlanabileceği günler gelene dek, 1 Mayıs açık ki bir mücadele günü olarak kalacaktır! Liseli gençlik de 1 Mayıs alanını kendi yürüttüğü özgürlük ve gelecek mücadelesinin taşındığı bir alan olarak görebilmelidir.

Liseli gençlik çalışmamız bir dönemdir ÖSS karşıtı bir çalışma süreci içerisine girmiş bulunmaktadır. ÖSS bugün geniş gençlik kesimlerinin en temel sorunlarının başında gelmektedir. Özünde yaşadığımız sınıflı toplum yapısının bütün gerçeklerini barındıran bu sınav, liseli gençliğin adım adım geleceksizleştirilmesindeki en önemli halkalardan da birini oluşturmaktadır. ÖSS fırsat eşitsizliği üzerinden şekillenen bir eleme sınavıdır. Esasında bu düzende, düzen tarafından baştan elenmişlere, bunun bir de sonuç belgesi ile açıklanmasıdır. Her yıl 2 milyon gencin kabusu olan bu sınava karşı yürüttüğümüz çalışmaları 1 Mayıs alanına taşımak bugün özel olarak önemlidir. Zira yapılan değişikliklerle sınav sisteminin yeni tablosu eşitsizliği derinleştirmekte, doğal olarak ÖSS’nin sosyal, ekonomik ve psikolojik sonuçları katmerlenmektedir.

Özetle, liseli gençlik çalışmamız hedefe ÖSS karşıtlığını koyduğu bir 1 Mayıs çalışması yürütebilmek zorundadır. İstanbul liseli gençlik çalışmamız açısından bu gündem halihazırda güçlü bir kitle çalışması ile bütünleştirilebilmiş bir biçimde ikinci dönem başından bu yana ele alınmaktadır. İstanbul çalışmamız açısından şu dönemde yürütülen çalışmalarının 1 Mayıs gündemi ile bütünleştirilebilmesi esas önemli noktayı oluşturmaktadır.

Diğer illerde yürütülen liseli gençlik çalışmalarımız ise yüzlerini bu gündeme çevirmeli ve 1 Mayıs öncesinde kalan üç haftayı yaygın bir ÖSS karşıtı propaganda çalışması ile bütünleşmiş bir politik kampanya olarak ele alabilmelidir.

Bütün bu faaliyetler özel olarak 1 Mayıs alanını hedeflediği kadar, belki bundan da fazla sonrasını düşünmelidir. Zira her zaman söylediğimiz gibi, 1 Mayıs bir takvim gündemi olmayıp, mücadele içerisinde önceli ve sonralı bir günü ifade etmektedir. Bu haliyle çalışmalar elbette 1 Mayıs gündemine kilitlenmelidir; ancak İstanbul çalışmamızın dönem başında ÖSS gündemini ilk ele almaya başladığı günlerde ortaya çıkarttığı biçimde çalışma takvimleri oluşturularak, ÖSS gündeminin 1 Mayıs sonrasında da etkin bir biçimde teşhirine devam edilmesi hedeflenmelidir.

1 Mayıs’a yürürken…

1 Mayıs çalışmamızı yürütürken özel olarak yerelleşebilme hedefini gözetebilmek durumundayız. 1 Mayıs’ı tekil bir gün olarak ele almadığımız ölçüde, liseli gençlik mücadelesinin 1 Mayıs sonrasında güçlü temellerde sürdürülebilmesi açısından güçlü ve güvencesini kendi gücünden alan yerel çalışmalar yaratabilmek özel önemdedir. Bu, elbette çalışma alanlarımızın bugünkü çalışma düzey ve kapasiteleri göz önüne alınarak pratiğe taşınabilecek bir konudur. Ancak 1 Mayıs çalışması kendi tablomuzu da aşmaya çalıştığımız bir süreç olabilmek durumundadır.

Yerel etkinlikler gerçekleştirmek, yerel yayın faaliyetlerine adım atmak bu noktada anlamlı birer araç olarak düşünülebilir. Yine yerellerin ihtiyacı olan çalışma yöntemlerini gözeterek faaliyet yürütmek de özel olarak önemlidir.  İstanbul çalışmamızın bu dönemin başında sergilediği pratik bu açıdan anlamlı bir deneyime işaret etmektedir. Bir okulda referandum 200’lü sayılara ulaşmışken ve orası için uygun bir araçken, başka bir okulda uygun olmadığı düşünüldüğünden bu araç hiç kullanılmamış, ÖSS gündemi afiş, kuşlama gibi araçlarla işlenmiştir. İstanbul çalışmamızın yarattığı bu örnek, farklı araçları aynı anda devreye sokabilmenin bir örneği olduğu gibi, alanlarını tanıyan, yerellerin özgünlüklerinin bilincinde bir çalışma olmanın öneminin de göstergesidir.

1 Mayıs’a yürürken ileriye dönük hedefler özel olarak önemlidir. 1 Mayıs’ta güçlü bir kortej oluşturabilmek kendi sınırlarında anlamlıdır ancak ertesi güne devrettikleri her zaman için esas kriterimiz olmalıdır. Bu açıdan 1 Mayıs çalışmamız her koşulda örgütsel hedeflerle bütünlüklü ele alınabilmelidir. Yerelleşme vurgusu ve liseli gençliğin sorunlarından kopmayan bir gündem belirleme tercihi bu yaklaşımın bir ürünü olarak ele alınabilmelidir.

Yine aynı şekilde 1 Mayıs günü liseli gençliğin politizasyonunun bir aracı olduğu yerde, sorun tek başına alana kaç kişi getirebildiğimiz sınırında ele alınmamalı ve liseli gençliğin bütününe seslenen bir çalışma tarzında ısrarcı olunabilmelidir. Bu açıdan lise çalışmalarımız afiş, kuş, bildiri vb. etkin kitle çalışması araçlarını devreye sokabilmeli ve bunları mümkün olan en yaygın biçimlerde kullanmalıdır. Liseli gençlik çalışmamızın temel hedefinin politik bir liseli gençlik mücadelesi yaratmak olduğu bir an bile unutulmamalıdır. Bizler anlık başarıların değil, uzun vadeli ve kalıcı kazanımların mücadelesini veriyoruz. 1 Mayıslar’ı da bu mücadele içerisinde özel olarak önemli oldukları gerçeğini bilerek ama bir araç olarak ele alıyoruz.

1 Mayıs bugüne kadarki çalışmalarımızın bir yansıması olmalıdır!


1 Mayıs bugüne kadar ki çalışmalarımızın bir yansıması olmalıdır, olacaktır da. Liseli gençlik çalışmamız geride bıraktığı bir yılın tablosunu 1 Mayıs’ta açığa çıkartacaktır. Bu açıdan liseli gençliğin eylem alanları ile arasına çekilmiş mesafe kapatılmalı, liseli gençlik kesimlerine 1 Mayıs’a katılmanın neden bir ihtiyaç olduğu güçlü bir biçimde anlatılmalıdır.

Liseli gençlik çalışmamızın önünde duran görev açıktır. Bir yüklenme sürecine girmiş bulunmaktayız ve bu sürecin gereklerini yerine getirmek zorundayız! Liseli gençlik çalışmamızın bugüne kadarki deneyimleri, kısa sürede aldığı mesafe daha güçlü sonuçlar yaratabilmenin potansiyel olanaklarını taşıdığının bir göstergesidir! Öyleyse güne yüklenip geleceği kazanmanın zamanıdır!

ÖSS’ye, paralı eğitime ve geleceksizliğe karşı 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız!
Özgür bir gelecek için 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız!
Sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya için 1 Mayıs’ta alanlarda olacağız!


Liselilerin Sesi


Liselilerin Sesi, Sayı: 15, Nisan ‘07

 

Özgürlük ve gelecek mücadeleyle kazanılır!

Sayı: 14, 15 Şubat- 15 Mart '07/PDF için tıklayınız

Liselerde ikinci dönem başladı. Ara tatilde yoğun ve sistematik bir biçimde sürdürülen eğitim çalışmalarımızla hazırlandığımız bu mücadele döneminin çetin geçeceği bugünden görülüyor. Emperyalist saldırganlığın arttığı, Türkiye’nin işbirlikçi burjuvazisinin emperyalizmle kurduğu uşaklık ilişkisinin derinleştiği, bu bağlamda halklar arasına düşmanlık tohumlarının ekildiği bir dönemden geçiyoruz. Dönemin bütün bu koşullarının yanısıra sermaye düzeninin işçi-emekçi kesimleri hedef alan ve arkası kesilmeksizin süren saldırıları da derinleşmektedir. Mücadele döneminin çetinliği de buradan gelmektedir. Sözkonusu toplam tablo, her dönem olunandan daha canlı, daha yoğun ve daha çok yönlü bir faaliyeti kaçınılmaz kılmaktadır. Zira süreç her yaştan devrimcilerin, her düzeyde örgütlülüğün var gücüyle püskürtmeye çalışması gereken saldırılarla doludur.

Liseli gençlik bu toplam tablodan çok yönlü olarak etkilenmektedir. Öncelikli olan elbette eğitim alanında yaşadığı sorunlardır. Sermaye politikaları eksenli yaşanan dönüşümler eğitim alanında hızlı bir özelleştirme ve ticarileştirme sürecini doğurmuş, bunun doğal sonucu da eğitim sisteminin işçi ve emekçi kesimlerden gelen liseli gençliği bir bütün olarak bünyesinin dışına itmesi yahut oyalamasıdır.
Keza eğitimin anti-bilimsel ve gerici niteliği de son yıllarda görülmedik bir hızla derinleşmektedir. Ders kitaplarının içeriği, yalan yanlış bilgiler, ezberci yöntem dayatması koca bir neslin çürütülmesini, etkisizleştirilmesini hedef alır niteliktedir.

Ancak ülke ve dünya genelinde yaşanan süreçten liseli gençliğin salt eğitim alanındaki dönüşümler merkezli etkilendiklerini düşünmek saflık olacaktır. Toplumun genelinde yaşanan gericileşme bugün en fazla karşılığını liseli gençlik içerisinde bulmaktadır. Vatan-millet-Sakarya edebiyatı ile yetiştirilen liseli gençler bugün gelecekte halklar arasında yaratılmak istenen düşmanlığın sahiplenicisi kılınmak istenmektedir.

Ancak bütün bu tanımladığımız tablo doğal olarak düzen açısından ciddi bir çelişkiyi de barındırmaktadır. Düzen, yoğun ve sistemli saldırılarla geleceksizleştirdiği kesimlerden, sonsuza kadar sessiz kalmaları gibi bir beklenti içerisindedir. Elbette sermaye düzeni bu sessizliği, tepkisizliği salt güçlü bir beklenti duyarak bir kenara atmamakta, bu yönlü önlemler de almaktadır. Son dönemde değişen disiplin yönetmeliği, okullarda artan baskı, kameralar, özel güvenlikler, okul önlerine istihdam edilen polisler, hepsi düzenin beklediğinin karşılığını alabilmek için harcadığı çabalardır.

Liseli gençliğin dört koldan saldırılara maruz kaldığı böylesi bir dönemde biz liseli genç komünistlere düşense düzenin bu beklentisini boşa çıkartmanın çabasını harcamaktır. Açık ki bu çabanın yönü liseli gençliği kendi talepleri ve ülke-dünya sorunları karşısında taraflaştırmak ve örgütlü mücadeleye sevk etmekten geçmektedir. İşte, Liselilerin Sesi olarak ikinci dönemin başından sonuna kadar harcayacağımız çabanın yönünü de burası oluşturmaktadır.

Liseli gençlik eğitim sorunlarına karşı
mücadele etmek zorundadır!


Liseli gençlik bugün hangi gündeme ilişkin mücadele ederse etsin, esasında uğruna mücadele ettiği kendi geleceğidir. Bu noktada eğitim sorunları özel olarak önem taşımaktadır. Çünkü bugün liseli gençliği bir bütün olarak geleceksizliğe iten şeyin kendisi, eğitim sisteminde neo-liberal politikalar merkezli yaşanan saldırılar ve dönüşümlerdir.

Bu çerçevede ÖSS özel olarak önem taşımaktadır. Zira ÖSS; açığa çıkarttığı eşitsiz tablo ile, oluşturduğu rant alanı ile, yarattığı rekabet, hırs duyguları ile, öğrencileri içine ittiği ağır psikolojik sorunlarla bir bütün olarak kokuşmuş sistemin, çürümüş bir uygulamasıdır. Yanısıra ÖSS’ye dair burada kısaca sıraladıklarımız bugün liseli gençlik tarafından iyi-kötü bilinen, kavranan sorunlardır.

Liselilerin Sesi militanları, bulundukları bütün alanlarda, ÖSS’ye karşı zaten var olan tepkiyi ve bilinç açıklığını eylemli bir hareketliliğe dönüştürmek sorumluluğu ile karşı karşıyadır. ÖSS’ye karşı olmak açık ki tek başına bir sınava karşı çıkmanın çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Bugün liseli gençlik kesimleri hangi saiklerle bu sınava karşı olurlarsa olsunlar bu bir olumluluktur. Ancak liseli devrimciler bu karşıtlıktan güçlü bir mücadele süreci örme kaygısı taşıyorlarsa, bilinçli-bilinçsiz tepkilerin kendisini ÖSS’nin ardına gizlenmiş gerçeklere yönlendirmenin çabasını harcamak zorundadırlar. Çünkü bugün liseli gençliğe geleceksizliği dayatan ÖSS değil, ÖSS gibi bir uygulamayı yaratan sömürü düzeninin kendisidir.

Liseli gençlik halkların kardeşliği için
mücadele etmek zorundadır!


Liseli gençliğin bir geleceksizlik sorunu ile karşı karşıya olduğunu ısrarla söylüyoruz. Ancak bu söylemimiz tek yönlü olarak iş bulabilmek-bulamamak sınırında algılanmamalıdır. Aksine bizim yapmaya çalıştığımız bir bütün olarak liseli gençliği gelecekte bekleyen karanlıktır. Bu karanlığın bir parçasını da çok açık ki toplumun bütününde hüküm süren şovenist atmosfer oluşturmaktadır.

Coğrafyamızda yaşanan katliamlar, linç girişimleri, son günlerde pıtrak çiçeği gibi açan faşist örgütlenmeler, bordo berelilerin yerine geçen beyaz bereliler… Kısaca toplumsal yaşamda devlet eliyle kudurgan bir şovenizm aşılanmaya çalışılıyor. Bunda sermaye düzeninin azımsanamayacak bir başarıya sahip olduğunu da söylemek gerekiyor.

Yaratılan bu atmosfer karşısında liseli gençliğin saf tutmak zorunda olduğu, yaratılan suni düşmanlığın karşısına devrimci kardeşleşme çağrısını büyüterek, kardeşleşmenin çabasını harcayarak çıkması da olmazsa olmaz bir sorumluluktur. Bu açıdan Liselilerin Sesi militanları ve okurları Ekim Gençliği’nin 100. sayısı vesilesiyle başlattığı “Dünyanın bütün dillerini konuşuyoruz!” kampanyasının bir parçası haline gelmeli, bu kampanya kapsamında liseli gençliği halkların kardeşliği mücadelesinin aktif bir bileşeni haline getirme çabası içinde olmalıdırlar.

Bu çağrının liseli gençlik içerisinde bir karşılık bulacağı da açıktır. Zira bugün sermaye düzeninin bütün gericileştirme çabalarına, düşmanlaştırma politikalarına karşın liseli gençlik halen toplumun en az önyargıya sahip kesimlerinden birini oluşturmaktadır. Aslında eğitim alanında etnik ayrım gözetmeksizin karşı karşıya kalınan saldırılar, halkların kardeşliği mücadelesinde birleşebilme zorunluluğunun temeline de işaret etmektedir.

Bugün “Dünyanın bütün dillerini konuşuyoruz” şiarı, Filistin’i, Irak’ı, Afganistan’ı, Lübnan’ı, Somali’yi, Latin Amerika’yı kendi coğrafyamız saymak, bu sayılan topraklarda yaşayan halkla bütünleşmek demektir. Bugün “Dünyanın bütün dillerini konuşuyoruz” şiarı, bu coğrafyada yüzyıllardır bir arada yaşayan halkların, Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin, Rumların, Lazların, Çerkezlerin, Arapların kardeşliğine vurgu yapmak demektir. Bugün “Dünyanın bütün dillerini konuşuyoruz” demek, bizlere geleceksizliği reva gören bu çürümüş düzenin karşısına yek vücut çıkma mücadelesi vermek demektir.
Liselilerin Sesi olarak ikinci dönem çalışmamızın temel bir ayağı bütün bu nedenlerle bizleri birbirimize kırdırmaya çalışan, “bir bebekten” henüz 17 yaşındayken “katil yaratan” bu kapitalizm karanlığına karşı mücadele etmek olacaktır.

Liseli gençlik toplumsal muhalefetin bir parçasıdır!

Bizler, liseliler; toplumsal muhalefetin bir parçasıyız! Toplumsal yaşamın bir parçasıyız.

Sömürü ve talanın egemen olduğu bir toplumda yaşamanın “insan” olana yüklediği sorumluluk, insanca yaşam koşulları için mücadele etmektir.

Bu bilinçle Liselilerin Sesi’nden liseli devrimciler olarak ikinci dönemde mücadelemizi dün olduğundan daha güçlü kılmak zorundayız. Çünkü sermaye düzeninin bütün saldırıları bugünümüzle sınırlı kalmayıp, geleceğimize yöneliyor.

Ve bizler geleceğimize sahip çıkmak dışında bir seçeneğe sahip değiliz!

Liselilerin Sesi


Sayı: 12, Aralık '06/PDF için tıklayınız

Özgür bir geleceği biz kuracağız!

Liselilerin Sesi olarak yoğun bir kampanya sürecinin son evresindeyiz. Birkaç hafta içerisinde sonlandıracağımız kampanya çalışmalarımız ilden ile farklı sonuçlar doğurmakla beraber, bütününde oldukça anlamlı deneyimler edinmemizi sağladı. “Savaşa değil, eğitime bütçe” başlığı ile sürdürdüğümüz kampanya çalışmamız, illerde yürüttüğümüz çalışmalarımızın her biri açısından, faaliyet kapasitemizi zorladığımız sonuçlar üretti.

Örneğin İzmir Liselilerin Sesi çalışmasının, yayınımızda da örneklerine yer verdiğimiz mektup çalışması, söz konusu ildeki lise çalışmamız açısından büyük bir adımı ifade etmekteydi. İlk kez birçok aracın kullanıldığı bir kitle çalışması süreci oluşturan İzmir LGP açık ki, bu kitle çalışmasının karşılığını fazlasıyla almıştır.

Yine İstanbul’da yürüttüğümüz çalışmanın kampanyanın en yoğun olduğu süreçte 250’yi aşkın liseliyi harekete geçirebilmesi, bir dizi yerel anma etkinliğini, birçok kampanya basın açıklaması ile beraber gerçekleştirebilmiş olması, yerel çalışmada derinleşmek, daha geniş kesimlere seslenmek gibi bir dizi başlıkta anlamlı bir gelişmeyi ifade etmektedir. Yerellerde yavaş yavaş oluşmaya başlayan kültürel-sanatsal kurumsallaşmalar bu yönelimin sonuçlarının alındığının açık göstergesidir.

Bütün bu başarılı tablonun arkasında ise hala önemli bir eksiklik alanı olduğu yerde durmaktadır. LGP çalışmalarımızın her biri anlamlı bir gelişim içerisinde olmalarına karşın, meslek liselerine faaliyetin taşınmasında, bu alanlarda örgütlülükler oluşturulmasında atılan adımlar hala oldukça sınırlı ve yetersizdir. İşte çalışmamızın bugün geldiği noktada artık yapılacak olan, LGP çalışmalarımızın meslek liselerine yönelmeleri, bu alanlarda ucuz emek sömürüsünün en çıplak haliyle karşı karşıya olan liseli gençliği mücadele saflarına çekmeleridir.

Meslek Liseleri: Sermayenin ucuz emek cenneti!


Bugüne kadar meslek liselerinde yaşanan sorunları pek çok kez ele aldık. Meslek liselerinde yaşanan ucuz emek sömürüsünü birçok boyutuyla irdeledik. Döner sermaye sisteminin sonuçlarını tartıştık. Genç işçi konumundaki liseli gençliğin bu okullarda karşılaştıkları birçok soruna, patronların not verme yetkisinden staj yaptıkları fabrikalardaki zorunlu grev kırıcı misyonlarına kadar, ÖSS’de yaşanan katsayı sorunundan meslek liselerinde yaşanan yozlaşmaya kadar birçok soruna değindik.

Son birkaç aydır meslek liseleri burjuvazinin de gündeminden düşmüyor. Tartışmaların kilitlendiği iki ana başlık var. Bunlardan birincisi, KOÇ’un başlattığı “Meslek Liseleri memleket meselesi” kampanyası ile meslek liselerinin bir bütün olarak piyasa ihtiyaçlarına göre konumlandırılması ve şekillendirilmesi tartışması. Diğeri ise, Milli Eğitim Şurası’nda meslek liselilere uygulanan ve sonucu zaten var olan eşitsizliğin derinleşmesi olan AOBP’nin kaldırılmasına karar verilmesi, ancak hemen akabinde TÜSİAD’ın buna itiraz etmesi. Kısacası, her zaman olduğu gibi sermayenin kendi arasındaki rant kavgası esnasında gençlik kesimleri pazarlık malzemesi oluyoruz. Ya da başka bir ifadeyle, geleceğimiz sermayenin ihtiyaçları çerçevesinde şekilleniyor.

Bugün gençliğin gelecek sorunu hakkında söz söyleyenlerin her biri bu gelecek sorununun mimarı kapitalizmin sürekliliğini güvence altına alma telaşındadırl. Doğal olarak onların gençliğin ihtiyaçlarına yanıt verebilme şansları yoktur. Zira bizlerin ihtiyaçlarının bu düzen içerisinde bütünlüklü bir biçimde karşılanması neredeyse imkansızdır. Parasız eğitim talebimizden bilimsel eğitim talebimize kadar bütün taleplerimiz, sermayenin kâr hırsı ve sömürü politikaları dolayısıyla karşılıksız kalmakta ve bunun doğal sonucu olarak bizlere geleceksizlik dışında bir alternatifimiz olmadığı inceden inceye kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

Meslek liseli gençlik sistemin gençliği hedef alan bütünlüklü saldırılarında ilk hedef durumundadır. Kapitalist patronların temel ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflediği bu kurumlarda okuyan öğrenciler bu yüzden sömürünün en çıplak haliyle ve en sert sorunlarıyla karşı karşıyadırlar.

Bütün bunların anlamı, meslek liseli gençliğin bugün gerçekte tek alternatifinin mücadele etmek olduğudur. Sermaye saldırıları karşısında erken yaşta dahil oldukları sınıfın en diri, en dinamik unsurları olan meslek liseliler, eğitim hakları için, acımasızca sömürülen emekleri için, gelecekleri için mücadele etmek dışında başka bir çözüm yoluna sahip değillerdir.

Önümüzdeki süreçte İstanbul LGP çalışmamız meslek liselerine dönük bir kampanya başlatacak. “Gelecek ve özgürlük istiyoruz! Meslek liselerinde ucuz emek sömürüsüne son!” şiarıyla başlatılacak olan kampanya çerçevesinde yaygın bir propaganda çalışması yapılacak ve meslek liselilerin özgür bir gelecek mücadelesi içerisinde saf tutmalarının araçları yaratılacaktır.

Liselilerin Sesi, bütün yerellerde bu çalışmanın kendisi ile paralel bir çalışma yaratmanın yol ve yöntemlerini aramalı, yüzünü meslek liselerine dönmelidir. Bunun anlamı düz liselerde ördüğümüz faaliyetleri kesintiye uğratmak değil, aksine çok yönlü bir faaliyetin gereklerini yerine getirmeyi öğrenmektir.

Liselilerin özgürlük mücadelesi gelişerek büyüyor!

Liselerin ara tatile girmesine neredeyse bir ay kaldı. Ara tatilde de Liselilerin Sesi olarak faaliyetlerimize devam edeceğiz. Yaz sürecinde İstanbul LGP tarafından gerçekleştirilen Devrim Okulları çalışması, ara tatilde özgün biçimleriyle İzmir, Adana, Ankara gibi bir çok ilimize taşınacak. Ara tatile girmeden elimizde kalan bu kısa dönemi Devrim Okulları’nı örgütlemek ve okullarımızdaki arkadaşlarımızı Devrim Okullarına katmak çabası ile geçireceğiz.

Liselileri Sesi olan bizler biliyoruz ki, mücadeleyi büyütmediğimiz koşullarda bu sömürü çarkları durmayacak. Bizler mücadele ederken salt eğitim hakkımız için mücadele etmediğimizin bilincindeyiz. Bizler geleceğimiz için mücadele ediyoruz. Çünkü bugün güncel olan saldırıların sonuçları hiç de yaşadığımız zaman dilimiyle sınırlı değil. Birileri geleceğimizi ipotek altına almak istiyor. Birileri geleceğimizi çalmak istiyor. Bizler ise bütün bu saldırıları sadece “dur” demiyoruz. Bu saldırıları durdurmanın mücadelesini veriyoruz.

Son süreçte çalışmamızın ortaya çıkarttığı deneyimleri önümüzdeki aylarda daha güçlü bir biçimde değerlendireceğiz. Bu değerlendirmelerin sonuçları bundan sonra mücadele alanlarında kendini dışavuracak!

Yola çıktığımız günden bu yana liseli gençlik mücadelesinin bugün içinde bulunduğu darlığa, dağınıklığa, hareketsizliğe mahkum olmadığını ifade edip durduk. Toplumsal muhalefetin durgunluğu elbette belirleyici bir yerde duruyor. Ancak ötesindeki öznel yetersizliklerimiz, bunca sorun ve saldırıya rağmen liseli gençliği mücadeleye katamamamız sonucunu üretiyor. Bu yüzden biz ısrarla ve sabırla, eninde sonunda sonuç alacağımızı bilerek liselere, liselilere gidiyor, kendi eksiklik ve zaaf alanlarımızla bütün gücümüzle mücadele ediyoruz!

Özgür bir geleceği kurmak bizim ellerimizde!
Ve şimdi o eller daha güçlü!
Liselilerin Sesi her geçen gün daha da yükseliyor!

Liselilerin Sesi

 

(Sayı: 12, Aralık 2006)

YAZICIYA GONDER


July
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
30 1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31 1 2 3
 

Sayı: 11, Kasım '06

Sayı: 8/Haziran 2006 PDF olarak indirmek için tıklayın
Sayı: 7 / Mayıs 2006
Sayı: 6 / Nisan 2006